Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • Diğer maceralar
  • Kampanya
  • İletişim

Edep yahu!

13 Nisan 2007

Susacak ve kimseye bir şey anlatmayacaktım. Hatta konuyla hiç alakası olmayan sevgili Didem Kamoy’un merak ederek sorduğu soruya bile üzülerek cevap yazmayacak, olan biteni ve “ismi lazım değil” birilerinin yaptığı edepsizlikleri sineye çekecektim. Çünkü kimseyle kavga etmek ya da birilerini kırmak gibi bir niyetim yoktu…

Ama son olarak Onur Yalazı’nın beni ve benim üzerimden de Pardus Projesi’ni hedef alan “hakaretâmiz” yazısından sonra birkaç noktayı açıklamanın artık gerekli olduğuna inanıyorum.

Madde madde gideceğim:

Bugün kamunun vergileri ile beslenip, üreten (bunu yadsımıyorum) bu insanlar, bu kadar zamanda kamuya ne kadar geri dönüş sağladılar? Devlet Planlama Teşkilatı ile ortak bir çalışma düşünüldü/yapıldı ya da yapılacak mı? Devletin kendi ürettiğini kullanma niyeti ortaya çıkarıldı mı? Veya Devlet İstatistik Enstitüsü yeni adı ile Türkiye İstatistik Kurumu ile ortak çalışma yapıp, şu ana kadar Uludağ Projesinde yapılan işlerin Türkiye’ye katkısı/zararı, hesaplandı mı? Projenin maliyet analizi, devlet bütçesine olan etkileri neden açıklanmıyor? Çok mu gizli? Yoksa bilgi edinme hakkımız sadece dilekçe verirsek mi var?

demiş Onur Yalazı… Onur Yalazı herhalde bilmiyor, TÜBİTAK UEKAE kamunun vergileriyle beslenen bir kurum değil. Her yıl geliri giderinden fazla olan, özkaynaklarıyla büyüyen, Genel Bütçe’ye katkıda bulunan bir özerk yapı. Bir başka deyişle, “köyden kavanoz kavanoz gelen yetim ezmeleriyle” beslenmiyor bu ekip… Bunun öncelikle bilinmesinde fayda var.

Sanırım Onur Yalazı’nın yazması var ama okuması yok. Hayır çünkü olsaydı, bu projenin 3,5 yıllık maliyetinin 1 milyon doları (maaşlar, devlete ödenen sigorta primleri, kiralar, donanımlar ve harcanan elektrik dahil) biraz aşan bir meblağdan ibaret olduğunu ve tek başına ASAL Projesi ile sağlanan “tasarruf”un bu rakamdan fazla olduğunu sağdan soldan, gazetelerden, aylık ekonomi dergilerinden okuyabilirdi… Artistanbul ofisinde beş klasör dolusu haber çıktısı var, dilerse kendisine takdim edebilirim. Eminim Google isimli “şeytan icadı” da aynı işlevi görecektir.

Sadece ASAL Projesi’nden bahsediyorum, şu anda açıklama durumunda olmadığım diğer kamu projelerinden sağlanacak ve Pardus’u makinelerine kuran on binlerin sağladığı tasarruftan, kamusal faydadan bahsetmiyorum bile…

“(…) sözleri olayın ne boyutlara geleceğinin sinyalini veriyormuş. Ali Işıngör gizlice “Ben size PR çalışması yaparım gelin bir oturup konuşalım” ya da “oturup konuştuk, bir işimi yoluna koyayım hepimiz kazanacağız” diyerek neler yapacağını anlatıyormuş. Ancak dank etti. Jetonla çalışıyor sanırım kafam…”

Teklif mektubuEvet, Pardus üzerinden bok gibi para kazanıyorum! Yanda, o çok konuşulan Boğaz manzaralı, gravyer peynirli ve domuz salamlı basın toplantımız için verdiğim teklifin çıktısını bulabilirsiniz. Yanlış okumuyorsunuz, ihalede verdiğim teklif tam 1 (yazıyla 1) YTL’lik… Adamı işte “böyle rezil eder” Onur Yalazı!

Ticari sırlarımızı “faş etmeye” devam edelim… Projenin başlangıcından bu yana, yaklaşık iki yıldır bu işi gönüllü olarak yapıyordum. Eşimin sahibi olduğu, altı çalışanlı Artistanbul ajansı, geçtiğimiz günlerde Pardus’un tanıtım ve basın süreçlerinin yönetimi için açılan “ihaleye” girdi ve en yakın teklifin yarısından bile az bir rakam vererek söz konusu yarışı kazandı. Meraklısına söyleyeyim bu arada: devlete karşı yasal yükümlülüklerimiz olan KDV (yüzde 18), Kurumlar Vergisi (yüzde 20), Stopaj (yüzde 15) ve diğer kesintiler alındıktan sonra bize kalan tutarın çok önemli bir kısmıyla da bünyemizde iki Pardus geliştiricisini istihdam etmeye başladık…

Bu arada yanlış anlaşılmasın, yaptığı işten para kazanmak, bir ticari kurumun da en doğal hakkıdır.

“Peki, o halde dertsiz başına dert alıp, bürokrasi yatağı devlet ihalelerine girip neden bir liralık ya da en ucuzun yarısından da ucuz komik teklifler veriyorsun? Aptal mısın?” diye sorabilirsiniz… Cevabım aslında çok basit: Çünkü kendimi bu ülkeye, bu topraklara borçlu hissediyorum. Bu nedenle de Linux’a (Pardus’a değil!) destek vermeye çalışıyorum.

Buna dair de “fi tarihinde” şöyle bir şey yazmıştım, meraklısı okur artık…

Bugün “Pardus ekibinin her bir elemanı pırlanta gibi markadır” çalışmasının sonunda, Pardus Ekibinin her bir elemanı “Küçük Dağları Yaratan, Açık Kaynak dünyasına dönüş yapan” yegane insanlar haline geldi.

demiş Onur Yalazı.. Bana basında çıkmış ve Erkan Tekman ve Koray Löker (ki bu ikinci isimden de emin değilim) dışında “herhangi bir” Pardus geliştiricisi ile yapılan tek bir röportaj gösterebilirse mutlu olacağım… Bugüne dek hiçbir geliştiriciyi marka haline getirmedik ve üç dört küçük paragraf dışında hiçbir geliştiricinin basına demeç verme şansı bile olmadı!

(…)

Bu arada bilmem biliyor musunuz, Bilgi Üniversitesi Açık Yazılım Günleri’nde karşılaştığımız Mustafa Akgül de Pardus’a yaptığım katkıyı, LKD için de vermemi istemişti? Nitekim, LKD’ye “Linux Şenliği” için de aynı hizmetleri “ücretsiz” bir şekilde verebileceğimize dair olan teklifimiz; sözlü olarak LKD gönüllüleri toplantısında, yazılı olarak da YK’ya iletilmişti…

Kısacası gizli kapaklı bir iş yaptığımız da yok!

Konfüçyüs özür dilemenin erdemine dair bir laf etmiş midir, ne dersin sevgili Meren?

Yorumlar
12 yorum var
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Gezegen’e elveda…

12 Nisan 2007

Ken Parker4.jpgBir süredir sadece ve sadece bir “Pardus geliştiricisi” olduğum için hiç tanımadığım ya da sadece bir iki kere selamlaştığım insanlardan kaba davranışlar görmeye, hakaretler işitmeye başladım.

Aslında uzun bir süre önce başlayan ve giderek kalitesizleşen didişmelerden, abuk subuk yazılardan pek çoğunuz gibi ben de hoşnut değilim. Bu nedenle, affınıza sığınarak, ortalığı kırıp dökmeden, kimsecikleri de kırmadan Gezegen‘den ayrılma kararı aldım.

Gezegen Linux yönetiminden gereğinin yapılmasını rica ediyorum.

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Neden Felis chaus? (2)

13 Mart 2007

Hedef Sıfır Yok Oluş
Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de günesin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek…

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze..

Nâzım Hikmet (Masalların Masalı)

(…)

Aslında bilgisayarın başına, sevgili Erkan’ın “Neden Felis chaus?” başlıklı metninin üzerinden gelişecek, uzun bir “fikr-i takip” yazısı yazmak için oturmuştum. Anadolu’nun bu son derece ilginç kedisinin hikâyesini anlatacak, “Felis chaus” örneği üzerinden Türkiye’de nesli tehlikede olan bir canlıyı hangi sürprizlerin beklediğini, devletimizin Türkiye’nin tehlikede altında olan türlerini korumak için nasıl “dehşetengiz” önlemler aldığını aktaracaktım…

Ama öyle bir an geldi ki, yazdığım tüm paragrafların anlamsızlaşmaya, cümlelerin kifayetsizleşmeye başladığını; “sözün bittiği yere” geldiğimi fark ettim… Felis chaus hakkındaki yazıyı yarına ertelemeye, sözün bittiği yerde Nâzım Hikmet’in bu muhteşem şiirini alıntılamaya karar verdim.

Felis chaus, tıpkı Pardus panthera tulliana gibi, Anadolu’nun “Sıfır Yok Oluş“a doğru giden bir başka “büyük kedisi”. Tıpkı şiirdeki gibi, yakın bir gelecekte bir daha geri dönmemek üzere, sudaki sureti şiirden ve yaşamımızdan çıkacak.

Önce Felis chaus gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra biz gideceğiz, kaybolacak suda suretimiz…

(…)

Felis chaus‘un hikâyesini, yarına bırakalım.

Yorumlar
4 yorum var
Kategori
Hayat, Kültür, Türkiye, Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Ana bana sahanda Tux yap!

10 Mart 2007

Linux dünyasının perdelerini aralamaya devam ediyoruz. Bugünkü kahramanımız, ismi lazım değil, hepinizin yakından tanıdığı bir isim. Bugün onun ve ailesinin evine misafir olacağız…

Önce bu Linux ailesinin profilinden bahsetmeliyim. Çünkü kesinlikle alıştığınız türden bir aile değil bu… Baba gençliğinde devekuşu yetiştiriciliği yapmış bir çılgın, anne evde Fedora kullanıyor, gelin sıkı Linuxcu, oğlan ise ne yazık ki Pardus geliştiricisi. Haliyle de evdeki sohbetler şöyle oluyor:

…

Pardus Geliştiricisi: Anne bak, bahçede ne buldum?

Anne: Devekuşu yumurtası mı?

P.G.: Hadi anne bana paskalya yumurtası yap!

Anne: Olur çocuğum… KDE’li mi olsun yoksa Gnome arayüzüyle mi istersin?

P.G.: Anne yaa, Konqi‘yi yemekten gına geldi! Sen bana iyisi mi sahanda Tux yap!

Anne: Olur benim küçük hayvanım…

Bunu annesinden isteyen insan olamaz!

(Beş dakika sonra ortaya çıkan sanat eseri)

Yorumlar
2 yorum var
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Bir şeyleri idrak etmenin, çok pahalı ve aşırı lüks yolu…

28 Şubat 2007

Biliyorsunuz, son dönemlerde gazete bayiilerini Panthera pardus tulliana‘nın şirin yüzü sık sık süslemeye başladı. Bu yayınların sonuncusu, 52 sayfalık içeriğinin ve 1450 paketten oluşan yazılım deposu ile DVD’sini tamamen Pardus’a ayıran BytePlus dergisi. BytePlus’un Pardus özel sayısı için pek çok geliştirici de yazı yazdı.

Örneğin aşağıdaki üç paragrafı Sevgili Meren’in BytePlus dergisi için hazırladığı muhteşem "Pardus Projesi Tarihçesi"nin girişinden aldım:

BytePlusNietzsche tarih ile ilgili düşüncelerini “Bir şeyleri idrak etmenin, çok pahalı ve aşırı lüks bir yolu” diyerek dile getirmişti… Herhangi bir şeyi “anlamak” zaten başlı başına varılması zor bir nokta iken, bir de insanların bu noktaya yaşamadıkları şeyler için, o şeylerin tarihini okuyarak ulaşmalarının büyük bir fedakârlık gerektireceğini daha önce de düşünürdüm. Fakat okuyan kadar yazanın da benzer bir fedakârlık göstermek durumunda kalacağını anlamam için bu yazıyı yazmam gerekiyormuş.

Oğuz Atay’ın toplumsal psikolojimizin tarihine ışık tutan ustalığının çok küçük bir kısmını bile gösteremeyeceğini şimdiden açıklamakta bir sakınca görmeyen bendeniz, siz kaçırmış olan kıymetli okuyucular için bu yazıda Pardus’un tarihine ilişkin bir özet, projenin bu günlere gelmesini etkileyen önemli dönüm noktaları ve kilit olaylar ile ilgili kısa bilgiler vermeye çalışacağım. Okurken büyük olasılıkla sıkılacak ve kendinizi tüm olan bitenin dışında hissedeceksiniz. Fakat tüm teknolojik gelişmelere rağmen, hem bir parçası olmanın hem de gelecek ile ilgili iyi tahminler yapmanın en geçerli yolu hâlâ tarihçe okumak ise biz de bu yoldan gidelim. Başladım:

1 Eylül 2003: Bu tarih Pardus’u ortaya çıkartacak olan Uludağ Projesi’nin TÜBİTAK’ın başarılı enstitüsü UEKAE koridorlarında “Özgür” kod adı ile anılmaya başladığı tarihtir.

(…)

Kısacası, bu güzel sayıyı kaçırmayın derim!

Yorumlar
2 yorum var
Kategori
Kültür, Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Kediler ikiye ayrılırmış…

16 Şubat 2007

Cesaria Evora
Kediler ikiye ayrılırmış: Sahibini kedi sananlar ya da kendini insan sananlar…

Bizimkisi ikinci sınıftan sanırım. Penguen dergisinde Selçuk Erdem’in sayfasını dikkatle okuyan, limonlu Freşa’larımı içen, yatakta beni iten “aşağılık varlık”ın son numarası şu: Cesaria Evora dinlemeyi seviyor beyimiz! Hele hele Ausencia‘yı söylediğinde kuyruğunu keyifle bir metronom gibi aşağı-yukarı sallarken görmelisiniz eşek herifi :)…

Ultra marjinal bir kedimiz var anlayacağınız…

Şeytan diyor şunu .pisi paketi yap, arkasından GPL ile eşe dosta dağıt! Hedenede hanım kızlar hödenee al fistanı hönkürdümde fedenee… Di mi Cevat Abi? Evet Benjamin!

(…)

Not: Pirimiz Deli Cevat’ın şu sözü çerçeveletilerek tüm sınıflara asılmalı: “Öffff çok sıcak, öfff çok sıcak, çıkarıcam şu saati sonunda o olacak!”

Yorumlar
5 yorum var
Kategori
Hayat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Pardus 2007: Bir ayın bilançosu (2)

22 Ocak 2007

Pardus... Özgürlük İçin...

18 Aralık günü çıkan Pardus 2007′nin kullanıcıları ile ilk buluşmasının ardından yaklaşık bir ay geçti. Bu bir ay zarfında, olan bitene dair ama özellikle de Pardus’un o çok merak edilen "Kaç kişi tarafından indirildi?" gibi sorulara ilk cevap, sevgili Meren’den geldi.

Meren’in yazdıklarını çok anlamlı buluyorum. Sadece bu işin başından beri içinde bulunan geliştiricilerden biri değil, bir süre önce aramızdan ayrılıp Amerika’ya yerleşmiş olmasından da ötürü son derece önemli onun yazdıkları… Pardus projesine hem dışardan hem de içerden bakma yetisine sahip birisi olarak, geldiğimiz noktaya ilişkin dönem dönem ilginç notlar düşüyor tarihe…

Meren’in başlattığı bu "tarihe not düşme" işine bir de ben katkıda bulunayım dedim ve ortaya aşağıdaki notlar çıktı.

(…)

Pardus 2007, 18 Aralık’tan bu yana olan bir aylık süreçte, sadece kendi sunucularımızdan 80.000‘den fazla kez indirildi. İlk 24 saatlik yoğunluğun ardından devreye giren Linux Kullanıcıları Derneği, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve diğer katkıcılarımızın sağladığı sunucular da hesaba katıldığında, bu rakamın daha da artacağı kesin. Benim kişisel tahminim, bu rakamın 120 binler civarına rahatlıkla yükselebileceği yönünde… Bu rakam, Pardus 1.0′ın ilk ayında 25 bin, 60′ıncı günün sonundaysa 40 binlerdeydi.

Pardus 2007′nin sadece İnternet değil, yazılı basın ayağında da büyük bir atağa geçtiğini Meren söylemişti zaten… Pardus’un çıktığı ay içerisinde CHIP dergisi 55.000, PC Magazine 30.000, PC Net dergisi ise 35.000 Pardus’u dergi eki olarak okurlarına dağıttı; PC Magazine dergisi Pardus’a ek olarak, DVD eki içerisinde 5 adet tam sürüm Pardus oyununu da kullanıcılarına hediye etti. Son olarak Elektrik Mühendisleri Odası-EMO da üyelerine 10.000 adet Pardus CD’si dağıtacağını açıkladı.

Bu süreçte geniş katılımlı bir basın lansmanı düzenledik ve "internet siteleri hariç" yazılı-görsel basında Pardus’a ilişkin 60-70 kadar haber/inceleme çıktı. Bir önceki dönemde en yüksek aylık rakam 18-20 civarında dolaşıyordu…

Meren’in söylemediği başka güzellikler de var elbette. Bu haberlerin bazılarını şimdiden "çıtlatalım" sizlere:

İki farklı aylık PC dergisi, şubat ayında tüm Pardus deposunu (Yaklaşık 4 GB) okurlarına dağıtmaya hazırlanıyor. Bu dergilerden biri sayfalarını "tamamen" Pardus’a ayırırken (Pardus Özel Sayısı), öbür dergi bu aydan itibaren sürekli yer vereceği Pardus sayfalarını başlatıyor! Kısacası, "gümbür gümbür" geliyoruz :)…

Bu arada Blog Kardeşliği ile birlikte sürdürülen Pardus banner/buton kampanyasına da muazzam bir katılım oldu. "Özgürlük İçin" çağrımıza destek veren 700 kadar blog (Bu blogların 400+ kadarının listesine Burkina Fasa Fiso’daki kampanya sayfasından ulaşabilirsiniz) buton ve bannerlarımız ile bize yer verdi. Bu kampanya sayesinde daha önce hayatında Pardus’u duymamış kitlelere sesimizi ulaştırmış olmak gibi çok önemli, Pardus.org.tr’nin ziyaretçi sayısının 3 kat artırmış olmak gibi de bazı tâli hedeflere ulaştık.

"Özgürlük İçin…" sloganına destek veren sitelerin profiline bakıldığında, karşımıza çok ilginç bir tablonun çıktığını söyleyebiliriz:

Pardus’a destek veren siteler içinde kendini "Ulusalcı", "İslamcı", "Liberal", "Sosyal Demokrat", "Merkez" ve hatta "Devrimci" olarak nitelendiren birey ve yapıların yer alması; Pardus’un politikalar üstü bir algıya kavuştuğunu göstermesi açısından son derece sevindirici. Benzer bir şekilde, bu kampanyaya destek veren blogların içerik profilleri de birbirinden son derece farklıydı: Aralarında teknolojik gelişmeleri günü gününe takip eden Geek’ler, ev kadınları, köy okulları, yazılım şirketleri, reklam ajansları, yatılı ilköğretim okulları, arkeologlar, doktorlar, warez siteleri, sendikalar, futbolcular hatta ve hatta ornitologlar (kuş gözlemcileri) bile var!

Bunu neye yormak lazım bilmiyorum. Linux’un yavaş yavaş Türkiye’de kabuğunu kırmaya başladığına mı?

(…)

Pardus’a verilen en anlamlı desteklerden biri, bir açık kaynak kodlu yazılım olan Wordpress’ten geldi. Wordpress Türkiye ekibi, 2.0.5 sürümünden itibaren tüm Türkçe Wordpress yönetim panellerinin altına Pardus logosunu yerleştirmeye başladı. Eh, bizim de ellerimiz boş durmuyor elbet, her yeni Pardus 2007 kurulumu ile Firefox’un yer imlerine Wordpress Türkiye’nin sitesi yerleşiyor :)…

Wordpress paneli

Sağolasın Wordpress!

Yorumlar
5 yorum var
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü?

19 Ocak 2007

Fotograf: Gokhan Tan /Atlas
Muhtemelen biliyorsunuz, doktorasını "sanat tarihi" alanında yapan (!) ve isminin önünde "Mimar Dr." takısını sürekli kullanan Sayın Dr. Kadir Topbaş, bir süre önce şöyle bir demeç vermişti: "Şişhane’de bir duvar kalıntısı var, bu sur tarihi mi, korunması gerekir mi değil mi, öğrenme noktasındayız…"

Sayın Kadir Topbaş, sanat tarihi doktorası sırasında Galata’yı çevreleyen surları atlamış olabilir elbette… Ya da tıpkı metro kazısına başlamadan önce zemin etüdünü ve yer üstü varlıkların tespitini unuttuğu gibi, bunu da unutmuş olabilir! Halbuki herhangi bir kitapçıya girip, Doğan Kuban’ın ya da İstanbul üzerine yazılmış herhangi bir arkeolojik/ turistik kitabı alıp bir kere okuması yeterliydi… Bilmediği ve okumadığı için, Galata surlarından kalan bu sur ile 1302 tarihinde inşa edilen ve üzerinde hâlâ o günkü Cenevizli ailelerin armasını taşıyan Yanık Kapı’yı yıkmayı ya da yerinden söküp başka bir yere taşımayı düşünebiliyor!

Geçtiğimiz hafta mesaimin büyük bir kısmı, Rai Uno haber koordinatörü Paolo Di Giannantonio ve Atlas dergisinden Gökhan Tan ile birlikte, İstanbul’un en müptezel iş hanlarının aralarında hatta bazıları apartman boşluklarında hapsolan Ceneviz surlarını aramakla geçti… Bazen bir çaycının "abi gel ben sana bir şey göstereyim" deyip, bir hanın yedinci katından aşağı baktırmasıyla, bazen de bir metruk apartmanın çatısına çıktığımızda karşımıza çıktı bu surlar. Hatta bir şey söyleyeyim mi size, Galata Kulesi gibi en az 5 kule daha var Karaköy’ün karanlık kuytularında! Bunlardan iki tanesi beş katlı apartman yüksekliğinde!

Hepsini çektik ve ortaya 8 dakikalık çok güzel bir "yarı belgesel - yarı haber" çıktı. Şu dakikalarda seslendirmesi Roma’da yapılıyor. Eğer seslendirmeler yetişirse, bugün (Cuma) Türkiye saatiyle 24′de, Rai Uno’nun gece haber bandında yayına girecek. İstanbul tarihiyle ilgili olanlar, Digitürk ya da uydu aracılığıyla izleyebilecekleri bu yayını kaçırmasınlar derim. Çünkü en azından İtalya’da ortalık karışacak.

Moleschino yazar ve okurları için bu konuyu ve İstanbul’daki metro kazısına ilişkin bazı bilinmeyenleri anlatan güzel bir yazıysa, hafta sonu yayında olur. Anlayacağınız gibi çok doluyum, çok!

 

Fotoğraf: Gökhan Tan / Atlas

Yorumlar
8 yorum var
Kategori
Kültür, Tarih, Türkiye
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

« Previous Entries Next Entries »

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Biliyor Musunuz?


Son Yorumlar

  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi… yazısı için sohbet tarafından yapılan yorum
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? yazısı için istanbul kckcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • Bir geliştirici olmak… yazısı için istanbul kckcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • 10 kaplan gücünde geliyoruz! yazısı için ela kurt tarafından yapılan yorum
  • Blogların gücü adına… yazısı için atakan tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (12)
  • Özgür yazılım (92)
  • Blogger (29)
  • Coğrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • Fotoğraf (11)
  • Hayat (58)
  • Kültür (52)
  • Politika (25)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)

Arşiv

  • Şubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • Ağustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Şubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • Ağustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Şubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • Ağustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal Şalala”
  • Şark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç düşünce…
  • Just for fun!

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • Özlem Pak Işıngör
  • Barış Metin
  • Duygu Özpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma Şevkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Bunları dinliyorum

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox