<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi &#187; Sanat</title>
	<atom:link href="http://www.burkinafasafiso.com/category/sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.burkinafasafiso.com</link>
	<description>Ali Işıngör'ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Nov 2009 16:34:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Milano, tasarım ve birkaç düşünce&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2007/07/03/milano-tasarim-ve-birkac-dusunce/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2007/07/03/milano-tasarim-ve-birkac-dusunce/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2007 11:46:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burkinafasafiso.com/2007/07/03/milano-tasarim-ve-birkac-dusunce/</guid>
		<description><![CDATA[
Hayatımda sadece Linux yok elbette. Başka şeyler de var, örneğin edebiyat, tekne, fotoğraf, politika&#8230; Onlardan bir tanesi de, tasarım. Bahsetmeye vakit bulamadım ama nisan ayının üçüncü haftası boyunca yani Milano Tasarım Haftası boyunca Zona Tortona&#8217;daydım.
Son birkaç yıldır dünya tasarımının kâbesi olan Zona Tortona, Milano şehir merkezine yürüme mesafesinde, şehrin güneyinde küçük bir mahalle. Bizdeki karşılığı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2007/07/salone_internazionale.jpg" title="Salone Internazionale del Mobile’den bir enstantane…" /><br />
Hayatımda sadece Linux yok elbette. Başka şeyler de var, örneğin edebiyat, tekne, fotoğraf, politika&#8230; Onlardan bir tanesi de, tasarım. Bahsetmeye vakit bulamadım ama nisan ayının üçüncü haftası boyunca yani Milano Tasarım Haftası boyunca Zona Tortona&#8217;daydım.</p>
<p>Son birkaç yıldır dünya tasarımının kâbesi olan Zona Tortona, Milano şehir merkezine yürüme mesafesinde, şehrin güneyinde küçük bir mahalle. Bizdeki karşılığı, Kazlıçeşme ile Tophane arasında bir yerlere denk düşse gerek! Kazlıçeşme, çünkü Zona Tortona&#8217;ya ev sahipliği yapan bölge, bir zamanlar Milano&#8217;nun oto sanayi, çıkma lastikçi, kibrit fabrikası, fotoğraf filmi kimyasalcısı gibi çok da hijyenik olmayan üretimlerin yapıldığı bir mahallesiymiş. Şehrin genişlemesiyle bu keşmekeşe bir de konutlar eklenince, burası iyice sevimsiz bir mahalle olmuş&#8230;</p>
<p>Şimdilerdeyse <a href="http://www.zonatortona.it/italiano/index.htm">Zona Tortona</a>, dünyanın en büyük tasarım etkinliği olan &#8220;Milano Tasarım Haftası&#8221; ya da doğru şekliyle söylemek gerekirse Salone Internazionale del Mobile&#8217;ye rakip bir &#8220;<strong>mahalleli organizasyonuna</strong>&#8221; ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Şimdi &#8220;Salone Internazionale del Mobile ne ola ki?&#8221; diyecek olanlara küçük bir açıklama yapalım: <strong>Salone</strong>, dünyanın en büyük tasarım organizasyonunun adı. Her yıl nisan ayının üçüncü haftasında, dünyada tasarım alanında neredeyse kim varsa, Milano&#8217;daki bu devasa fuarlar/sergiler/showbusiness&#8217;a katılır; en uç teknolojiler, en yeni malzemeler önce burada görücüye çıkarılır.</p>
<p>Kısaca &#8220;Salone&#8221; (Türkçesi: salon) dediğime bakmayın, bizdeki en büyük curcuna olan TÜYAP Bilişim Fuarı&#8217;nı düşünün, yaklaşık kapalı alanını gözünüzün önüne getirin, sonra da 200&#8242;le falan çarpın! Bu hesaplama bile, Salone&#8217;nin büyüklüğünü anlatmaya yetmeyebilir. Sadece şöyle diyeyim, bu organizasyon süresince sadece Milano&#8217;da değil, Kuzey İtalya&#8217;nın önemli bir kısmını oluşturan Lombardia eyaletinde boş &#8220;<strong>otel odası</strong>&#8221; bulamazsınız, bulabilirseniz de fiyatlar 3&#8242;e hatta 5&#8242;e katlanmıştır! En az altı ay öncesinden odanızı rezerve etmeniz tavsiye olunur&#8230;</p>
<p>(&#8230;)</p>
<p>Neyse, Zona Tortona&#8217;ya dönelim&#8230;</p>
<p>Zona Tortona&#8217;nın bir parça Tophane&#8217;ye de benzediğini söylemiştim hatırlarsanız&#8230; Kazlıçeşme&#8217;msi bu mahalle, önce Doğu Avrupa sonra ise Uzakdoğu&#8217;dan gelen rekabet edilmesi imkânsız ekonomiler yüzünden kepenklerini indirmeye, fabrikalarının kapısına kilit vurmaya başlamış. Tam bu sırada ilginç bir olay olmuş: Salone Internazionale&#8217;nin düzenleyicisi firma olan COSMIT&#8217;e kafası bozulan birkaç büyük firma, “Yemişim İtalyan usulü eziyeti!” deyip, burada kapısına kilit vurulan fabrika binalarını kiralayıp, devasa alanlarda keyiflerince etkinlik düzenlemeye başlamışlar. Bu dakikadan sonra “Kazlıçeşmemsi” bu semt, Tophane&#8217;leşmeye; İstanbul Modern, Siemens Binası, Tophane-i Amire gibi yeniden değerlendirilen binaların hayat kattığı, bir kültürel çekim merkezine dönüşmeye başlamış.</p>
<p>Her neyse, mahalleli ve eski atölye sahipleri bir süre sonra bu işe uyanıp, aralarında örgütlenerek, Zona Tortona&#8217;yı tasarımın gerçek başkenti haline getirmişler.</p>
<p>Zona Tortona bugün, fuardan daha gevşek kuralların uygulandığı; sıra dışı mekânların (mesela en gözde alanlardan bir tanesi, eski havagazı dağıtım şebekesinin bakım atölyesiydi) sergilenen tasarımlara farklı bir değer kattığı, fuarda kaybolmak istemeyen ya da “iyi ama henüz ticarileştirilememiş” fikirlere sahip firmaların tercih ettiği bir alan&#8230;</p>
<p>Burada son yılların en sıra dışı tasarımlarına imza atan Marcel Wanders da var; <a href="http://www.tomdixon.net/" title="Bir diğer deli...">Tom Dixon</a> da, kağıttan koltuk yapan <a href="http://www.molodesign.com/en/products/soft.html">Kanadalılar</a> da, dijital teknolojinin en yeni gelişmelerini mobilyalara taşımaya çalışan gençler de var&#8230;</p>
<p><img src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2007/07/crochet-chair_2.jpg" title="Marcel Wanders" /></p>
<p>Bu yılki Zona Tortona&#8217;da en çok ilgi çeken bölümlerden birisi, <a href="http://www.marcelwanders.com/" title="Müthiş...">Marcel Wanders</a>&#8216;ın sınırları zorlayan çalışmalarını sergilediği salondu. Marcel Wanders sınırları yine zorlamış, anneannelerimizin diktiği dantelleri polimer esaslı bir sprey ile  sertleştirip, koltuk ya da abajur gibi günlük kullanım nesnelere dönüştürmüştü. Kütahya çinilerini, İznik motiflerini, Çin süslemelerini bolca kullanan Marcel Wanders&#8217;ın işleri kesinlikle çok ilginçti ama bunlar birer “tasarım” mıdır, “malzemeye meydan okuma” mıdır, yoksa “oyuncak”mıdır açıkçası tartışılır&#8230;</p>
<p>Bu arada hangi salona girsek, bir yerlerimizin <a href="http://www.karimrashid.com/">Karim Rashid</a>&#8216;e çarptığını söylemeden edemeyeceğim. Alessi, Artemide, Audi, Bonaldo, Capellini, Coca Cola, Davidoff, Edra, Felice Rossi, Foscarini, Herman Miller, Horm, Hyundai, Magis, Prada, Sony, Zeritalia ve daha nicesi&#8230; Yeryüzündeki tasarımcıların yüzde 95&#8242;inin açlıktan evde yorgan kemirdiği bir dünyada, tek bir imzanın böylesine bir pazar yaygınlığı kazanmasının; evrensel tasarıma değil, olsa olsa plastik kalıpçılara hizmet edeceğini düşünüyorum ya, neyse&#8230;</p>
<p>Bu yılki Zona Tortona&#8217;nın bizim açımızdan en büyük farklılığıysa hiç kuşkusuz, Nurus&#8217;un öncülüğünde 30 kadar Türk tasarımcısının işlerinin sunulduğu “İlk in Milano” sergisiydi. Aziz Sarıyer, Defne Koz, Can Yalman, İnci Mutlu, Aykut Erol, Tanju Özelgin, Atilla Kuzu, Kunter Şekercioğlu gibi ünlü Türk tasarımcılarının yer aldığı etkinlik; Türk çizgisinin evrensel tasarım dünyasında geldiği noktayı göstermesi açısından çok iyi bir karşılaştırma olanağı sundu.</p>
<p><strong>Artistanbul</strong> açısından bu etkinliğin önemiyse, bu 30 Türk tasarımcısından üçünün uzun bir süredir bizimle çalışıyor olmasıydı.</p>
<p>Gelecek yıl Milano Tasarım Haftası&#8217;na, birisi 100-120 metrekare, diğeriyse bunun yarısı kadar, iki ayrı standda katılacağımızı söylesem? :)</p>
<p><img src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2007/07/aziz_sariyer.jpg" title="Aziz Sarıyer" /></p>
<p>Bu arada uzun zamandır söyleyemediğim bir şey vardı, içimde kalmadan bunu da söylemiş olayım.</p>
<p>Hani NTVMSNBC başta olmak üzere Türk basınının &#8220;<strong>Microsoft&#8217;tan bilgisayar gibi masa</strong>&#8221; başlıklı, mayıs ayı tarihli <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/409548.asp">haberler</a> vardı ya&#8230; &#8220;Surface&#8221; adı verilen o masanın çok daha sıra dışı bir uygulamasını, nisan ayında Zona Tortona&#8217;da bir İskandinav grubun standında görmüş, gelir gelmez de heyecanla sevgili Görkem Çetin&#8217;e anlatmıştım.</p>
<p>Bugün dolapları karıştırırken broşürlerini buldum. Meğerse İskandinavyalı arkadaşlar, sistem altyapısında Linux kullanıyorlarmış. Microsoftçu arkadaşlar gelmeden önce, Nisan ayında Linuxcular o yoldan geri dönüyormuş bile! :)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2007/07/03/milano-tasarim-ve-birkac-dusunce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İran&#8217;ı sevmek için 41 neden&#8221; ve Moleschino&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Oct 2006 18:54:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda inanılmaz bir tempo içindeyim, bunda hem işlerin yoğunluğu hem de aynı anda pek çok iş ve uğraşı bir arada götürme inadım rol oynuyor. Bu nedenle de Burkina Fasa Fiso&#8216;ya bir zamanlar harcadığım zamanın beşte birini bile artık ayıramıyorum.
Neyse ki hayatımın bir başka köşesinde Moleschino var ve oraya bu daha sık yazıyorum. Moleschino, hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/10/bir_iran_evi.jpg"><img style="width: 450px; height: 340px;" id="image331" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/10/bir_iran_evi2.jpg" alt="bir_iran_evi2.jpg" /></a><br />Son zamanlarda inanılmaz bir tempo içindeyim, bunda hem işlerin yoğunluğu hem de aynı anda pek çok iş ve uğraşı bir arada götürme inadım rol oynuyor. Bu nedenle de <a href="http://www.burkinafasafiso.com" title="Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi">Burkina Fasa Fiso</a>&#8216;ya bir zamanlar harcadığım zamanın beşte birini bile artık ayıramıyorum.</p>
<p>Neyse ki hayatımın bir başka köşesinde <a href="http://www.moleschino.org" title="Düşünenler için akıl defteri">Moleschino</a> var ve oraya bu daha sık yazıyorum. Moleschino, hem birbirinden farklı ilgi alanlarına sahip yazarlarının fikir zenginliği, hem de son derece renkli okur yorumlarına (Geçenlerde birisi peygamberliğini ilan ederek bizi kendi dinine çağırdı) sahne olmasından ötürü, o ortamda yazmak çok daha keyifli.  </p>
<p>Son yazdığım yazının <span style="text-decoration: underline;"></span>düzeltmelerini yaparken, ansızın Burkina&#8217;da uzun zamandır hikâye anlatmadığımın farkına vardım. Belki de bu yüzden eskisi kadar sevmiyor, bir kenarda yetim bir şekilde bekletiyorum Burkina&#8217;yı&#8230;</p>
<p>İyisi mi, Moleschino&#8217;dan ödünç bir hikâye ile bir geri dönüş yapalım eski göz ağrımıza&#8230; Bu alıntının yapıldığı yazının ilk kısmına <a href="http://www.moleschino.org/2006/08/24/irani-sevmek-icin-41-neden/" title="İran'ı sevmek için 41 neden">buradan</a>, ikinci kısmınaysa <a href="http://www.moleschino.org/2006/10/21/irani-sevmek-icin-41-neden-daha/" title="İran'ı sevmek için 41 neden daha">şuradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Karabük&#8217;te kol gibi demirler düzeliyor, bu site de düzelecek elbet&#8230;</p>
<p>(&#8230;)&nbsp;</p>
<p>42) <strong>Hoseyniye Emini (Hüseyin&#8217;e emanet):</strong> Bir varmışlı bir yokmuşlu zaman kiplerinde, Ahmet Han adında biri, İran&#8217;ın en zengin beylerbeylerindenmiş. İşte o zamanlardan birinde, İran şahı Tebriz&#8217;deki yazlık sarayından Rey kentine dönerken, yolu her yanı bakımlı, köylüleri zengin mi zengin bir köyden geçmiş. Yanındaki vezire sormuş:</p>
<blockquote><p>&quot;Bu kimin köyüdür böyle?&quot;</p>
</blockquote>
<p>Vezir, &quot;Beylerinizden Ahmet Han&#8217;ındır&quot; demiş.</p>
<p>Neyse, bir sonraki mola yerine doğru yola koyulmuşlar. Birkaç saat kadar gittikten sonra başka bir bol çeşmeli, zengin bir köyde durmuşlar. Şah yine soracak olmuş:</p>
<blockquote><p>&quot;Peki, bu köy kimindir?&quot;</p>
</blockquote>
<p>&nbsp;Vezir çekinerek yine aynı cevabı vermiş: &quot;Beylerinizden Ahmet Han&#8217;ındır.&quot;</p>
<p>Yol boyunca hangi zengin, müreffeh köyde duracak olsalar o köyün Ahmet Han&#8217;ın (İsmini hatırlayamadığım için uydurdum-A.I.) olduğunu, biraz canı sıkılarak ama çokca da kıskançlıkla öğrenmiş İran Şahı. En sonunda dayanamayıp, patlamış:</p>
<blockquote><p>&quot;Kimmiş bu Ahmet Han! Götürün bakalım beni onun evine!&quot;</p>
</blockquote>
<p>Şah&#8217;ı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Qazvin">Kazvin</a> kentinin içinde, muhteşem bir konağa götürmüşler. Köşkte tek bir cam olmamasına rağmen, içerde yüzlerce renkli gölge dolaşıyormuş. Pencereler, eşi görülmedik bir şekilde güneşte parıldıyor, içeriye seyredeni sarhoş eden çeşitli ışık oyunlarını bırakıyormuş. Meğerse Ahmet Han, tüm konağın vitraylarını cam yerine Karagöz-Hacivat figürlerinin de yapıldığı gergedan derisinden yarı şeffaf/renklendirilmiş süslemelerle kaplamış! Bütün bir konak, tavanını süsleyen aynalarla birlikte bir masal sandığını andırıyormuş&#8230;</p>
<p>Şah, kendi sarayından bile güzel olan bu konağı ve sahibini çok kıskanmış&#8230; Konağa &quot;usulünce&quot; el koymak için Ahmet Han&#8217;a herkesin duyacağı bir şekilde seslenmiş:</p>
<blockquote><p>- Ahmet Han, çok güzel bir saray yapmışsın! Burası &quot;<strong>şahlara layık</strong>&quot; bir yer olmuş!</p>
<p>Ahmet Han&#8217;dan ses çıkmamış.</p>
<p>- Ahmet Han! Sana diyorum! Bir &quot;<strong>şaheser</strong>&quot; olmuş burası!</p>
<p>Ahmet Han yine duymamazlığa gelmiş. Şah hiddetlenmiş:</p>
<p>- Ahmet Han! &quot;<strong>Şahane</strong>&quot; bir konak olmuş burası. Çok güzel!</p>
<p>Ahmet Han başını yerden yavaşça kaldırmış, kimsenin beklemediği bir cevabı yapıştırmış:</p>
<p><em>- Sahibi daha da güzel!</em></p>
<p>İran şahı çok hiddetlenmiş kendisini küçümser gibi konuşulmasından. Korumalarının elleri Ahmet Han&#8217;ın boynunu oracıkta almak için kılınçlarının kabzalarına uzanırken, öfkeyle haykırmış şah:</p>
<p>- Demek öyle seni densiz! Kimmiş sahibi bakalım buranın!</p>
<p>- <strong>Hazreti Hüseyin</strong>&#8216;dir efendim!</p>
</blockquote>
<p>Konağını o dakika Hz. Hüseyin&#8217;e vakfeden Ahmet Han, böylelikle hem evini hem de boynunu kurtarmış&#8230; Bugün, halkın &quot;Hoseyniye Emini&quot; yani &quot;Hüseyin&#8217;e emanet&quot; dediği bu konak, İran&#8217;ın &quot;ulusal hazine&quot;lerinden biri ilan edilmiş durumda. Camlaşıncaya kadar inceltilen ve renklendirilen gergedan derisiyle kaplı bu konağın eşsiz vitrayları, insana dev bir Karagöz-Hacivat sahnesinin içinde olduğunu düşündürür&#8230;</p>
<p>[ratings]</p>
<p>Fotoğraf: Flickr (<a href="http://flickr.com/photos/horizon/">Horizon</a>)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Tasarım Haftası&#8217;ndan notlar</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Sep 2006 15:42:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/</guid>
		<description><![CDATA[Çok az vaktim olduğundan ve fuar alanındaki sık sık kopan bir kablosuz bağlantıyı kullandığımdan, aklıma takılanları kısa notlar halinde geçiyorum:
 

Istanbul Design Week geçen yılki gibi yine Eski Galata Köprüsü&#8217;nün üzerinde.  &#34;Eski Galata Köprüsü nerede?&#34; diye soracaklara hemen söyleyelim; Balat kıyısında, Haliç&#8217;in içine uzanmış bir yarım köprü&#8230;
Galata Köprüsü&#8217;nün bilinçli bir şekilde yakıldığı günü (Evet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok az vaktim olduğundan ve fuar alanındaki sık sık kopan bir kablosuz bağlantıyı kullandığımdan, aklıma takılanları kısa notlar halinde geçiyorum:</p>
<p><img alt="BuradayÄ±z!" src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/09/galata%20k%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC.jpg" id="image319" style="width: 400px; height: 264px;" /> </p>
<ul>
<li><a title="Köprüye gelmek için iyi bir bahane" href="http://www.istanbuldesignweek.com/">Istanbul Design Week</a> geçen yılki gibi yine Eski Galata Köprüsü&#8217;nün üzerinde.  &quot;Eski Galata Köprüsü nerede?&quot; diye soracaklara hemen söyleyelim; Balat kıyısında, Haliç&#8217;in içine uzanmış bir yarım köprü&#8230;</li>
<li>Galata Köprüsü&#8217;nün bilinçli bir şekilde yakıldığı günü (Evet, yanmadı yakıldı!) dün gibi hatırlıyoruz. Sınıf arkadaşım <strong>Pelin Tayanç</strong> ile o gün ders çıkışında köprü altında karşılıklı içmeye karar vermiştik. Köprüye vardığımızda cayır cayır yanıyordu. Hüngür hüngür ağladığımızı hatırlıyorum.</li>
<li>Köprüye dair en eski anılarımdan biri, 1984 yılında okula gitmek için üzerinden her gün &quot;<strong>fındıkburun</strong>&quot; tabir edilen otobüslerle geçişimdir. Fındıkburunlar o yıldan sonra hizmetten kalkmıştı. Bu otobüslerin yolcu indirme kapısı, aracın tam arkasındadır. Bu nedenle de durağa geldiğinizde sağ tarafa doğru değil, yolun tam ortasına inerdiniz. Hiç unutmuyorum, bir keresinde inerken, şöförün aracı kaykıttırmasından ötürü arkadaki renonun kaportasının üzerine düşmüştüm :)</li>
<li>İstanbul Tasarım Haftası&#8217;nın en güzel yanının &quot;köprünün kendisi&quot; olduğunu söyleyebilirim. Sıkıldığımda arkamı dönüyorum ve karşıma Galata Kulesi, Fatih Camii, Fener Patrikhanesi&#8217;nden oluşan muazzam bir manzara çıkıyor. Bu köprüyü hâlâ çok seviyorum!</li>
<li>Köprünün üst kısmı Türkiye&#8217;nin önemli tasarım ve dekorasyon firmalarına ayrılırken; alt kat, genç tasarımcılara ve üniversitelere bırakılmış.</li>
<li>Polisan ziyaretçilerin renklendirmesi için iki farklı dev İstanbul manzarasını panolara çizdirmiş. Ancak halkımız resmin üzerine &quot;Ali Ayşe&#8217;yi seviyor, Çarşı ulan, Suphi rullaz&quot; gibi şeyler yazdığı için bu sabah panolar değiştirildi. Yeni gelen panolar da an itibariyle mundar olmuş durumda&#8230;</li>
<li>&quot;<strong>Köprü üstü</strong>&quot; standlarının çok daha profesyonel ve çarpıcı olduğunu söylemeliyim. Benim açımdan en ilgi çekici tasarımlar buradaydı. Aziz Sarıyer, Can Yalman, Reha Erdoğan gibi ünlü tasarımcılar buradaydı ve bence en çok ilgiyi de onlar çekti.</li>
</ul>
<p><a title="Arc masa" onclick="doPopup(320);return false;" href="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/09/arc-masa.jpg" class="imagelink"><img width="200" height="146" align="left" alt="Arc masa" src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/09/arc-masa.jpg" id="image320" style="border-style: solid; border-width: 0px; margin: 0px; padding: 0px; width: 200px; height: 146px;" /></a>
<ul>
<li><strong>Artistanbul</strong> olarak yer aldığımız <strong>Alparda</strong> standından bahsetmeliyim. <strong>Aziz Sarıyer</strong>&#8216;in Arc isimli masası ile &quot;En İyi Tasarım&quot; ödülüne aday gösterildiğimiz şu dakikalarda standımız gazeteci kaynıyor. Demin Wallpaper dergisi ile tanıştık, onlara yarın balık-ekmek yedireceğiz :)</li>
<li>&quot;<strong>Köprü altı</strong>&quot;na gelince&#8230; Burası daha çok genç tasarımcılara ayrılmış olmasına ve dünya çapındaki tüm tasarım etkinliklerinde en çok ilgiyi genç yeteneklerin yer aldığı bölümler çekmesine rağmen (Milano&#8217;da mesela her yıl dünyanın dört bir yanından gelen genç yetenekleri ağırlayan <strong>Satellite</strong>, Milan Design Week&#8217;in kâbesi sayılır ve ekstra para ödenerek gezilen tek bölümdür!) ne gariptir ki, İstanbul Tasarım Haftası&#8217;nın en sönük kısmı da burasıydı! Bunu artık neye yormak gerekir, bilemedim.</li>
<li>Eskiden çalıştığım kurum olduğu için &quot;tevazu&quot; göstermeyeceğim: Hürriyet Grubu&#8217;nun bu tür organizasyonlarını üstlenen DDF nefret edilecek bir organizasyon becerisi gösteriyor. Söz verdiği hizmetlerin hiçbirini adam gibi vermeyen DDF&#8217;in adı &quot;köprüyü satma&quot; becerisi göstermiş olduğu için &quot;<strong>Sülün Osman</strong>&quot;a çıkmış durumda! Gelecek yıl zor satarlar..</li>
<li>Köprüde balık ekmek henüz yiyemedim, kısmet yarına&#8230;</li>
<li>Tasarım fuarı burada, uyduruk etkinliklere (Cebit) katılan <a title="aslan parçası" href="http://www.pardus.org.tr">Pardus</a> nerede? :)</li>
</ul>
<p>Neyse, geri kalanı yarın paylaşırım sizlerle :)&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br /><em>Köprüaltı muhabiriniz-Ali&nbsp;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fotoğraflar: Aslan parçası <a href="http://www.dexigner.com/forum/index.php?showtopic=7556" title="Dexigner">Dexigner</a>&#8216;dan.. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Işığın Efendisi&#8221;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/06/14/isigin-efendisi/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/06/14/isigin-efendisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2006 07:55:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/2006/06/14/isigin-efendisi/</guid>
		<description><![CDATA[kültür, resim, hayat&#160;



Batılı sanat çevreleri değeri bilinmemiş bir ressamı konuşuyor. Yüzyıllardır Goya, Velazquez ya da Le Nain gibi ünlü ressamlara atfedilen birçok başyapıtın aslında, rastlantı sonucu keşfedilen Fransız ressam Georges de La Tour’un elinden çıktığı anlaşıldı. Yıllar yılı “taklitçilik”le suçlanan 1593 doğumlu de La Tour, bugün “Fransa’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan biri” sayılıyor.
“O, hiç şüphesiz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr">kültür</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/resim">resim</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/hayat">hayat</a>&nbsp;</p>
<p>
<a href="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/Georges_de_La_Tour_kucuk.jpg"><img width="400" height="331" style="border: 2px solid rgb(187, 187, 255); margin: 0px; padding: 0px; width: 400px; height: 331px;" id="image268" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/Georges_de_La_Tour_kucuk.jpg" alt="George_De_Tour_1" /></a></p>
<p>
Batılı sanat çevreleri değeri bilinmemiş bir ressamı konuşuyor. Yüzyıllardır Goya, Velazquez ya da Le Nain gibi ünlü ressamlara atfedilen birçok başyapıtın aslında, rastlantı sonucu keşfedilen Fransız ressam Georges de La Tour’un elinden çıktığı anlaşıldı. Yıllar yılı “taklitçilik”le suçlanan 1593 doğumlu de La Tour, bugün “Fransa’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan biri” sayılıyor.</p>
<p>“O, hiç şüphesiz, eserleri ölümünden sonra prim yapan ressamların en görkemlisi” diyor Paris’teki Louvre Müzesi’nin müdürü Pierre Rosenberg.“Bir adamın ortaya çıkıp 17. yüzyıl sanatına dair bilinenleri bir anda yıkması sık rastlanan bir olay değil.”</p>
<p>Aslında bakılırsa, bugünlerde Fransa’nın milli gururu haline gelen Georges de La Tour ününü, anlı şanlı resimlerinin aksine sanat tarihçilerin onu “fark edememiş” olmasına borçlu. Nitekim, bir anda Fransa’nın en pahalı ressamı haline gelen de La Tour’un gerçek kimliği yıllar süren bir polisiye takip sonrasında ortaya çıkarıldı.</p>
<p><a href="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/Gunah-cikaran_aziz_jerome.jpg"><img width="275" height="400" alt="GÃ¼nah_Ã§Ä±karan_aziz_Jerome" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/Gunah-cikaran_aziz_jerome.jpg" id="image269" style="border: 2px solid rgb(187, 187, 255); margin: 0px; padding: 0px; width: 275px; height: 400px;" /></a><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"></span></p>
<p><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"></span>&quot;<span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Kopyacı yetenekli genç</span>&quot;</p>
<p>Georges de la Tour ya da Louvre Müzesi çalışanlarının taktıkları ismiyle “ışığın efendisi”nin keşfedilme süreci başlı başına bir serüven. 1593 doğumlu ressamın önemini ilk fark eden, Alman tarihçi Hermann Voss. Ressamın doğumundan 300 küsur yıl sonra, 1915’te yazdığı kitapta de La Tour için doğru sayılamayacak şu notu düşmüş: “Yaşadığı yüzyılın ustalarını taklit eden, çok yetenekli bir genç.” Grand Palais arşivindeki bir el yazmasının kenarında rastlanan not, Larousse Ansiklopedisi’nin Fransa baskısında da 80 yıl boyunca aşağı yukarı aynı ifadeyle yer aldı. Garip bir talihsizliği vardı de La Tour’un. Voss’un Louvre Müzesi’ne bağışladığı iki önemli tablosu, I. Dünya Savaşı’nın kargaşası sırasında bir daha bulunmamak üzere kayboldu. Ve ressamın makûs talihini değiştiren gün yaklaşık 75 yıl sonrasına denk geldi. 1992 yılında Louvre Müzesi danışmanı Jean-Pierre Cuzin, İspanyol ressam Velazquez’in başyapıtı sayılan “Günah çıkaran Aziz Jerome” tablosunda (yukarda) küçük fakat garip bir ayrıntının farkına varmıştır.</p>
<p>“Bir gün Jean-Pierre geldi ve bana gülmemem şartıyla bir düşüncesini açtı” diye anlatıyor müze müdürü Pierre Rosenberg. “Valezquez’in tablosunda yerde duran İncil’in o dönem İspanya’sında yazılan İncillere benzemediğini fark etmişti.”  </p>
<p>Başlangıçta kimsenin ciddiye almak istemediği iddia herkesin beynini kurcalamaya başlayınca, müze yönetimi çareyi o dönem yapılan tabloları bir akademisyen grubuna inceletmekte buldu.</p>
<p>Araştırmanın duyulması, Velazquez tabloları sahipleri arasında paniğe yol açabilirdi. Skandal yaratmamak için gizli tutuldu. Bu arada İngiltere Kraliçesi’nin koleksiyonunda bulunan Velazquez eseri “Kitap okuyan Aziz Jerome” da sessiz sedasız özel bir izinle incelemeye alındı.  Akademisyenler çalışmaları sonucunda bir rapor hazırladı. Kamuoyuna açıklanmayan ve Fransa Kültür Bakanı’na “gizli” ibaresiyle yollanan raporda, Velazquez’in birçok tablosunun yanı sıra Murillo, Le Nain, Goya gibi ünlü isimlere atfedilen başyapıtların önemli kısmının asıl sahibinin tek bir kişi olduğu yazmaktaydı. Esrarengiz ressamın adı belli değildi.  Bu gelişme sonrasında tabloların asıl sahibinin bulmak için Louvre Müzesi’ndeki 17. yüzyıla ait birçok resim incelemeye alındı. “Işıktan etkilendikleri için bakım yapıyoruz” gerekçesiyle sergilerden çekilen tablolar üzerinde üç yıl boyunca çeşitli araştırmalar sürdürüldü.</p>
</p>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Kim kimin taklitçisi?</span> </p>
<p>Esrarengiz ressamın kimliği, Le Nain’in “İyi Satış” tablosunun X ışınları ile incelenmesi sırasında ortaya çıktı. Tablodaki Georges de La Tour imzasının üzeri restorasyon sırasında örtülmüştü. Aynı imza bu keşfin ardından bir dizi tabloda daha bulundu. Birçok de La Tour tablosu başka ünlü ressamların imzasıyla piyasada dolaşırken, de La Tour imzalı birçok resim de gerçekte kopyaydı. Hatta kopyaların bile kopyası dolaşıma sunulmuştu. Üstelik ressamın kopyalanan eserlerinden bazılarında Velazquez, Goya, Poussin gibi “şöhret” imzalara rastlanmaktaydı!</p>
<p> Araştırmacılar tablolar üzerinde çalışırken tuhaf esprilerle de karşılaştılar. örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Fransa’daki Amerikan birliklerinin Solesmes’te ele geçirip ülkelerine götürdükleri bir tabloya keçeli kalemle “shit” yazılmıştı. Koleksiyoncu, elindeki de La Tour imzalı eserin bir benzerini sergide Le Nain imzasıyla görünce tablosunun taklit olduğunu düşünmüş, üzerine bu ibareyi yazarak tepkisini ifade etmişti. Oysa, gerçekte Le Nain imzalı olan kopyaydı. Ünlü Hollandalı ressam, de La Tour’un eserini kopyalamış ve üzerine kendi imzasını atmıştı.</p>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Bir tablosu 13 trilyon</span></p>
<p><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"><br />
</span><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"></span><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"> </span></p>
<p><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"></span>1593’te Fransa-Almanya sınırındaki Lorraine bölgesinde doğan Georges de La Tour’un yaşamı hâlâ tam olarak bilinmiyor. Son araştırmalar, ilk tablolarını 1620’de Luneville’de yapan sanatçının Lorraine Dükü&#8217;nün korumasına girdiğini söylüyor. 1623’te Germen kralı II. Henrik’in kraliyet ressamlığına kadar yükselen de La Tour, bu dönemde birçok madalya ve asalet unvanı ile ödüllendirilmiş. Ancak Almanya mezhep çatışmalarına sürüklenip hamisi II. Henrik 30 Yıl Savaşları sırasında tahtını kaybedince o da büyük yoksulluk içine düşmüş. Kaynaklar, 1633’teki ünlü Luneville yangınında resim atölyesini ve arşivinin önemli bir kısmını yitirdiğini yazıyor. Uzun süre resim yapamamış. 1639’da bölgeye huzur getiren VIII. Louis’in himayesine girdiği söyleniyor. Çaptan düştüğü düşünüldüğü için orada da çok barınamamış. 1652’de vebaya yakalanıp yalnız ve perişan bir halde ruhunu teslim etmiş.&nbsp;</p>
<p>Fransız basını tarafından “Fransa’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan biri” ilan edildiğinde, en çok tartışılan konulardan biri de La Tour’un “etnik kimliği” oldu. Alsace-Lorraine’in Fransız sayılmasını hiçbir zaman kabullenemeyen Almanlar “Bretagne ne kadar Fransız ise, de La Tour de o kadar Fransız’dır” diyor. Tartışmalar şiddetlenedursun, sanat tacirlerinin ressamın eserleri üzerindeki spekülasyonları gün geçtikçe yoğunlaşmakta, tabloların değeri hızla yükselmekte.&nbsp;</p>
<p>Velazquez ya da Goya tablosuna sahip olduklarını düşünürken ellerindeki tablonun aslında Georges de La Tour’a ait olduğunu fark edenlerse bu “kaza”ya pek üzülmüşe benzemiyor. Örneğin Japonya’da açık arttırmaya çıkan “Aziz John Baptiste” tablosu 13 trilyona alıcı buldu. Bu meblağ, aynı tablonun Le Nain imzasıyla 1991’de satıldığı miktarın tam üç katıydı. Şu an varlığı kesin olarak saptanan 80 kadar de La Tour tablosu var, bu rakam birkaç yıl önce bir elin parmak sayısını geçmiyordu&#8230;<span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"></span><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"></span></p>
<p><span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"></span>
<p><a class="imagelink" href="../wp-content/uploads/2006/07/La_Tour.jpg" onclick="doPopup(283);return false;" title="La-Tour"><img width="296" height="400" style="border: 2px solid rgb(187, 187, 255); margin: 0px; padding: 0px; width: 296px; height: 400px;" id="image283" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/La_Tour.jpg" alt="La-Tour" /></a></p>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Ders kitaplarına girdi</span></p>
<p>Uzmanların dedektif romanlarına taş çıkartacak takibi ile ortaya çıkan en şaşırtıcı sonuç, sanat tarihinde de La Tour’la ilgili 350 yıl öncesine uzanan değerlendirme hatasının gerçekte çok daha uç noktalara uzandığının tespit edilmesi.  </p>
<p>Georges de La Tour’un tablolarının sadece yüzde 10’luk bir kısmının, sadece 80 kadar tablosunun ortaya çıkartılabildiğini öne süren sanat çevreleri, yeni bulguların sanat tarihindeki tüm taşların yerini değiştireceğini iddia ediyor. İspanyol (Velazquez), İtalyan (Murillo) ve Hollandalı (Le Nain) üç ayrı ressamın pek çok eserinin aslında Georges de La Tour’un olduğunun ortaya çıkması, bu iddiaları destekler nitelikte görünüyor.  </p>
<p>Bu arada, “resmi sanat tarihi” de değiştirildi elbet. Sanat tarihi kitaplarına Georges de La Tour&#8217;un geçmesi değildi sadece söz konusu olan, Fransa&#8217;da liselerden başlayarak tüm sanat eğitimi kitaplarındaki Velazquez, Murillo ve Le Nain&#8217;e dair bilinenler de elden geçmişti!  </p>
<p>Meraklısına da hemen söyleyelim, Solesmes’te ele geçirilen tablonun üzerindeki “shit” yazısı da silindi&#8230;</p>
<p>[ratings]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/06/14/isigin-efendisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dülger balığının ölümü</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/05/30/dulger-baliginin-olumu/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/05/30/dulger-baliginin-olumu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 May 2006 14:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[edebiyat, sait faik, hayat



Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?&#8230;
Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag">edebiyat</a>, <a href="http://del.icio.us/velista/%22sait%2Bfaik%22" rel="tag">sait faik</a>, <a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag">hayat</a></div>
<p>
<a href="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/zeus_faber.jpg"><img width="400" height="239" alt="Zeus Faber" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/zeus_faber.jpg" id="image271" style="border: 2px solid rgb(187, 187, 255); margin: 0px; padding: 0px; width: 400px; height: 239px;" /></a>
</p>
<blockquote><p>Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?&#8230;</p>
<p>Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.</p>
<p>Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim?</p>
<p>Rum balıkçıların hrisopsaros -Hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş. İsa doğmadan evvel, Akdeniz&#8217;de dehşet salmış. Bir Finikeli denize düşmeye görsün! Devirdiği Kartacalı çektirmesinin, Beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış. Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; kopararır atar; çeker, parçalarmış. Akdeniz&#8217;in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, belâdan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş.</p>
<p>İsa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken sandallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş. &quot;Ne oluyorsunuz?&quot; diye sorunca balıkçılara; &quot;Aman&quot; demişler balıkçılar, &quot;Elaman! Elaman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arkadaşlarımızı parçaladı. Hepsinden kötüsü, balık tutamaz olduk, açlıktan kırılırız.&quot;</p>
<p>İsa, yalınayak, başı kabak, dülger balıklarının yüzlercesinin kaynaştığı denize doğru yürümüş. En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış. İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söylemiş&#8230;</p>
<p>O gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır.
</p>
<div align="right">Dülger balığının ölümü &#8211; Sait Faik</div>
</blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>
(&#8230;)</p>
<p>Hani diyorum, bu güzel öykünün devamını okumak için gelecek hafta sonu Burgaz, Kınalı ve Heybeliada&#8217;ya gitsek; bol bol fotoğraf çeksek; arada bir yerde de <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sait_Faik">Sait Faik</a>&#8216;in 100. doğumgünü için sessizce bir kutlama yapsak diyorum&#8230; Pasta da istemez hani, kızları da alıp balık-ekmeğin ve bir iki mezenin yanına bir ufak rakı açsak, balıkları ve topal martıları konuşsak, eminim Sait Faik de daha mutlu olurdu.</p>
<p>Barış Metin, Erkan Tekman, Çağlar Onur ve Sait Faik sevdalısı tüm &quot;Pardus Fotoğraf Klübü&quot; üyelerine açıktır bu çağrı.</p>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Not:</span> Keşke Meren de olsaydı aramızda&#8230; Adam tam rakı içmeyi öğrendi, gitti uzaklara! Halbuki eğitimi yarım kalmıştı, sırada Sait Faik vardı! Adam zaten hepimizi kıskandıracak kadar iyi fotoğraf çekiyor, bunu da paylaşsaydık &quot;dadından yenmez&quot; kıvama getirecektik herifi.</p>
<p>[ratings]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/05/30/dulger-baliginin-olumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düş gücü denizlerinin korsanıdır oyuncular&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/01/14/dus-gucu-denizlerinin-korsanidir-oyuncular/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/01/14/dus-gucu-denizlerinin-korsanidir-oyuncular/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2006 20:57:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[kültür, tiyatro, ali poyrazoğlu

Ali Poyrazoğlu, bir süredir oyuncuların, palyaçoların, kuklaların, canlı müziğin ve dansın iç içe geçtiği muhteşem bir güldürüyü sunuyor. Tiyatronun perdesinin, koltuklarının, kostümlerinin, anılarının, kulise asılı kalmış tiradların satıldığı bir açık arttırmanın öyküsü olan &#8220;Ben Eskiden Küçüktüm&#8221; adlı oyunu Ali Poyrazoğlu şöyle anlatıyor bizlere:
&#8220;Ben eskiden küçüktüm adlı yeni oyunumuz dün gece başladı. Herkes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr">kültür</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/tiyatro">tiyatro</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/%22ali%2Bpoyrazo%C4%9Flu%22">ali poyrazoğlu</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/tiyatro.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/tiyatro.jpg" /></a><br />
Ali Poyrazoğlu, bir süredir oyuncuların, palyaçoların, kuklaların, canlı müziğin ve dansın iç içe geçtiği muhteşem bir güldürüyü sunuyor. Tiyatronun perdesinin, koltuklarının, kostümlerinin, anılarının, kulise asılı kalmış tiradların satıldığı bir açık arttırmanın öyküsü olan &#8220;Ben Eskiden Küçüktüm&#8221; adlı oyunu Ali Poyrazoğlu şöyle <a href="http://www.sabah.com.tr/cp/yaz1253-20-131-20051217-101.html">anlatıyor</a> bizlere:</p>
<blockquote><p>&#8220;Ben eskiden küçüktüm adlı yeni oyunumuz dün gece başladı. Herkes soruyor ne satıyorsunuz bu oyunda ne anlatıyorsunuz. Dedim ki bilet satıyoruz, sahnenin tozunu satıyoruz. Kardaki kuş izlerini satıyoruz. Satıyorum efendim, sahnenin tozunu satıyorum&#8230; Tozundan, tıpkı küllerinden yeniden dirilen Anka kuşu gibi dirilecek olan, sahnenin tozunu satıyorum. Sahnenin tozu da kar gibidir&#8230; Kar gibi bembeyaz ve büyülü. Gece simsiyah, içi kararmış bir ülkede yatarsın, sabah bir kalkarsın ki, her yer bembeyaz. Kar yağmış&#8230; Büyülü bir el bütün pisliklerin, çirkinliklerin üstünü örtmüş&#8230; Karın mucizesi pencerene el sallıyor&#8230; Sahnenin tozu da öyledir tıpkı kar gibi inanılmaz bir büyüyle örter her şeyi&#8230; Tiyatroya gittin mi içine tertemiz bir havayı çeker gibi olursun&#8230; Oyun izlemek kısa bir süreliğine de olsa yaşamdan tatile çıkmak gibidir&#8230; Kar yağdı mı serçeler ortaya çıkar, dolaşmaya başlarlar&#8230; Ben eskiden küçüktüm&#8230; Serçe olmak isterdim&#8230; Oyuncularda, seyircilerde bütün çocuklar küçükken serçe olmak ordan oraya uçmak isterler&#8230; İnsanoğlu hem yaşar hem de yaşadıklarını gözlemleyip hafızaya alır. Bir gün kullanmak için biriktiririz bizler gözlemlediklerimizi. Kar yağarken camın kenarına oturur, bir serçe olduğumu düşlerdim&#8230; Uçar giderdim evden dışarıya&#8230; Gider başka bir evin camının önüne konuverir içeriyi dikizlerdim. Ne olup bitiyor, içerdeki çocuk niye ağlıyor. Bir kalp kırılınca nasıl bir ses çıkarıyor. Ufak kanat çırpışıyla kalkar giderdim düğün evinin duvarına&#8230; Türkü yakan damada eşlik ederdim. Oradan ver elini ölü çıkan bir evin cumbasına&#8230; Üç kanat vuruşu yol&#8230; Yitirilen evden çıkarken, çığlıklar nasıl düğümlenir birbirine&#8230; Onu da kaydederdim hafızama. Bizim gibi kuşların kaderidir bu. Hem için acır, hem de dışardan bakan biri gibi acını izlersin, paramparça olursun. Gözyaşlarının ülkesi gizli bir ülkedir ki hepimizde anahtarı gizlidir. Biz tek kanatlı serçeler, siz tek kanatlı avare serçeler oradan oraya dolaşır dururuz&#8230; Gözyaşının sesi olur mu? Olur, bilirim&#8230; Biz duyarız gözden akan yaşın sesini. Kırılan kalbin sesini&#8230; Hepsini toplar oyunlara dönüştürürüz&#8230; Serçenin şakıması boşuna değildir. Duyan kulağa öykü anlatmaktadır serçe. Serçelere benzer oyuncular biriktirdikleriyle, gözlemledikleriyle öyküler kurar, anlatırlar&#8230; &#8220;Ben bu dünyadan geçerken dinledim, durdum baktım, biriktirdim&#8230; Öykülerinizden öykülerimi, şarkılarınızdan şarkılarımı yarattım&#8221; der dolaşan benim gibi avare serçeler. Tek derdim bu anlamsız, saçma küçük dünyalarımıza bir serçenin kanat çırpışının, şakımasının sesini izini bırakmak. Yaşamın kasvetini dağıtmak, azıcık içinizi açmak istemez mi bütün sanatçılar. Eh, ben de öyle yaptım işte. Arabalarınızın camına konarsam, sevgilinize sarılırken omzunuza ilişiverirsem, mahpushanedeyken camınızın kenarında bitiverirsem&#8230; Bilin ki tekbaşınalıktan. Ayrılıklarda gidenin arkasından sizinle ağlıyorsa bilin ki hep yalnızlıktan&#8230; Hep yalnızlıktan korktuğum içindir şakımalarım. Onun için yalnızlığıma, yalnızlığınıza arkadaş olun diye öyküleri paylaşırım sizlerle&#8230; Hep paylaşmak isterim&#8230; Bir iz kalsın diye&#8230; Bir serçenin ayak izleri kalsın sahnenin tozunun üstünde diye&#8230; Sevdiğimiz insanlar, oyuncular, yazarlar, şairler, seyirciler hep iz bırakırlar&#8230; Giderken iz bırakırlar. Kar yağıp izleri örtse de izlerin zihnimizdeki uzantısı kalır. Bıraktığımız izler sizin içindir, sizlerindir&#8230; Hepimiz uçmak isteyen tek kanatlı serçeleriz, ancak birbirimize sarılarak uçabiliriz. Var mı ötesi? Düş gücü denizlerinin korsanıdır oyuncular, seyirciler&#8230; İstedikleri limana demir atar&#8230; Satıyorum bayanlar baylar, &#8220;Ben Eskiden Küçüktüm&#8221; oyununda sahnenin tozunu satıyorum&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p>(&#8230;)</p>
<p>&#8220;Ben Eskiden Küçüktüm&#8221;ü <a href="http://www.biletix.com/live/wtsevent.php?Eventcd=FIST5">kaçırmayın</a> derim. Oyunda Ali Poyrazoğlu, 23 ciltlik Anıtkabir Özel Defteri&#8217;nden seçtiği bazı bölümleri seyircilerle paylaşıyor. Örneğin aşağıdaki sayfa, bu ülkede başbakanlık yapmış ve Anıtkabir defterine beş kere yazı yazan (ilk dördü ne yazık ki tüm çabalara rağmen okunamıyor!) Tansu Çiller&#8217;e ait:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yüce önder. Ulu ve büyük Atam!</p>
<p>Doğru Yol Partisi&#8217;nin 14&#8242;üncü yılını idrak ediyoruz (Sonra 14&#8242;ün üzerini karalamış, 15 yapmış). Laik Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve demokrasinin bekçileri olarak 16&#8242;ıncı yılımızda huzurundayız&#8230; Davamız yarım asırlık yani 65 yıllık bir davadır. Milliyetçilik ve çağdaşlık yolunda yarım asırdır yani tam kırk yıldır yürüyoruz. Bu ülkenin çimentosu olmanın sevinci içindeyiz. Biz bu ülkenin çimentosuyuz. Bizimle tuğlaları yapıştıracaklar, duvar örecekler, bina yapacaklar, içimize girecekler. İlkelerinin ışığı altında partimizin 17&#8242;nci yılını kutluyor saygılar sunuyorum.</p>
<p>Görüşmek üzere&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/01/14/dus-gucu-denizlerinin-korsanidir-oyuncular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şerefinize usta!</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/11/02/serefinize-usta/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/11/02/serefinize-usta/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2005 20:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[tasarım, ihap hulusi, türkler

Dünyanın en büyük markaları onun yarattığı amblemleri kullanıyor bugün. Bayer firması gibi birçok ünlü şirketin ambleminde onun imzası var. Kulüp Rakı’nın etiketinde Atatürk ile Orhan Veli&#8217;yi karşılıklı resmettiği iddia edilen meçhul ressamdır İhap Hulusi&#8230;
&#8220;Fonda kimi zaman Almanya&#8217;nın gri ve puslu sabahı, kimi zaman upuzun Nil Nehri boyunca beyaz yelkenlileriyle süzülen teknelerin silueti, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/tasar%C4%B1m">tasarım</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/%22ihap%2Bhulusi%22">ihap hulusi</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/t%C3%BCrkler">türkler</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ihap%20hulusi%20imza.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ihap%20hulusi%20imza.jpg" /></a><br />
Dünyanın en büyük markaları onun yarattığı amblemleri kullanıyor bugün. Bayer firması gibi birçok ünlü şirketin ambleminde onun imzası var. Kulüp Rakı’nın etiketinde Atatürk ile Orhan Veli&#8217;yi karşılıklı resmettiği iddia edilen meçhul ressamdır İhap Hulusi&#8230;</p>
<p>&#8220;Fonda kimi zaman Almanya&#8217;nın gri ve puslu sabahı, kimi zaman upuzun Nil Nehri boyunca beyaz yelkenlileriyle süzülen teknelerin silueti, kimi zaman İstanbul’un henüz aydınlanmaya başlayan göğüne yükselen ezan sesleri vardı. Önüne eğilmiş, çıkık elmacık kemikleriyle duran uzun boylu yakışıklı adam, boğumları belirgin ince uzun parmakları ile önündeki kâğıdın üzerinde uçuşuyor, çiziyor, boyuyor, yazıyordu.&#8221;</p>
<p>Tanıyanlar böyle anlatıyor İhap Hulusi Görey&#8217;i. Küçük aile kuruluşları, amblemleri olan büyük müesseseler haline İhap Hulusi&#8217;nin fırçasında dönüştü. Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları, Konyalı Lezzet Lokantası, Sümerbank onun çizgileri sayesinde kurumsal kimlik sahibi oldu&#8230;</p>
<p>İhap Hulusi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp yerine tek uluslu bir cumhuriyetin kurulduğu bir dönemde yaptıklarıyla yeni yaşam biçimini yorumladı ve önerdi. Bir yandan özel sektör yaratmaya çalışan ancak bir süre sonra devletçiliğe yönelen yeni ekonomi anlayışı, yeni yaşam biçimi ve alfabe&#8230;</p>
<p>İhap Hulusi’nin afişleri yeni kurulan bir ülkenin resimli tarihi gibidir: Atatürk ve Küçük Ülkü&#8217;nün karatahta önünde durduğu &#8220;alfabe&#8221;nin kapak kompozisyonu, Ziraat Bankası için yaptığı &#8220;köylü dayı&#8221; afişi ve &#8220;her mahallede bir milyoner&#8221; yetiştirilen çok partili dönemdeki Tayyare Piyangosu illüstrasyonları&#8230;</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ihap%20hulusi%20-beykoz%20kunduralari.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ihap%20hulusi%20-beykoz%20kunduralari.jpg" /></a></p>
<p>1898&#8242;de Kahire’de doğan İhap Hulusi, ilk ve orta öğrenimini Mısır’da yaptıktan sonra ailesi ile İstanbul&#8217;a göçer. Ailesi onu dönemin en iyi okulu Galatasaray’da okutmak istese de, o yurtdışında resim tahsil etmeyi kafasına koymuştur. Bu yüzden, 1920&#8242;lerin Türkiye’sinde grafik sanatı nedir, afiş nedir kimse bilmezken Münih’e resim ve grafik öğrenimi görmeye gider.</p>
<p>İhap Hulusi, 1925&#8242;te Türkiye’ye döndüğünde ilk savaşını ailesine karşı vermek zorunda kalır. İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça&#8217;yı mükemmel derecede bildiği için ailesinin ve dönemin dışişleri bakanı Tevfik Rüştü&#8217;nün zorlaması ile hariciye vekâletine verilir. Ama onu sanatından farklı bir yere bağlamak mümkün değildir. İhap Hulusi, çareyi işi bırakıp Yusuf Ziya Ortaç’ın Akbaba dergisine kaçmakta bulur.</p>
<p>Burada Münif Fehim ve Ramiz gibi ustalarla çalışan sanatçı, daha sonraları ofis çalışmalarına ağırlık vererek; 45 yıl Tayyare Piyangosu&#8217;na, 35 yıl da tekel idaresine hizmet verdi. Türkiye&#8217;ye geldiği günden itibaren tam 67 yıl boyunca aralıksız çalıştı İhap Hulusi Görey.</p>
<p>1986&#8242;da vefat ettiğinde ise, geride ünlü ilaç firması Bayer&#8217;in amblemi, İngilizlerin ünlü John Haigh viskisinin etiketi, İtalyanların Cinzano&#8217;sunun reklam kampanyası gibi bugün reklamcılık tarihinin kilometre taşları sayılan işler bıraktı.</p>
<p>Kulüp Rakı’nın etiketine çizdiği ve günümüzde de kullanılan kompozisyon yıllarca içki sofralarının en büyük tartışma konusu oldu. Rivayet muhtelifti: kimisi Atatürk ile Orhan Veli&#8217;nin karşılıklı rakı içtiğini iddia ederken, bazıları ise ressamın kendisi ile şair Orhan Seyfi Orhon’u resmettiğini söyledi. Radikal gazetesinde yer alan bir başka iddia ise Galata Köprüsü üzerinde öldürülen bir Bangladeşli gazeteciyi adres gösteriyordu. Gerçekte ise İhap Hulusi, şair Fazıl Ahmet Aykaç ile kendisini karşılıklı rakı içerken resmetmişti&#8230;</p>
<p>Galiba son sözü onu iyi tanıyan birine, Fazıl Ahmet Aykaç&#8217;ın torununa bırakmak lazım: &#8220;Dedem, annem ve ben İhap Hulusi’yi yakından tanıdık. Dedem, Anadolu Kulübü’ndeki özel masasında onunla sabahlara kadar oturup sohbet ederdi. Hâlâ da oturuyorlar&#8230;&#8221;</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ihap%20hulusi%20-saygisizlikla%20savas.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ihap%20hulusi%20-saygisizlikla%20savas.jpg" /></a></p>
<p>Not 1: İhap Hulusi Görey&#8217;i anıp da, bu büyük sanatçının afişlerini yok olmaktan kurtaran, üç de güzel kitap yazan &#8220;güzel insan&#8221; Ender Merter&#8217;i anmamak olmaz. İhap Hulusi için çok güzel bir de <a href="http://www.ihaphulusi.gen.tr/">site</a> yapılmasını sağlayan Ender Merter Bey, varını yoğunu İhap Hulusi&#8217;yi yaşatmak için harcıyor. İhap Hulusi benim için, şair Orhan Veli&#8217;yi kıskandırırcasına, rakı şişesinde ölümsüzleşmeye en yaklaşan adamdır&#8230;</p>
<p>Not 2: Bir sürü rakı üreten firma var. Bir seriye Orhan Veli&#8217;nin adı verilse, şairi yattığı yerde mutlu etmezler mi acep?</p>
<p>Not 3: Bugün evde bayram temizliği vardı ve ben yaklaşık 10 yıldır göze alamadığım bir işe girişerek, yıllardır bir kenarda biriktirdiğim disket ve CD&#8217;lerin temizliği işine girdim. Neler buldum neler! Aldus Pagemaker 2.0&#8242;lar mı istersiniz, disketle yüklenen Windows 3.0&#8242;lar mı? Örneğin bu yazı, 1997 yılında çalıştığım dergiden ayrılırken tüm yazılarımı kaydettiğim bir disketten çıktı! O zamanlar çalıştığım dergide, X-write programını çalıştıran aptal terminaller kullanıyorduk. Orada kaydettiğim dosyayı bugün açabiliyorum ama hâlâ bu siteyi Internet Explorer&#8217;da düzgün göstertemiyorum! Seni öpüyorum Bill Gates&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/11/02/serefinize-usta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dostum Salgado&#8221;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/06/26/dostum-salgado/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/06/26/dostum-salgado/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2005 14:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf, salgado, istanbul, efsaneler

“Bu fotoğraflar, bu devasa trajedinin figürleri, umutsuz bir heykeltraşın taşa ya da ağaca yonttuğu heykeller midir? Burada fotoğrafçı yoksa bir heykeltraş mıdır? Ya da tanrı? Ya da şeytanın ta kendisi? Ya da çıplak gerçeğin kendisi?”
(Eduardo Galeano/17 kez Salgado)
Herkes bana Salgado’yu soruyor. “Anlatsana Ali, o adam seni nasıl buldu? Neler yaptınız 37 gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/fotoğraf">fotoğraf</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/salgado">salgado</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/istanbul">istanbul</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/efsaneler">efsaneler</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/salgado%20terra.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/salgado%20terra.jpg" /></a></p>
<p>“Bu fotoğraflar, bu devasa trajedinin figürleri, umutsuz bir heykeltraşın taşa ya da ağaca yonttuğu heykeller midir? Burada fotoğrafçı yoksa bir heykeltraş mıdır? Ya da tanrı? Ya da şeytanın ta kendisi? Ya da çıplak gerçeğin kendisi?”</p>
<div>(Eduardo Galeano/17 kez Salgado)</div>
<p>Herkes bana Salgado’yu soruyor. “Anlatsana Ali, o adam seni nasıl buldu? Neler yaptınız 37 gün İstanbul’da? Nasıl dayak yediniz pazarcılardan?”</p>
<p>Çoğu zaman anlatmadım, yaşadıklarım sadece bana kalsın istedim. Zaman zaman ağzımdan çıkanlar da büyük şehirlerin altında dolaşan gizli dehlizlere, Bizans definelerine dair inanılması güç &#8220;şehir efsaneleri&#8221;ne benziyordu:</p>
<p>“Dünyanın yaşayan en büyük iki fotoğrafçısından biriymiş”;</p>
<p>“Kodak sadece Salgado yüzünden Tri-Max filmlerin üretimini durdurmaktan vazgeçmiş. Leica ise yeni bir objektifi piyasaya çıkarmadan önce ona gönderirmiş. Eğer o beğenmezse, piyasaya sürmezmiş”;</p>
<p>“Ününün doruğundayken ortalıktan bir anda kaybolmuş. Üç yıl kimse bulamamış. Bir gün elinde 240 bin kare fotoğraf ile çıkmış ve uluslararası bir kampanya ile hepsini satmış! Parasıyla da üç yıl boyunca fotoğraflarını çektiği Brezilyalı topraksız köylülerin yaşadığı binlerce dönüm araziyi satın alarak, köylülere dağıtmış!”</p>
<p>Dürüst olmalıyım. Bu hikâyelerde gerçeğin nerede başlayıp, nerede bittiğini ben bile bilmiyorum!</p>
<p>Salgado. Tam adıyla; Sebastião Riberio Salgado&#8230; Ünlü fotoğrafçı. Ekonomist. Legion D’Honeur ile ödüllendirilen gazeteci. Çektiği tek kare fotoğrafla ünlü fotoğraf ajansı Magnum’u batmaktan kurtaran kişi. Muhalefet kendisine Brezilya cumhurbaşkanlığını önerdiğinde, “Politikacı olursam, yalan söylemeyi öğrenirim” diyerek nazikçe reddeden aydın&#8230;</p>
<p>Örnekleri çoğaltmak mümkün: Brezilya’nın Don Kişot’u. Kazandığı para ile çılgıncasına Amazon ormanı satın alan, Amazon’da kesilen yağmur ormanlarının yerine 5 milyon ağaç diken kişi. Brezilyalılar içinse sadece “Salgado”.</p>
<p>Bu ismi Latin Amerika’da inanılması güç birtakım efsaneler ve öyküler izliyor her gittiği yerde. Salgado’nun adının etrafında oluşan bu sisli hâle yüzünden onun hakkında gerçek olmayan öyküleri anlatmaktan korkarım sizlere&#8230;</p>
<p>Olsun. Ben yine de anlatmak istiyorum “Dostum Salgado”yu. Tanımış olmaktan gurur duyduğum, hayatımdaki en büyük olayı anlatacağım sizlere. Efsanevi bir foto-muhabir olarak değil, sadece “bir insan portresi” olarak Salgado’yu&#8230;</p>
<p>Modern çağ simyacısı<br />
Hikâye bu ya&#8230; Bir gün Brezilya’da çok büyük bir yangın çıkmış. Hem de Amazon Yağmur Ormanları’nda!</p>
<p>Bütün hayvanlar canlarını kurtarmak için bölgeden kaçıp, yangından uzaklaşmaya çalışıyormuş. Kaçanlar arasında Amazon’un hâkimi, “ormanın ruhu” olan siyah jaguar da varmış&#8230; Kaçarken üstlerinden ters yöne, yangının kalbine doğru uçan küçük bir sinek kuşu görmüş jaguar. Yangının üstüne gelmiş ve küçük gagasından birkaç damla su bırakmış aşağı&#8230; Ardından diğer hayvanların saklandığı göl kıyısına gelmiş, gagasına su alıp tekrar bırakmış yangının üzerine.</p>
<p>Kafası karışan siyah jaguar sinek kuşunun yanına gelip sormuş: “Bunu neden yapıyorsun? Yoruldun ve birazdan kanatların yanmaya başlayacak. Düşecek ve öleceksin. Tüm bu yaptıkların boşuna olacak. Yangını söndüremezsin ki!”</p>
<p>Sinek kuşu başını sallamış: “Evet söndüremem&#8230; Sadece elimden geleni yapmaya çalışıyorum&#8230;”</p>
<p>Salgado isminin etrafında oluşan efsanelerin yarattığı sisli hâle kaldırıldığında, ortaya aslında çok basit bir gerçek çıkıyor: Salgado sadece elinden geleni yapmaya çalışan biri.</p>
<p>Nesli tükenen bir sinek kuşu, Salgado&#8230;</p>
<p>Dünyanın en çok kazanan fotoğrafçılarından biri ama parasını hayır işlerine harcıyor. İsterse ömrünün geri kalanını Pasifik’te satın aldığı bir adada zenginlik içinde geçirebilir ama Kongo’da çocuk felcinden ölen yüz binlerce çocuğu kurtarmak için WHO adına fotoğraf çekiyor.</p>
<p>Salgado’yu antik çağların simyacılarına benzetmek mümkün. Suyu altına çevirmek isteyen simyacıların yüzyıllardır aradığı sırrı o çoktan bulmuşa benziyor: “dokunduğunu altına çevirmeyi”!</p>
<p>Belki alegorik olacak ama Salgado aynen Kral Midas gibi dokunduğunu altına çevirme yetisine sahip. Bu kulağa okşayıcı gelen yetenek, az daha Midas’ın sonunu getiriyordu, çünkü açlıktan ölmek üzereydi Kral&#8230;</p>
<p>Bu yetenek Midas’tan sonra sadece iki kişiye sahip oldu. Birincisi Picasso’ydu. Onun bir şeyi satın alması için sadece resmini çizmesi yeterliydi. Nitekim Picasso Güney Fransa’daki bir şatoyu tuval üzerine resmini yaparak satın almıştı. Midas’ın lâneti belki Picasso’yu değil ama evlatlarını vurdu. Picasso öldüğünde, ardında kalabalık bir mirasçı kuyruğunu ve onların avukatlarını bırakmıştı&#8230;</p>
<p>Salgado, Midas’tan miras bu yeteneği seleflerinden farklı bir şekilde kullanıyor. Brezilya’da içlerinde üç yıl yaşayarak fotoğraflarını çektiği topraksız köylülerin işgal ettiği araziyi, o fotoğrafları satarak satın aldı. Ve o insanlara dağıttı&#8230;</p>
<p>Belki de bu yüzden Midas’ın laneti Sebastião Salgado ile son buldu.</p>
<p>&#8220;Bok içinde doğdum&#8221;<br />
Evimdeki ansiklopediden Salgado maddesini açıyorum. Şöyle diyor: “Brezilyalı fotoğrafçı Salgado, 1944 yılında sekiz çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldi.”</p>
<p>Salgado ile birlikte olduğum bir ayı aşkın süre içinde onunla çocukluğundan hiç konuşamadık. Bir kere hariç.</p>
<p>Yanılmıyorsam 98-99 kışıydı ve biz Kemer Country Golf Club’ın 200 metre ötesindeki Göktürk Mahallesi’ndeydik. Hayatımda ilk defa bir golf sahası görmüştüm. Karın altında bile yemyeşil bir halı gibi duruyordu. Biz ise milyon dolarlık süperlüks villaların birkaç yüz metre ötesinde, Güneydoğu’dan henüz göçmüş insanların yerin yarım metre altında yaşadıkları çamurdan evleri çekmeye gidiyorduk. Kar yağarken yürüdüğümüz yol -adına yol denebilirse- diz seviyesine kadar çamur içindeydi. Tüm dikkatime rağmen botum ayak bileğime kadar çamura bulanmıştı. Mahallenin muhtarı ise ayakkabısının tekini balçığın içinde bırakmıştı bile&#8230;</p>
<p>- Sebastião, hiç fena değilsin çamurda&#8230; Botunu kirletmemişsin bile. Nasıl beceriyorsun bunu?</p>
<p>- Evladım, sana nasıl doğduğumu anlatmamış mıydım? Ben bok içinde doğdum!</p>
<p>Ötesini bilmiyorum. Tek bildiğim, fakir bir çiftçi ailesinde doğduğu ve daha beş yaşındayken kaderinin sonradan fotoğraflarını çektiği insanlarla birleştiği&#8230; O da bir göçmendi. Beş yaşındayken geldiği küçük kasabadan 120.000 kişilik bir diğerine göç etmesi ise ise 15’ine rastlıyor. Politik nedenlerle ayrıldığı Brezilya’dan Fransa’ya mülteci olarak gelişi ise 27 yaşına&#8230;</p>
<p>Angola’ya kimse gitmeyince&#8230;<br />
Salgado, lisans eğitimini fotoğraf dışında bir sahada, ekonomi alanında yaptı. Marksist bir dünya görüşüne sahip olması, onun sadece sanatını değil, akademik kariyerini de değiştirdi. 70’lerin başında Brezilya’da iktidardaki faşist yönetim, Salgado’nun da üyesi bulunduğu politik hareketin önderlerini öldürmeye başlar. Salgado ve karısı Lélia için “siyasi mültecilik” dönemi başlamıştır. Fransa’ya göç edilir. Fransa onlara vatandaşlık hakkını vermez.</p>
<p>Salgado çeşitli işler yapar Paris’te. Fotoğraf makinesi ile tanışması ise çok geç bir yaşta, 29’unda gerçekleşir. Tam bir rastlantıdır&#8230; Rivayetlere göre Angola’da UNITA’cılarla hükümete bağlı güçler arasındaki içsavaşta dört fotomuhabirini kaybeden Paris Match dergisi, bölgeye gönderecek yeni bir muhabir bulamaz! Post bu sefer gerçekten pahalıdır, savaş muhabirlerinin hiçbirinin gözü kesmez o cangıla girmeye&#8230;</p>
<p>Salgado, karısının kamerasını aldığı gibi Angola’ya gider. Gidiş o gidiş&#8230; Döndüğünde savaşın en güzel fotoğraflarını çeker.</p>
<p>1974-1975 arasında Sygma, 1975-1979 arasında da Gamma Ajansı için çalışır. Ardından, daha sonra ekonomik krizden kurtulmasına vesile olacağı Magnum Ajansı üyeliğine seçilir! (Reagan’a karşı düzenlenen suikast girişiminin çekilen tek kare fotoğrafıdır Magnum’u iflastan kurtaran. Çeken de Salgado’dur.) Artık dünyaca aranan bir foto muhabirdir.</p>
<p>Öteki Amerika’nın peşinde yedi yıl<br />
Salgado’yu Salgado yapan, onu pek çok çağdaşından ayıran çalışma yöntemidir. Ona göre, projelerinde iyi sonuca ulaşmak, fotoğraflanan insan ile kurulan ilişkiye bağlıdır. Bu yüzden Salgado çalışmalarını gerçekleştirirken, fotoğraflayacağı kişiler ile benzer koşullarda yaşar, onların yolculuk ettiği şekilde yolculuk eder. Projeleri genellikle uzun soluklu projelerdir ve bu süre içerisinde önemli giderlerini kendi bütçesinden karşılar. 1977-1984 yılları arasında yedi yıl boyunca Brezilya’da uzak dağ köylerini gezerek hazırladığı “Other Americas/Öteki Amerikalar (1986)” adlı albümü buna güzel bir örnek.</p>
<p>Fransız Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü ile 15 ay boyunca Afrika’nın Sahra bölgesini gezerek yaptığı “Sahel: l’Homme en Détresse/Sahra: Izdırap İçindeki İnsan” adlı çalışması bir diğer ilginç çalışmasıdır Salgado’nun&#8230; Dünya Afrika’daki açlık sorununu Salgado’nun bu çalışması ile ilk kez “öğrenir”!</p>
<p>Salgado, 1986 ve 1992 yılları arasında o ana kadar ki en büyük projesi olan “Workers/İşçiler (1993)” üzerinde çalışmaya başladı. Salgado bu albümü hazırlarken 26 ülke gezerek müthiş bir işçi profili çıkartır! Kimi eleştirmenlere göre “Workers”, Karl Marx’tan sonra yazılmış en iyi “manifesto”dur!</p>
<p>Terra: Yurtsuzların mücadelesi<br />
Sadece benim için değil, birçokları için Salgado’nun en büyük çalışması hiç kuşkusuz “Terra”dır. Terra, Brezilya’da zengin toprak sahiplerinin geniş arazilerini (Latifundia) işgal eden on binlerin öyküsüdür. Ordu ve toprak sahiplerinin karşısında bir avuç çamurlu toprak için direnen, yurtsuzların mücadelesidir bu albüm.</p>
<p>Burada biraz efsanelerin büyülü dünyasında kaybolmak fena olmayacak. Rivayet odur ki, ününün doruğundayken bu insanların arasına katılan Salgado, üç yıl ortalıktan deyim yerindeyse neredeyse “kaybolur”. Bu üç yılın sonunda 240 bin kare ve bu 240 bin kareden seçilen “çok özel 56 kare” vardır. Aynı anda Guggenheim, Tate Gallery, Louvre gibi dünyanın en önemli yedi sanat galerisinde sergilenen 56 kare, “çok büyük rakamlara” koleksiyonerlere satılır. Salgado bu paraya dokunmaz. Serde marksistlik de olduğundan, geriye kalan 239 bin küsur kare fotoğraf, üzerine 5-10-15 sterlin gibi sembolik rakamlarla uluslararası bir kampanya ile satılır! Bu parayla Brezilya’da topraksızların arazileri satın alınır ve köylülere dağıtılır!</p>
<p>Dedim ya, o yaptıklarıyla fotoğrafçılar arasında kulaktan kulağa yayılan bir efsane&#8230; Eğer hikâyede abartı varsa, günahı Ara Abi’nin (Güler) boynuna! Ancak efsane olmadığı kesin olan bazı gerçekler de var. Fransa’nın yıllarca vatandaşlık vermediği Salgado’ya Legion D’Honeur vermesi gibi&#8230;</p>
<p>Bu eğlenceli hikâye burada da bitmiyor. Rivayet odur ki, Fransız Hükümeti ayıbını anlayıp ona vatandaşlığını teklif eder. Bu sefer de Salgado kabûl etmez! Mülteci olarak kalmayı Fransız pasaportuna tercih eder&#8230;</p>
<p>Bu arada Salgado ile yaptığım 37 günlük İstanbul çalışmasını, yaşadıklarımızı yine anlatamadım. Biliyorum. Belki yerimiz dardı, belki bana kalsın istedim&#8230;</p>
<p>Bugün sizlere Salgado’yu, söylemekten gurur duyduğum şekliyle “Dostum Salgado”yu anlattım.</p>
<p>Nesli tükenen bir sinek kuşu, Salgado&#8230; İster misiniz yazıyı Eduardo Galeano’nun muhteşem bir yazısının başlığıyla bitirelim?</p>
<p>17 kere Salgado!</p>
<p>Çünkü insanlığa daha fazla Salgado lazım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/06/26/dostum-salgado/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Cennet hiç terlemeyen bir beyaz attır&#8221;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/04/20/cennet-hic-terlemeyen-bir-beyaz-attir/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/04/20/cennet-hic-terlemeyen-bir-beyaz-attir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2005 18:31:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[
Focus&#8216;un Mayıs sayısını bağlıyoruz&#8230; Bu saatten sonra yapacak fazla bir şey olmadığı için kendimden geçmiş halde Celentano dinliyorum. En sevdiğim şarkısı çalıyor: &#8220;Chi non lavora&#8230;&#8221; Grevler ülkesi İtalya&#8217;da grevlerden sıkılanların ve kendileriyle dalga geçen sendikacıların milli marşı olmuş bir şarkıdır bu&#8230;
Sözleri şöyle: Chi non lavora non fa l&#8217;amore /questa mi ha detto / ieri mia [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a title="photo sharing" href="http://www.flickr.com/photos/41238276@N00/10140795/"><img src="http://photos6.flickr.com/10140795_966a4c3bd6_m.jpg" /></a></div>
<p><a href="http://www.focusdergisi.com.tr">Focus</a>&#8216;un Mayıs sayısını bağlıyoruz&#8230; Bu saatten sonra yapacak fazla bir şey olmadığı için kendimden geçmiş halde Celentano dinliyorum. En sevdiğim şarkısı çalıyor: &#8220;Chi non lavora&#8230;&#8221; Grevler ülkesi İtalya&#8217;da grevlerden sıkılanların ve kendileriyle dalga geçen sendikacıların milli marşı olmuş bir şarkıdır bu&#8230;</p>
<p>Sözleri şöyle: Chi non lavora non fa l&#8217;amore /questa mi ha detto / ieri mia moglie/</p>
<p>A casa stanco ieri ritornai mi son seduto../ niente c&#8217;era in tavola/ arrabbiata lei mi grida /che ho scioperato due giorni su tre&#8230; /Coi soldi che le dò /non ce la fa piu/ed ha deciso che, lei fa lo sciopero contro di me!/</p>
<p>Chi non lavora non fa l&#8217;amore! /Questo mi ha detto ieri mia moglie!/ Allora andai a lavorare /mentre eran tutti a scioperare! /E un grosso pugno in faccia mi arrivò/ andai a piedi alla guardia medica!/ C&#8217;era lo sciopero anche dei tranvai&#8230;/ Arrivo lì, ma il dottore non c&#8217;è!/ E&#8217; in sciopero anche lui!/ Che gioco è! Ma?! Ma come finirà../ c&#8217;è il caos nella città?/ Non so più cosa far!/ Se non sciopero mi picchiano/ Se sciopero mia moglie dice: / &#8220;Chi non lavora non fa l&#8217;amore!&#8221;</p>
<p>(&#8230;)</p>
<p>Türkçe meali aşağı yukarı şöyle bir şey :)</p>
<p>&#8220;çalışmayan adam aşk da yapamaz!&#8221;/dedi bunu bana/ dün benim karım/</p>
<p>Dün işten yorgun argın gelmiştim&#8230;/ ama masada hiçbir şey yoktu!/ ve karım kızgın bir şekilde bağırmaya başladı: / Her iki günün üçünde grev yapıyormuşum&#8230;/ ve ona verdiğim parayla/artık geçinemiyormuşuz!/ ve karar vermiş, bundan böyle o da bana karşı grev yapacakmış!</p>
<p>&#8220;çalışmayan adam aşk da yapamaz!&#8221;/ dedi bunu bana/ dün benim karım/ madem öyle, işe gittim/ herkes grev yaparken!/ suratıma hemen koca bir yumruk indi/ nöbetçi doktora gideyim dedim/ Tramvayda da grev vardı!/ vardığımda, doktor yerinde yoktu&#8230;/o da grevdeymiş!/  Bu ne biçim şaka? Ama! Ama&#8230;/ nasıl bitecek bu şehirdeki kaos?/ artık ne yapacağımı bilmiyorum!/ Eğer grev yapmazsam beni dövecekler/ eğer grev yaparsam karım bana diyecek: / &#8220;çalışmayan adam aşk da yapamaz!&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/04/20/cennet-hic-terlemeyen-bir-beyaz-attir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
