<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi &#187; Fotoğraf</title>
	<atom:link href="http://www.burkinafasafiso.com/category/fotograf/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.burkinafasafiso.com</link>
	<description>Ali Işıngör'ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Nov 2009 16:34:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Etkinlikten etkinliğe&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/05/11/etkinlikten-etkinlige/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/05/11/etkinlikten-etkinlige/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 May 2006 05:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür yazılım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[hayat, fotoğraf,  linux, masaüstü



Nasıl mıyım? Hayatımın en yoğun dönemlerinden birini yaşıyorum, bu hafta sonu Barış Metin, Erkan Tekman ve Çağlar Onur ile yaptığımız foto-safari kaçamağını saymazsak, inanılmayacak bir koşuşturma ve çalışma temposunun içine düşmüş durumdayım&#8230;
Artistanbul olarak yaklaşık 45 gündür Türkiye&#8217;nin ilk açık tasarım haftasının, Street Design Week&#8216;in organizasyonu ile uğraşıyoruz. 22-28 Mayıs tarihleri arasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/hayat">hayat</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf">fotoğraf</a>,  <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/linux">linux</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC">masaüstü</a></div>
<p>
<a href="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/Umut%20Pulat-01.png"><img width="400" height="338" alt="Umut_Pulat" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/Umut%20Pulat-01.png" id="image272" style="border: 2px solid rgb(187, 187, 255); margin: 0px; padding: 0px; width: 400px; height: 338px;" /></a>
</p>
<p>Nasıl mıyım? Hayatımın en yoğun dönemlerinden birini yaşıyorum, bu hafta sonu Barış Metin, Erkan Tekman ve Çağlar Onur ile yaptığımız foto-safari kaçamağını saymazsak, inanılmayacak bir koşuşturma ve çalışma temposunun içine düşmüş durumdayım&#8230;</p>
<p>Artistanbul olarak yaklaşık 45 gündür Türkiye&#8217;nin ilk açık tasarım haftasının, <a href="http://www.streetdesignweek.com">Street Design </a><a href="http://www.streetdesignweek.com">Week</a>&#8216;in organizasyonu ile uğraşıyoruz. 22-28 Mayıs tarihleri arasında Nişantaşı, Maçka ve Teşvikiye sokaklarında düzenlenecek olan bu etkinliği; Milano&#8217;da <a href="http://www.zonatortona.it/2005/">Zona   Tortona</a>, Londra&#8217;da ise Soho&#8217;da her yıl benzerleri düzenlenen uluslararası &quot;<span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">sokak   buluşmaları</span>&quot;na  benzetebiliriz. Oralarda da olduğu gibi, ünlü tasarımcıların imzalarını taşıyan işler, caddelerde ve ara sokaklarda ansızın karşımıza çıkarken; çok sayıda genç yeteneğe de &quot;bir kuruş ödemeden&quot; tasarımlarını ünlü isimlerle yan yana sergileme fırsatı doğacak.</p>
<p>Etkinlik boyunca tüm danışmanlık, tasarımların yerleştirmesi, çevre düzenlemesi, güvenlik ve PR hizmetlerinin organizasyon komitesi tarafından &quot;ücretsiz olarak&quot; sağlanacağı bu organizasyonda, bir de tanıdık isim yer alıyor: <a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Eumut/blog/index.php">Umut Pulat</a>.</p>
<p>Tulliana 2.0&#8242;ı dün itibariyle depoya atan Umut, bir aksilik olmazsa bize bir Pardus simgesinin (icon) nasıl oluşturulduğuna dair hoş bir video hazırlayacak. Şu an için yeri kesin olmayan bir noktadan, bir geniş ekran aracılığıyla bu videoyu yayınlamayı hedefliyoruz&#8230;</p>
<p><a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/blog.cgi?file=Senlik-2006.txt"></a></p>
<p><a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/blog.cgi?file=Senlik-2006.txt">Meren</a>&#8216;in de bahsettiği gibi, beyefendinin memleketten gitmesiyle birlikte tüm Pardus ekibi içinde bir fotoğrafçılık hamlesi başlamış durumda. Fotoğraf terimleri sözlüğü, &quot;How To&quot;lar ve tripod eşliğinde çalışan <a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/">Barış Metin</a>, bu işi en ciddiye alan arkadaşımız. En akla ziyan fotoğrafları çekeninse <a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Ecaglar/blog/">Çağlar</a> olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her neyse, <span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Pardus Fotoğraf Klubü</span>&#8216;nün  sanatsal çalışmalarına dair &quot;ibret vesikalarını&quot; yakın bir zamanda sizinle buradan paylaşacağım :)&#8230;</p>
<p>Bu arada <a href="http://senlik.linux.org.tr/2006/">şenlikte</a> ben de varım. Cuma günü 11:30&#8242;da, &quot;<span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Bilişimci Olmayan Penguenler Linux&#8217;u Nasıl Görüyor?</span>&quot; başlıklı panelde konuşmacıyım. Tasarım ve masaüstü yayıncılık tarafında Linux&#8217;un taşıdığı üstünlük ve zayıflıklarından bahsetmeyi düşünüyorum. Masanın &quot;bu tarafında&quot; durum ne, onu anlatmaya çalışacağım&#8230;</p>
<p>[ratings]&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/05/11/etkinlikten-etkinlige/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pratikte zayıf ama teoride hiç fena değil&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/04/08/pratikte-zayif-ama-teoride-hic-fena-degil/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/04/08/pratikte-zayif-ama-teoride-hic-fena-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Apr 2006 20:51:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=171</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf
Sabahleyin yaşadığım bir iki küçük kriz ve ertelenen iki farklı buluşmanın ardından ben, Barış Metin, Meren ve çiçeği burnunda Pardus geliştiricisi Faik Uygur Taksim&#8217;de buluşup, foto-safarimize çıkmış bulunduk. Evet, Barış&#8217;ın aktardığı üzere giderek şiddetlenen bir yağmur yağıyordu ve yağmurda yanında şemsiye açmış üç adamla birlikte fotoğraf çekmek kolay olmuyor :)&#8230;
Barış yağmurdan ötürü &#34;mission failed&#34; yazmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag">fotoğraf</a></div>
<p><img width="400" height="243" alt="Pinhole" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/leos2-0.jpg" id="image275" style="border: 2px solid rgb(187, 187, 255); margin: 0px; padding: 0px; width: 400px; height: 243px;" /><br />Sabahleyin yaşadığım bir iki küçük kriz ve ertelenen iki farklı buluşmanın ardından ben, <a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/">Barış Metin</a>, <a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/">Meren</a> ve çiçeği burnunda Pardus geliştiricisi <a href="http://kuheylan.org/blog">Faik Uygur</a> Taksim&#8217;de buluşup, foto-safarimize çıkmış bulunduk. Evet, Barış&#8217;ın aktardığı üzere giderek şiddetlenen bir yağmur yağıyordu ve yağmurda yanında şemsiye açmış üç adamla birlikte fotoğraf çekmek kolay olmuyor :)&#8230;</p>
<p>Barış yağmurdan ötürü &quot;<a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/blog.cgi?file=misin-feyld.txt">mission failed</a>&quot; yazmış ama bence hiç de öyle olmadı. Sirkeci&#8217;nin fotoğraf makinesi satan mağazalarında neyin ne işe yaradığı, iyi bir tripodun nasıl olması gerektiği, asa/iso değerleri, tobacco filtre <a href="http://www.fotokritik.com/foto.php?fid=195249">kullanımı</a> gibi bir sürü ayrıntıyı farkında olmadan kaptı Barış&#8230;</p>
<p>Aslında herkes için iyi oldu, bendeniz de &quot;<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pinhole_Photography">pinhole photographing</a>&quot; hakkında epey bilgi edindim bu sayede&#8230; En yakın &quot;<a href="http://www.pinholeday.org/">world pinhole day</a>&quot; bu ayın 30&#8242;undaymış, o güne kadar kibrit kutusundan lenssiz bir fotoğraf makinesi yapsak ne güzel olur aslında&#8230; Ne dersin Barış, becerebilir miyiz?</p>
<p>&quot;Kimde ne makine vardı?&quot; diye soracaklara hemen açıklayalım. Barış beyimizde bir Nikon D50, Meren de ise D70 ve güzel bir 300 objektif vardı. Ben ise bir dinozor olarak Canon EOS 50e ile katıldım. Analog makinelerin dijitalleri hâlâ dövebildiğini görmek güzeldi :)&#8230;</p>
<p>Yine de beni şu diapozitif masrafından kurtaracak bir dijital makinesi fena olmaz. Acaba bir <a href="http://www.canon-europe.com/For_Home/Product_Finder/Cameras/Digital_SLR/EOS_5D/index.asp?ComponentID=306124&amp;SourcePageID=164046#1">EOS 5D</a>&#8216;ye girsem mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/04/08/pratikte-zayif-ama-teoride-hic-fena-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi ki varsın &#8220;Hazreti İsa&#8221;&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/02/10/iyi-ki-varsin-hazreti-isa/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/02/10/iyi-ki-varsin-hazreti-isa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2006 17:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=154</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf, isa çelik

Nikos Kazancakis,  &#8220;Günaha Son Çağrı&#8221; kitabında Hazreti İsa&#8217;yı şöyle konuşturur: &#8220;Bir balta olsam keser, bir ateş olsam yakardım; ama ben bir kalbim ve bildiğim tek şey sevmek&#8230;&#8221;
&#8220;Bizim İsa&#8221;nın da bildiği tek şey sevmekti&#8230; O kadar çok sevdi ki bu dünyayı, o çekik ve küçük gözleriyle gördüğü herşeyi ölümsüzleştirmeye, kendisinde ondan bir parça [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf">fotoğraf</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/%22isa%2B%C3%A7elik%22">isa çelik</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/isacelik_portre.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/isacelik_portre.jpg" /></a><br />
Nikos Kazancakis,  &#8220;Günaha Son Çağrı&#8221; kitabında Hazreti İsa&#8217;yı şöyle konuşturur: &#8220;Bir balta olsam keser, bir ateş olsam yakardım; ama ben bir kalbim ve bildiğim tek şey sevmek&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Bizim İsa&#8221;nın da bildiği tek şey sevmekti&#8230; O kadar çok sevdi ki bu dünyayı, o çekik ve küçük gözleriyle gördüğü herşeyi ölümsüzleştirmeye, kendisinde ondan bir parça biriktirmeye çalıştı çaresizce. Gördüğü herşeyi çekmeye ve çoğaltmaya çalıştı umutsuzca: Kapıları, pencereleri, sokak lambalarını, kaybolan meslekleri ve artık yaşamayan tüm o güzel insanları&#8230;</p>
<p>Ve hiçbir zaman yetişemedi yapmak istediklerine&#8230;</p>
<p>İsa Çelik&#8217;ten bahsediyorum. &#8220;İsa Abi&#8221;den. Anadolu&#8217;nun bütün sokaklarını gezmiş bir adamı arıyorsanız, aradığınız odur.  Eski ağır kapı tokmaklarını, sardunyalı pencereleri, yüzünde eski öyküler gezdiren o insanları ölümsüzleştirmek için sokak sokak, adım adım yürüyen &#8220;Hazreti İsa&#8221;.</p>
<p>Bir havarisi bile olmayan, kimsenin izlemediği bir peygamber gibi dolaştı Anadolu&#8217;yu &#8220;ünlü fotoğrafçı&#8221; İsa Çelik. Tanrının ona verdiği o garip mucizeyi kullanarak yeni bir hayat verdiği, ölümsüzleştirdiği insanların sayısını o dahi bilmiyor&#8230;</p>
<p>&#8220;Peki ne kaldı elinde İsa Abi?&#8221; diye soracak oluyorum, &#8220;Anılar, Eczacıbaşı takvimleri ve albümlerden başka?&#8221;</p>
<p>Şaşırıyor. Sanki arkasında onu izleyen kimsenin olmadığını 40 yıl sonra farkeden &#8220;Musa Peygamber&#8221;   kadar şaşkın&#8230; Düşünüyor. Bir ara unutuyor vereceği cevabı. Sonra birden hatırlıyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Benim hiç albümüm olmadı ki bugüne kadar, Ali Bey!</p></blockquote>
<p>Kendimi tanımasam, bir yaralı hayvan gibi bağırarak sokağa atacağım kendimi. Karşımdaki, tüm dünyanın önünde saygıyla eğildiği, ünlü fotoğraf ustası İsa Çelik!</p>
<p>&#8220;Nasıl yani, siz mi özellikle yapmadınız?&#8221;</p>
<blockquote><p>&#8220;Ben çok utangaç birisiyimdir Ali Bey&#8230; Hayatımda hiç kimseden ne borç para ne de bir sigara hiçbir şey istemedim bugüne dek. &#8216;Hadi bir albüm yapalım&#8217; da diyemedim. Herhalde karşı taraf da isteyemedi ki, bir fotoğraf albümüm olmadı bugüne dek!&#8221;</p></blockquote>
<p>Nezaketini hiç kaybetmiyor &#8220;İsa Abi&#8221;. Ama bunu söylerken, bir kristal kadeh kırılganlığında çıkıyor sesi.</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/suru_isa_celik.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/suru_isa_celik.jpg" /></a><br />
Zorunluluktan okul birincisi</p>
<blockquote><p>&#8220;Benim babam Ziraat Bankası&#8217;nda odacıydı. Orda ortaokuldan başka bir şey yoktu. Dolayısıyla ortaokuldan sonra okuma şansım da. Çünkü ortam çok kısıtlı. Hiçbir şansın yok&#8230;</p>
<p>Günlerden bir gün babam geldi ve dedi ki &#8216;Ziraat Bankası, çalışanlarının çocuklarını okutacakmış. Aklını  başına devşir, iyi dereceyle bitirirsen seni okutabilir banka!&#8217; O hırsla okulu iyi dereceyle değil, pekiyi dereceyle değil, okul birincisi olarak değil, Mersin birincisi olarak bitirmişim! Başka çarem yoktu çünkü&#8230;</p>
<p>Şimdi bizim oralarda yani Toroslar&#8217;da -ki ben tam olarak Taşeli Platosu&#8217;ndan geliyorum- her yer taştır. Kafam kadar, yumruğum kadar taşlarla doludur toprak&#8230; Başka bir yerde olsa yere tohum eksen, bir süre sonra o güneşe ulaşır. Fakat bizim orada o taşın altından çıkmak, taşı dolanıp ışığı bulmak zorundadır. Ben de aynı o tohum gibi ışığı bulmak zorundaydım! Çaresiz bir şekilde &#8220;en iyi&#8221; olmak zorundaydım&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p>&#8220;Küçük İsa&#8221;, Ankara&#8217;ya/ yatılı okula gönderilir. Ankara Koleji&#8217;nden Kurtuluş&#8217;a giderken, bir küçük dükkân vardır İsa&#8217;yı bir mıknatıs gibi çeken. Vitrinine her hafta 30&#215;40 boyutlarında &#8220;yeni bir fotoğraf&#8221; konur bu dükkânın. O yıllarda bozkır Anadolu&#8217;sunun başkentinde, her hafta vitrindeki fotoğrafı değiştirmek büyük bir olaydır!</p>
<p>İsa Çelik &#8220;o fotoğraf için&#8221; her hafta okuldan kaçtığını gülerek anlatıyor;</p>
<blockquote><p>&#8220;Fotoğraf ne demek, sanat fotoğrafı ne demek haberim yok ama nedense çarpıldım. Ve 12 yaşındaydım&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p>Okulun top oynanan arka bahçesinden kaçarak, &#8220;yağmur çamur&#8221; demeden her hafta o fotoğrafı görmeye gider &#8220;Küçük İsa&#8221;&#8230;</p>
<p>İlk makina, ilk sevgili<br />
İsa Çelik kitap okumaz, sinemaya gitmez ve para biriktirerek ilk fotoğraf makinasını satın alır. Üniversite çağı geldiğinde ise gönlünden geçen, &#8220;Akademi&#8217;ye girip, ressam olmak&#8221;tır.</p>
<p>&#8220;Fotoğrafçılığın bir meslek olabileceğini dahi bilmiyordum&#8221; diyerek anlatıyor o günleri İsa Çelik. Ancak onu okutan Ziraat Bankası&#8217;na da &#8220;borcunu ödeme&#8221; zamanı gelmiştir. Banka ondan &#8220;iktisat okumasını&#8221; ister&#8230; Öyle de yapar. Okul bittiğinde, &#8220;Dosya ve Arşiv Memuru&#8221; adayıdır ama bankanın grafik bölümünde afişler yapmaktadır:</p>
<blockquote><p>&#8220;Başta Sami Güner olmak üzere çok tanınmış fotoğrafçılarla tanışmaya başlayınca, anlamaya başladım bu işin bir meslek, hem de çok ciddi bir meslek olduğunu!&#8221;</p></blockquote>
<p>O gündür, bugündür fotoğrafçı İsa Çelik&#8230; Yıllar sonra o dükkândaki fotoğrafların da kime ait olduğunu öğrenir; &#8220;Fotoğraf çalışmaları nedeniyle Almanya&#8217;nın Köln şehrinden fahri hemşehrilik alan Şinasi Barutçu&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8230; &#8220;Ve kopya edilen işlerle dolu, sekiz klasör biriktirdim&#8221; diyor İsa Çelik.</p>
<p>Türkiye standartlarının bu kadar düşük olması, yabancıların Türk fotoğrafçısına olan bakışını bile etkilemiş. Yabancıların bile artık &#8220;Bu Türk fotoğrafçıdır, nasıl olsa alışıktır para ödenmemesine, biz de ödemeyelim&#8221; demeye başladığını, gülerek anlatıyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Geçtiğimiz dönemde dünyanın en büyük ajanslarından SIPA -ki sahibini tanırsınız,   Gökşin    Sipahioğlu&#8217;dur- Amerika ve Avrupa&#8217;yı dolaşacak devasa bir sergiyi organize etti, Türk fotoğrafçılığı&#8217; başlıklı iddialı bir sergi. Arşivler karıştırıldı ve Türkiye&#8217;deki ustaların en iyi kareleri toparlandı. Hemen herkes bir beklenti içindeydi, herhalde iyi bir telif verirler diye&#8230; Tek kuruş vermediler! Neden? Çünkü onlar bile biliyorlar artık bu ülkeyi, başka bir ülkenin fotoğrafçısına yapamayacakları bir şey yapıp, Türk fotoğrafçısını ucuza getirmeye çalışıyorlar! Bunu üstelik bir Türk&#8217;ün yaptığını düşününce daha da kötü oluyorum&#8230;&#8221;</p>
<p>Uludağ&#8217;a çıkın, teleferiğin yanında İsviçre dağlarının devasa fotoğraflarını göreceksiniz. Neden? Nedenini söyleyeyim, çünkü adamlar bir Türk fotoğrafçısına para vermektense, internetten bir yerden buldukları bedava fotoğrafları kullanmışlar! Böyle bir şey var mı?</p>
<p>Siz adamı dünyanın bir yerinden Uludağ&#8217;a turist olarak getirmeye çalışacaksın ama teleferiğin üstüne İsviçre resmini koyacaksın!&#8221;</p></blockquote>
<p>Sadece bu mu? Değil elbet. Bir de korsancılar var. Bu çok daha acıklı bir öykü. İsa Abi&#8217;nin anlattıkları bana kalsın, canınızı daha fazla sıkmayayım artık&#8230;</p>
<p>Anıları yel üfürdü, su götürdü!<br />
İsa Çelik&#8217;in Tünel&#8217;deki stüdyosu, Türkiye&#8217;deki muhtemelen en büyük antika fotoğraf makinesi koleksiyonlarından birini barındırıyor. Eski makinelerin çokluğu ve birçoğunun bugün bile çalışır olması şaşırtıcı. Koleksiyonda Leica&#8217;lar, Hasselblad&#8217;lar, Yashica&#8217;lar hatta eski KGB casus kameralarından bile var! Ama benim için asıl muhteşem parça, eski Arap denizcilerinin usturlablarını anımsatan pozometreler.</p>
<p>Sadece bunlar mı? Taş plaklar, ünlü fotoğraf ustalarının imzalı fotoğrafları, sokak tabelaları, arkasında ünlü Türk şairlerinin imzası bulunan boş rakı şişeleri&#8230; Osmanlıca tabelalardan bir tanesi, Cahit Arf&#8217;ın evinin istimlakından bir iki önce evinden sökülmüş! Üzerinde Fransızca ve eski alfabe ile &#8220;İstanbul Sular İdaresi&#8221; yazıyor.</p>
<p>Arkası imzalı şişelerden bir tanesini elime alıp okumaya çalışıyorum: &#8220;23 Nisan 1978, bu şişeyi de güzel içtik!&#8221; İmzalar: Fikret Otyam, Ara Güler, Aziz Nesin&#8230;</p>
<p>İsimlerin gerisi okunmuyor&#8230; Bunun gibi diğer 10-15 şişeyi süsleyen imzalar da silinmiş geçen haftaki(*) su baskınında! Evet, su baskını, çünkü İsa Abi&#8217;nin üçüncü kattaki stüdyosunu, yukarı katta patlayan bir boru harabeye çevirmiş! Ben röportaj için büroya geldiğimde, yan odada &#8220;çöpe atılacaklar&#8221;  bir kenara toplanıyordu&#8230; Maddi değerini bilemem ama manevi  değeri  ölçülemeyecek, fotoğraf, belge, kitap, hatıra, çöpe gidiyordu!</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pencereden_bakan_cocuklar_isa_celik.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pencereden_bakan_cocuklar_isa_celik.jpg" /></a><br />
Fotoğrafların anlattığı öyküler<br />
İsa Abi&#8217;nin tüm fotoğraflarının ayrı bir öyküsü  var.  Her biri  bambaşka bir dünyayı anlatır. Bazı fotoğrafların ise öyküsü çok ayrı.</p>
<p>Taksim&#8217;deki o ünlü 1 Mayıs Yürüyüşü&#8217;nde çekilen karede olduğu gibi&#8230; Meydandaki tüm gazetecilerin yürüyen insanları çektiği anda, İsa Çelik&#8217;in gözü &#8216;insana dair&#8221; bir başka kareyi yakalar. Şehre yeni gelen köylüler, &#8220;işçi-köylü bayramının&#8221; şaşkınlığını yaşamaktadır.</p>
<p>&#8220;Hazreti İsa&#8221;nın en az her peygamberin olduğu kadar deli olduğunu söylemiş miydim size? Soğuk ve karlı bir şubat gecesi, Ankara-İstanbul otobüslerinin mola verdiği Varan Bolu Dağı Tesisleri&#8217;nde çekilir bir lambanın fotoğrafı. İsa Çelik, sabah otobüsle Ankara&#8217;dan İstanbul&#8217;a giderken konaklama tesisinde gördüğü sokak lambasını akşamüstü ışığında hayal etmiş, İstanbul&#8217;a döndüğünde dayanamayıp otobüsün bagajından üçayakı indirip kurmaya başlar! Otobüs, &#8220;İsa Peygamberi bekleyemediğinden&#8221; gider, İsa Çelik bir sonraki İstanbul otobüsünü bekler bu kare yüzünden :).</p>
<p>Yukardaki kare ise Atatürk&#8217;ün eşi Latife Hanım&#8217;ın Karşıyaka&#8217;daki evinin penceresine ait. İçerdekiler artık yok olmuş bu virane evin küçük kiracılarıdır. O ev yok artık, Latife Hanım da, peki ya çocuklar? İsa Çelik, Latife Hanım&#8217;ı tanıyamamış olmaktan üzgün. Latife Hanım&#8217;ın o bir ömür boyu süren sessizliğini, &#8220;Ben bu sessizliğe Greta Garbo&#8217;luk diyorum&#8221; sözleri ile anlatıyor&#8230;</p>
<p>Bir başka karedeyse Haliç&#8217;teki Camialtı Tersanesi&#8217;nde işçiler artık paydosa hazırlanmakta. Ereğli Demir-Çelik&#8217;teki işçi ise çeliğe su vermeye&#8230;</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/tufekciler_isa_celik.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/tufekciler_isa_celik.jpg" /></a><br />
Kaybolan meslekler<br />
Bazı kareler vardır, çekerken belki de bunu bir daha kimsenin çekemeyeceğini düşündüğünüz&#8230; İsa Çelik&#8217;in 1970&#8242;lerde Anadolu&#8217;nun dört bir yanını dolaşarak çektiği &#8220;Kaybolan Meslekler&#8221; serisinin kareleri gibi.</p>
<p>Hasırcılar, kaşıkçılar, tüfekçiler, kelleciler&#8230; Artık eskide kalan bir dünyanın parçaları oldular. İsa Çelik için hepsinin hüzünlü bir öyküsü var.</p>
<p>&#8220;Tam bir Fellini filmi gibiydi!&#8221; diyor İsa Abi, kaşıkçılar için. Kaşıkçıları çekmek için önce Konya&#8217;ya gitmiş İsa Çelik. Konya&#8217;ya vardığında kaşıkların orada yapılmayıp, &#8220;sadece boyandığı&#8221;nı öğrenmiş. Kısa bir araştırmanın ardından  ver elini  Akşehir!  Neyse, maceralı bir yolculuktan sonra bir tahta kapıyı açmış ki, bir de ne görsün! Ben diyeyim 100 metre boyunda, siz deyin ki 150 metre genişliğinde bir arsa&#8230; Arsanın üzerinde de güneşe serilmiş binlerce tahta kaşık!</p>
<p>Sohbet geliştikçe İsa Abi&#8217;den fotoğrafçılığın hilelerini de öğreniyorum. Tüfekçilerde olduğu gibi &#8220;görüntülenmekten&#8221; hoşlanmayan meslek erbabı ile yarenlik fotoğraf makinesini öylece masanın üzerine kormuş İsa Abi&#8230; Arada bir çantadan bir objektifi çıkartıp onu siler, sonra da yerine, çantasına kaldırırmış. Hiç fotoğraf çekmezmiş, ta ki sokaktan bir horoz ya da inek geçinceye kadar&#8230; Alırmış eline kamerayı, çekermiş horozu! 10 dakika sonra yoldan bir topal kedi mi geçti? &#8220;Ne enteresan kedi!&#8221; deyip onu çekermiş. Normalde fotoğraf çektirmek için binbir naz yapacak olan ustalar alınmaya başlarmış: &#8220;Eee, horozu çektin, kediyi çektin&#8230; Bizi adam yerine koymaz mısın, be birader!&#8221;</p>
<p>Semerci &#8220;Ali Osman Amca&#8221; da bunlardan biri. İsa Çelik, son semerci ustası Ali Osman Amca&#8217;yı Beykoz&#8217;da bulmuş. Fotoğrafları çekerken bu son semerci ustasının, &#8220;şeytan dürter&#8221; İsa Çelik&#8217;i; &#8220;Ali Osman Amca, nerden buluyorsun müşteriyi İstanbul&#8217;da?&#8221;</p>
<p>Ali Osman Amca şöyle bir süzer İsa Çelik&#8217;i; &#8220;Delinin sorduğuna bak, İstanbul&#8217;da eşek mi ararsın?&#8221;</p>
<p>Uçurumun kenarında<br />
Madem Kazancakis ile açtık yazımızı, yine onunla bitirelim. Yunan yazar Kazancakis&#8217;in kilise tarafından aforoz edilen İsa&#8217;sı, bir umutsuzluk anında &#8220;İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz&#8221; der.</p>
<p>&#8220;İsa Abi&#8221; neredeyse uçurumun kenarından, Toros&#8217;un fakir bir yörük ailesinden çıkarak kanatlanmış&#8230; Farkında değilsiniz ama o fotoğraflarıyla bize sadece insanları değil; kapıları, pencereleri, kedileri, İstanbul&#8217;u ile herşeyi sevmeyi öğreten kişi&#8230; Gerçek bir peygamber.</p>
<p>İyi ki varsın &#8220;Hazreti İsa&#8221;!</p>
<p>(*) Not 1: Bu röportaj 2003 yılının Eylül&#8217;ünde yapıldı. Dolayısıyla yazıda bahsi geçen su baskını o tarihlerde gerçekleşti.</p>
<p>Not 2: En yukardaki İsa Çelik fotoğrafı, Sevgi Çiçek&#8217;e ait. Diğer karelerse, fotoğrafların telif hakları çiğnenerek çoğaltılmasını engellemek amacıyla, &#8220;uzun kenarı 320 piksel&#8221; ile sınırlı olacak şekilde siteye konmuştur. Lütfen, yüksek çözünürlüklü hallerini talep etmeyin.</p>
<p>Not 3: <a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/06/dostum-salgado.html">Sebastiao Salgado</a>, <a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/08/partizan-deilim-sadece-asiyim.html">Henri-Cartier Bresson</a>, <a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/en-iyi-daktiloya-sahip-fotoraf-cem.html">Cem Boyner</a>, <a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/yamur-herkesi-slatr.html">Francesco Zizola</a> derken &#8220;İsa Çelik&#8221; abimiz hakkında bir yazı yazmamak olmazdı. Bir şeyi 40 kere dilerseniz olurmuş, siz de katılın bu duaya: &#8220;İsa Çelik albüm çıkarsın! İsa Çelik albüm çıkarsın! İsa Çelik&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/02/10/iyi-ki-varsin-hazreti-isa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yağmur herkesi ıslatır&#8221;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/31/yagmur-herkesi-islatir/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/31/yagmur-herkesi-islatir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2005 20:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf, francesco zizola, hayat

1998 kışı. Hatta tam bir tarih vermek gerekirse, 30 Ekim 1998&#8230; İstanbul&#8217;da bugün yağan yağmurun çok daha beteri, o gün üstümüze üstümüze yağıyordu. Üç hafta kadar önce, mesleki yaşamımın en büyük başarısını gerçekleştirmiş, Benetton&#8217;un Türkiye&#8217;deki tekstil fabrikalarına sızarak, içerde çalışan çocuk işçilerin fotoğraflarını çekmeyi başarmıştık. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi&#8217;nin 50. yıldönümü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf">fotoğraf</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/%22francesco%2Bzizola%22">francesco zizola</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/hayat">hayat</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/francesco%20zizola%20-ucurtma.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/francesco%20zizola%20-ucurtma.jpg" /></a><br />
1998 kışı. Hatta tam bir tarih vermek gerekirse, 30 Ekim 1998&#8230; İstanbul&#8217;da bugün yağan yağmurun çok daha beteri, o gün üstümüze üstümüze yağıyordu. Üç hafta kadar önce, mesleki yaşamımın en büyük başarısını gerçekleştirmiş, Benetton&#8217;un Türkiye&#8217;deki tekstil fabrikalarına sızarak, içerde çalışan çocuk işçilerin fotoğraflarını çekmeyi başarmıştık. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi&#8217;nin 50. yıldönümü dolayısıyla, 1998 yılı &#8220;zero-dodici&#8221; (0-12 yaş grubu)  koleksiyonunun gelirinin önemli bir kısmını dünya üzerindeki kimsesiz çocuklara bağışlayan Benetton&#8217;un, Türkiye&#8217;de &#8220;sadece kendisine üretim yapan&#8221; fabrikalarda çocuk işçi çalıştırıyor olması, gerçekten büyük haberdi.</p>
<p>Bu haberin ne kadar &#8220;büyük&#8221; olduğunu, 1999 yılında, İtalya&#8217;da haberi birlikte yaptığımız Riccardo Orizio ile birlikte &#8220;Yılın Araştırmacı Gazetecilik Ödülü&#8221;ne aday gösterilmemizle anlayacaktık&#8230; O yıl, ünlü fotoğrafçı Oliviero Toscani,  Benetton ile yollarını ayıracak ve Benetton Grubu ile aramızda tam dört yıl sürecek sancılı bir dava süreci başlayacaktı&#8230;</p>
<p>Corriere Della Sera, tarihinde çok az kere yaptığı bir sayfa düzenine geçerek, çift sayfa kapaktan (Yani birinci ve üçüncü sayfaları bu konuya ayırarak) bombayı patlatmıştı. Patlatmıştı patlatmasına ama, Benetton Grubu&#8217;nun &#8220;Bu bir yalan haberdir&#8221; savunması üzerine üzerimizde şüphe bulutları oluşmuştu! Her önüne gelen, olayı bir de &#8220;kendi gözüyle&#8221; görmek istiyordu! İyi ama olay patlamış ve aradan üç hafta geçmiş&#8230; İçerde çocuk mu kalır?</p>
<p>Sadece rakip gazeteciler değil, artık kendi grubumuz içinde de şüpheyle bakılmaya başlanmıştı bu habere&#8230; Çaresiz kaldık ve fabrikanın içinde fotoğraflarını aldığımız çocukların peşine düşmeye başladık. (Bazılarını ilerde Türkiye&#8217;nin öbür ucunda, Diyarbakır&#8217;da bulacaktık. Apar topar ailelerinin eline üç-beş kuruş verilerek, memleketlerine gönderilmişti bu çocuklar&#8230;)</p>
<p>Francesco Zizola ile o günlerde tanıştık. Corriere Della Sera&#8217;nın da bağlı olduğu grubun haftalık haber dergisi Panorama, dünyaca ünlü fotoğrafçı Zizola ile anlaşarak, bizden bu fabrikalara tekrar girmemizi istemişti! Bunun anlamı şuydu: Ya bu çocukları bulacak ve haberimizin doğruluğunu kendi grubumuza ispat edecektik ya da hayatımızın geri kalanını &#8220;limon satmakla&#8221; geçirecektik!</p>
<p>İyi ama kim bu Francesco Zizola? Kendisinin kim olduğunu ve Türkiye&#8217;ye neden gönderildiğini sonradan anlayacaktım&#8230;</p>
<p>(&#8230;)</p>
<p>Yer: İstanbul-İkitelli&#8217;de bir tekstil atölyesi<br />
Zaman: 30 Ekim 1998</p>
<p>Francesco Zizola, bir Panorama editörünü, Angelo Pergolini&#8217;yi beraberinde getirmişti. Angelo, &#8220;uydurma bir haber&#8221; yaptığımızdan emin olarak İstanbul&#8217;a ayak basmış ve tavırlarıyla son 10 gün boyunca hayatı bana zehir etmişti. 10 gündür boşa kürek çekip, hiçbir çocuğu bulamadığımız gibi, Benetton&#8217;a çalışan hiçbir tekstil atölyesine de girememiştik! İstanbul&#8217;un tüm tekstil atölyeleri alarma geçmişti ve bizim önceki numaramız olan &#8220;Türkiye&#8217;de fason üretim olanaklarını araştıran İtalyan işadamı&#8221; mizansenini artık kimse yemiyordu.</p>
<p>10. gün, Benetton&#8217;un içindeki haber kaynaklarımızdan biri bizi aradı: &#8220;Ali Bey, bütün çocuklar işten çıkarıldı ama İkitelli&#8217;deki bir atölyede bu çocukların bir kısmı tekrar işe başlamış. İş yetişmediğinden, o atölyede çalıştırıyorlarmış çocukları!&#8221; (*)</p>
<p>İyi ama oraya nasıl gireceğiz? Elimizde fotoğraf makinesiyle girdik diyelim&#8230; Aynı çocuklar oradaysa beni tanıyabilirler! Bu, o dakikada oracıkta alnımızın ortasından vurulmamıza dahi yol açabilir!</p>
<p>Hayatımın en zor günüydü. Francesco, &#8220;Sen girme işini bana bırak&#8221; dedi. İyi ama nasıl?  Hiçbir ön hazırlık yapmaksızın İkitelli&#8217;deki bu atölyenin önüne gittik. Fabrikanın önüne vardığımızda, Francesco &#8220;Şimdi seninle biraz ıslanacağız&#8221; dedi.</p>
<p>Açıktaydık ve bugün İstanbul&#8217;da yağan sağanaktan çok daha beter bir yağmur, üstümüze üstümüze yağıyordu! Dışarda yağan yağmur bizi iç çamaşırlarımıza kadar ıslatmıştı, atölyeden dışarı bakan meraklı gözler, biri yabancı iki kişiyi merak etmeye başlamışlardı:</p>
<p>- Kardeş, ne bekliyorsunuz orada?</p>
<p>Zizola, küçük oyununa başlamıştı. Yakınlardaki bir arkadaşa misafir olarak geldiğimizi, ancak telefonla çağırdığımız taksinin geciktiğini anlattı.</p>
<p>- Abi, yağmurlu havada taksici çağrılır mı İstanbul&#8217;da! Çakal, iyi iş bulmuşsa sizi unutmuştur bile!<br />
- Peki, buradan taksi geçer mi?<br />
- Ne taksisi! Buraya kurt inmediğine şükretsin!</p>
<p>Francesco&#8217;ya bunu tercüme etmemle, acınacak halimize hep beraber gülmeye başladık. Atölyenin kapısında bizimle eğlenen işçilerin sayısı artmaya, karşılıklı sigaralar yakılmaya, ince belli bardakta çaylar gelmeye başlamıştı&#8230;</p>
<p>- Abi içerde soba yanıyor, şöyle içeri girin de kemikleriniz ısınsın!</p>
<blockquote><p>Kural 1: Karşı taraftan beklediğin teklif yapıldığında, hemen kabul etme. Bırak biraz ısrar etsinler&#8230;</p></blockquote>
<p>- Hiç rahatsız etmeyelim be!<br />
- Olur mu öyle şey! Hem arkadaş turist, misafirimiz sayılır. Ülkesine gittiğinde beni yağmur altında bıraktılar demesin!<br />
- Abi sizi işinizden etmeyelim!<br />
- Gel ya içeri! Amma nazlandınız siz de!</p>
<p>Benim dahi inanamadığım bir şekilde içeri giriyoruz. Francesco Zizola&#8217;ya İtalyanca sessizce &#8220;Sen bu yöntemi bir yerlerde daha önce kullandın değil mi?&#8221; diye soruyorum. Francesco gülümsüyor: &#8220;Brezilya&#8217;da, kömür madenlerinde&#8230;&#8221;<br />
-Peki, nereden biliyordun bizi içeri buyur edeceklerini?<br />
- &#8220;Açız&#8221; deseydik almazlardı&#8230; Çünkü açlığı çok az kişi bilir. Halbuki yağmur herkesi ıslatır!</p>
<p>(&#8230;)</p>
<p>Sobanın yanına kuruluyoruz. Sobanın üzerinde demlenen kaçak çaylar demlenirken, Francesco üzerindekileri kurutmak üzere çıkarıyor. Bir palto, bir kazak, ıslanmış bir cüzdan ve içindeki ıslak paralar, bir walkman ve bir de en küçüğünden bir fotoğraf makinesi! Herşey ıslanmış!</p>
<p>- Walkman&#8217;dan kim anlar?</p>
<p>Islanmış walkmanı kurtarmaya &#8220;gönüllü&#8221; hemen birkaç kopil çıkıyor. İşe koyuluyorlar. İşçiler halimize katıla katıla gülüyorlar. Fotoğraf makinesinin hali daha da kötü. Benim dehşet dolu bakışlarımın altında, Francesco, bir avuçiçinden çok daha küçük olan Leica&#8217;sını sökmeye başlıyor. Bir, üç, beş derken Leica sayısız parçaya bölünmüştür! Makinesinin ıslanan parçalarını bir tören sessizliğinde kurularken, meraklı gözler onu izlemektedir. Bana bir ömür gibi gelen 15 dakikalık bir seremoninin ardından Leica&#8217;sını masanın orta yerinde bırakarak, atölyede dolaşmaya başlar! Çocukların arkada bıraktığı makinesini kurcalaması, onu rahatsız etmemektedir bile&#8230;</p>
<blockquote><p>Kural 2: Bundan sonra birinin fotoğrafını çekmek istiyorsan, ona fotoğraf makinenden korkmaması için fırsat tanı. Gerekmese bile makineyi onların gözünün önünde sök ve yeniden birleştir. Bu, 18. yüzyılda kızılderililerin fotoğrafını çekmek isteyen batılı seyyahların kullandığı yöntemiymiş. Bu şekilde yerliler, o kutunun içinde kötü ruhlar olmadığına kendi kendine ikna olurlarmış!</p></blockquote>
<p>Aslında hiç var olmayan &#8220;taksimizi&#8221; beklerken, atölyede yarenliği geliştiriyoruz. İçerisi çocuk işçi dolu ve Benetton için sarı renk montlar dikiliyor&#8230; Daha çok büyüklerle takılıyoruz. Bizim &#8220;aklımıza getirmediğimiz&#8221; soruyu büyüklerden biri soruyor:</p>
<p>- Aga&#8230; Buraya kadar geldin. Çayımızı içtin. Bir kare de fotoğrafımızı çekersin herhalde!<br />
- Ok! Ama siz de bizimkini çekeceksiniz!<br />
- Kabul! Sen o arkadaşına söyle, memleketine döndüğünde fotoğrafları bize de göndermeyi unutmasın ama!</p>
<p>Karşılıklı fotoğraflar çekildikten sonra, çocukların yoğun ısrarı yüzünden &#8220;anı niyetine&#8221; toplu fotoğraflar da çekilir! Artık istediğimizi elde etmiş durumdayız! Bu atölyenin Benetton&#8217;a Türkiye&#8217;de çalışan 300 kadar fason şirketten biri olduğunu belgeleyen resmi belgelere de sahibiz. Burada Francesco Zizola&#8217;nın çektiği kareler, iki yıl sonra İtalya&#8217;daki mahkemede en önemli delillerimizden biri olacaktı&#8230;</p>
<p>(&#8230;)</p>
<p>Milano&#8217;da dört yıl süren mahkemeyi sonuçta kazandık&#8230; Mahkeme, Benetton&#8217;un Türkiye&#8217;deki üretim sürecinde çocuk işçilerin çalıştırılmış olmasını &#8220;bir vaka&#8221; olarak kabul etti. Bu, Benetton&#8217;un dünyadaki &#8220;duyarlı şirket&#8221; imajına vurulan ilk darbeydi. Sonraki darbeler, Arjantin&#8217;de Patagonya köylülerinin elinden arsalarının zorla alınması ve Şili&#8217;de kimyasal atıklarla nehirlerin kirletilmesi skandallarıyla gelecekti&#8230;</p>
<p>Mahkeme bize de ceza verdi. Biz, bu sarı montların etiketlerinde &#8220;Made In Italy&#8221; yazdığını ispatlayamadığımız ve bu nedenle de İtalyan tekstil sanayiinin itibarına leke sürdüğümüz gerekçesiyle, 5.000 avro &#8220;para cezasına&#8221; çarptırılmıştık!</p>
<p>Francesco Zizola ile sonraki yıllar birkaç kere daha çalıştık. Kendisine World Press Photo ödülü kazandıracak olan Brezilya&#8217;daki madenlere nasıl girdiğini, bana çok sonraları anlatacaktı&#8230;</p>
<p>Onu da bir başka sefere anlatırım artık&#8230;</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/francesco%20zizola%20-ag.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/francesco%20zizola%20-ag.jpg" /></a></p>
<p>(*) Not 1: Burada bir parantez açmam gerekiyor: Tekstil sektöründe çocukların çalıştırılması, sadece ucuz işgücü ihtiyacına değil, bir de &#8220;fizyolojik&#8221; nedene dayanır. Pantolon iliği, fermuar dikişi, iç kesimlerdeki reşme dikişi gibi zor işlerde, ufak elli çocuk ve kadınlar, erkeklere göre çok daha rahat ve hızlı çalışır.</p>
<p>Not 2: <a href="http://www.zizola.com/">Francesco Zizola</a>, bugün dünyada en çok sayıda World Press Photo kazanan (yedi adet) fotoğrafçıdır.</p>
<blockquote><p>First prize, Portraits Singles 2005<br />
Second prize, Daily Life Stories 2002<br />
First prize, General News 1998<br />
Second prize, General News Stories 1998<br />
World Press Photo of the Year 1997<br />
First prize, People Stories 1997<br />
First prize, People in the News Stories 1995</p></blockquote>
<p>Not 3: Bu yazıyı, bugün World Press Photo&#8217;yu bizlere anımsatan  <a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/?file=insanligin-50-yili.txt">A. Murat Eren</a> ve sevgili eşi <a href="http://biyolokum.blogspot.com/2005/10/50-yln-korkun-gerekleri.html">Duygu Özpolat Eren</a> için  yazdım. İyi fotoğrafçıların tele-objektifleri ile soteye yatanlar değil, insanların içine girenler olduğunu anlatmak için kaleme alınmıştır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/31/yagmur-herkesi-islatir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Palm&#8217;in bittiği an</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/20/palmin-bittigi-an/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/20/palmin-bittigi-an/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2005 17:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[windows, palm

Ajanstan önünüze düşen bazı haberler, bazı fotoğraflar vardır. Canınızı acıtır. Bugün önüme düşen bu kare de öyle bir fotoğraf&#8230;
&#8220;Boy sırasıyla&#8221; söylemek gerekirse; Bill Gates, Palm CEO&#8217;su Ed Colligan ve Verizon Wireless CEO&#8217;su Denny Strigl kameralara bakıp &#8220;En kötü günümüz böyle olsun!&#8221; pozu vermişler. Ellerinde Microsoft Windows Mobile yüklü Palm Treo&#8217;lar&#8230;
Allah rahmet eylesin.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/windows">windows</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/palm">palm</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/palmin%20bittigi%20an.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/palmin%20bittigi%20an.jpg" /></a><br />
Ajanstan önünüze düşen bazı haberler, bazı fotoğraflar vardır. Canınızı acıtır. Bugün önüme düşen bu kare de öyle bir fotoğraf&#8230;</p>
<p>&#8220;Boy sırasıyla&#8221; söylemek gerekirse; Bill Gates, Palm CEO&#8217;su Ed Colligan ve Verizon Wireless CEO&#8217;su Denny Strigl kameralara bakıp &#8220;En kötü günümüz böyle olsun!&#8221; pozu vermişler. Ellerinde Microsoft Windows Mobile yüklü Palm Treo&#8217;lar&#8230;</p>
<p>Allah rahmet eylesin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/20/palmin-bittigi-an/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En iyi daktiloya sahip fotoğrafçı: Cem Boyner</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/13/en-iyi-daktiloya-sahip-fotografci-cem-boyner/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/13/en-iyi-daktiloya-sahip-fotografci-cem-boyner/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2005 19:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf, cem boyner

&#8220;Foto muaabiri ara güyleriyyyn offiysi!&#8221;
Ara Güler&#8217;in telefonu böyle açılır&#8230; Ara Abi, kulakları çınlasın, elinizde o çok megapiksellik ve kocaman objektifli sayısal fotoğraf makinelerinden birini görürse şöyle diyecektir size &#8220;Evlağdım! O ne ööle, tıraş makinessi gibi!&#8221;
Çok da haksız sayılmaz. Onun için tek bir makine vardır, bir ceketin cebine rahatlıkla sığabilecek büyüklükteki Leica&#8217;sı&#8230; Hatta size [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf">fotoğraf</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/%22cem%2Bboyner%22">cem boyner</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/boyner-01.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/boyner-01.jpg" /></a><br />
&#8220;Foto muaabiri ara güyleriyyyn offiysi!&#8221;</p>
<p>Ara Güler&#8217;in telefonu böyle açılır&#8230; Ara Abi, kulakları çınlasın, elinizde o çok megapiksellik ve kocaman objektifli sayısal fotoğraf makinelerinden birini görürse şöyle diyecektir size &#8220;Evlağdım! O ne ööle, tıraş makinessi gibi!&#8221;</p>
<p>Çok da haksız sayılmaz. Onun için tek bir makine vardır, bir ceketin cebine rahatlıkla sığabilecek büyüklükteki Leica&#8217;sı&#8230; Hatta size bir sır vereyim mi? Ara Abi, CCD, RAW format, megapiksel, JPEG nedir bilmez! Adı üstünde, Ara Güler&#8217;dir o! Ona makinenizin özelliklerini anlatmaya kalkışırsanız, en fazla size muzip bir gülümsemeyle &#8220;En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı&#8221; der!</p>
<p>Bunu niye anlattım&#8230;</p>
<p>Son günlerde, ansızın fotoğraf sanatını keşfeden necip Türk basınının -ki ben de bu yapının içindeyim-, Cem Boyner&#8217;in Darphane binasındaki sergisi &#8220;Uzaktaki Yakın-Yakındaki Uzak&#8221;a sayfalarını çarşaf çarşaf açtığını görüyorum.</p>
<p>Söz konusu fotoğraf sergisi, iki ana temaya ayrılmış. Birincisi, Cem beyimizin stüdyo ortamında, vücut çalıştıkları her hallerinden belli olan Beymen modellerinin &#8220;Nü&#8221; fotoğraflarından oluşuyor. Bu fotoğraf sergisi için bastırılan katalogların kalınlığına, İstanbul&#8217;un otobüs duraklarına konan sergi afişlerini düşündüğünüzde, içine düştüğünüz dehşet duygusu daha da büyüyor&#8230; Herhangi bir üniversitenin fotoğrafçılık bölümünde, birinci sınıf öğrencilerinin çekmesi gereken ama fakültenin bir model tutmaya parası olmadığından mahrum kaldıkları kareler, son 10 yılın en çok ses getiren &#8220;fotoğraf sergisi&#8221;nin temasını oluşturuyor!</p>
<p>İşin daha da kötüsü, karşımızdaki ne ışığı kullanmayı ne de sanatçı yaratıcılığından nasibini almış birisidir. Karelerine hâkim olan genel donukluğu, zekâ pırıltısı eksikliğini görmemek imkânsız gibidir.</p>
<p>Bir an karşınızda Picasso&#8217;nun tablosuna bakıp bakıp, &#8220;Ne olmuş yani? Bunu ben de yaparım!&#8221; diyen Kenan Evren&#8217;in özgüveni ile bir bestseller roman yazacağını söyleyen Banu Alkan&#8217;ın cesaretinin bir karışımını görür gibi oluyorsunuz!</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/sipsakci%20turist-01.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/sipsakci%20turist-01.jpg" /></a></p>
<p>Serginin ikinci kısmı olan &#8220;Uzaktaki Yakın&#8221; kısmındaysa Cem Boyner&#8217;in Afrika&#8217;ya yaptığı turistik gezisinde &#8220;Hanım, dur şunu da çekeyim de sergiye koyalım&#8221; diyerek çektiği &#8220;fotoşipşak&#8221;lar, yüreğinizi biraz daha sıkıştırıyor.</p>
<p>Yukardaki kareyi ele alalım. Cem Bey&#8217;in &#8220;doğru kadraj&#8221; diye bir kaygısının olmadığı, karşımızdaki yapının sol yanının kadrajdan biçimsiz bir şekilde uçmuş olmasından anlaşılıyor. Fotoğrafın sağ yanındaki garip mavilikten, beyimizin polarize filtre kullanmayı henüz öğrenemediğini de anlıyoruz. Fena halde Banu Alkan bir pozisyonla karşı karşıyayız sayın seyirciler, Cem Bey objektifine polarize filtreyi takmış ama onu ışığa göre sağa ve sola çevirmesi gerektiğini bilmemektedir! Ama buna da dua edelim, objektifin kapağını çıkarmayı unutmuş ve bunu filmlerin banyosu sırasında, Türkiye&#8217;de de öğrenmiş olabilirdi! Neyse ki bu safhayı aşmışız&#8230;</p>
<p>Aşamadığımız şeyler de var elbet&#8230; &#8220;Kompozisyon&#8221; gibi örneğin.  Arkadaş Afrika&#8217;da Mali&#8217;ye kadar gitmiş, Timbuktu&#8217;daki bu muhteşem yapının karşısında &#8220;yakalaya yakalaya&#8221; fotoğrafın sağ tarafında bir grup insanın durduğu, sakil bir kompozisyonu yakalamıştır! Ah be Cem! Fotoğrafçılık zor bir iştir, insanlara &#8220;çiiiiz&#8221; dedirtip fotoğraf çektirmeye (sergisinde bu karelerden mebzul miktarda mevcut) benzemez! Sabreceksin ve insanlar istediğin yere gelinceye kadar bekleyeceksin&#8230;</p>
<p>Kıssadan hisse, kesinlikle gidilmesi, görülmesi ve &#8220;ibret alınması&#8221; gereken bir sergi açmış Cem Boyner&#8230; Kendisini &#8220;esefle kınıyor&#8221; ve bundan sonraki sanatsal yaşamında mümkünse fotoğraf çekmemesini diliyoruz.</p>
<p>İstediği kadar &#8220;iç&#8221; çekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/13/en-iyi-daktiloya-sahip-fotografci-cem-boyner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mecmua değil, tam bir mec-muamma!</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/10/mecmua-degil-tam-bir-mec-muamma/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/10/mecmua-degil-tam-bir-mec-muamma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2005 16:40:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf

Bir dergi bu kadar mı güzel olur? Bu kadar mı kaliteyi sektirmeden yayınına devam edebilir? Bazen onu terk ettiğim, onu unuttuğum da oldu. Bayiden satın almayı aksatsam da, bir mecmuadan çok &#8220;mec-muamma&#8221; idi benim için&#8230; İşin yoksa &#8220;Geniş Açı&#8221; al, bütün haftasonun o 96 sayfa, o &#8220;muamma&#8221; içinde kaybolsun!
Bu sayısında ne varmış bakalım? &#8220;Efsanesinden kaçan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf">fotoğraf</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/genis%20aci%20kapak%20432.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/genis%20aci%20kapak%20432.jpg" /></a><br />
Bir dergi bu kadar mı güzel olur? Bu kadar mı kaliteyi sektirmeden yayınına devam edebilir? Bazen onu terk ettiğim, onu unuttuğum da oldu. Bayiden satın almayı aksatsam da, bir mecmuadan çok &#8220;mec-muamma&#8221; idi benim için&#8230; İşin yoksa &#8220;Geniş Açı&#8221; al, bütün haftasonun o 96 sayfa, o &#8220;muamma&#8221; içinde kaybolsun!</p>
<p>Bu sayısında ne varmış bakalım? &#8220;Efsanesinden kaçan fotoğrafçı Robert Frank&#8221;! Haftasonu yazı yazmam lazım benim, siz şaka mı yapıyorsunuz? Hadi siz iptal oldunuz, elalemin yazı işleri müdürlerinden ne istersiz, bre densizler!</p>
<p>Bu arada posta kutuma bir haber düştü. Bir dergici olarak son derece kıskandığım yayınlardan biri olan Geniş Açı&#8217;yı satın almamak için alın size bir neden daha! Hasetten çatlıyoruz efendiler! Çat-lı-yor-uz!</p>
<p>Haber şöyle:</p>
<blockquote><p>&#8220;Fotoğraf alanındaki en saygın ödüllerden olan <a href="http://www.blogger.com/www.lucieawards.com">Lucie Ödülleri</a>&#8216;nde &#8220;Yılın Fotoğraf Dergisi&#8221; kategorisinde Geniş Açı da yarışacak.</p>
<p>Geniş Açı Fotoğraf Sanatı Dergisi, dünya çapındaki en prestijli fotoğraf ödüllerinden biri olan Lucie Ödülleri&#8217;nde (Lucie Awards) &#8220;Yılın Fotoğraf Dergisi&#8221; kategorisinde aday gösterildi. Önceki yıllarda American Photo ve PDN dergilerinin ödüllendirildiği bu kategoride Geniş Açı&#8217;nın yanı sıra Amerika, İngiltere ve Fransa&#8217;dan beş dergi daha yer alıyor. Ödül töreni, 17 Ekim Pazartesi günü New York&#8217;ta gerçekleştirilecek.</p>
<p>Fotoğraf dünyasının Oscarları olarak adlandırılan Lucie Ödülleri, dünyanın en iyi fotoğrafçılarının eserlerini onurlandırmayı, genç yetenekleri keşfetmeyi ve fotoğraf sanatının daha fazla takdir edilmesini sağlayan genç bir organizasyon. Reklam Fotoğrafı, Belgesel Fotoğraf, Moda Fotoğrafı, Fotojurnalizm, Portre Fotoğrafı ve Spor Fotoğrafı gibi çeşitli dallarda üretim yapan fotoğrafçıların uluslararası bir jüri tarafından yılın fotoğrafçısı olarak belirlendiği Lucie Ödülleri, aynı zamanda fotoğraf dergileri, art direktörler, fotoğraf editörleri, fotoğraf kitabı yayımcıları gibi fotoğrafın daha geniş kitlelerle buluşmasını sağlayan yaratıcı dünyanın üyeleri arasından da yılın en iyilerini belirliyor.</p>
<p>Bu yıl William Klein, Larry Clark, Hiro, Peter Lindbergh gibi fotoğrafçıların &#8220;Üstün Başarı Ödülü&#8221; alacağı Lucie Ödülleri&#8217;nde önceki yıllarda Henri Cartier-Bresson, Mary Ellen Mark, Herb Ritts, Annie Leibovitz, Gordon Parks, Helmut Newton, James Nachtwey, Sebastiao Salgado gibi fotoğraf dünyasının önemli isimleri de ödüllendirilmişti.&#8221;</p></blockquote>
<p>(&#8230;)</p>
<p>Geniş Açı&#8217;ya daha nice Lucie ödülleri diliyoruz&#8230; Türkiye&#8217;de bir fotoğraf dergisini &#8220;inatla&#8221; sekiz yıl boyunca çıkartmanın bedeli hangi ödülle ödenebilir ki?</p>
<p>İyi ki varsın Geniş Açı!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/10/10/mecmua-degil-tam-bir-mec-muamma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir zorunlu açıklama</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/09/06/bir-zorunlu-aciklama/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/09/06/bir-zorunlu-aciklama/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2005 16:09:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blogger]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[blogger, çizgi roman, ken parker

Blog sahibi olmak zor iş. Herkes üzerinize birşeyler konduruyor. Salgado yazısını okuyan benim her türlü fotoğraf makinesini gözü kapalı kullanabileceğimi sanırken, kelli felli akademisyenler öğrencilerine ders vermem için beni fakültelerine çağırıyorlar. Geçenlerde birisi profilime koyduğum resme &#8220;hiç benzemediğimi&#8221; söyledi. Ne cevap verebilirdim ki? Sadece gülümsemekle yetindim&#8230;
Ne yalan söyleyeyim, hayatımın hiçbir döneminde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/blogger">blogger</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/%22%C3%A7izgi%2Broman%22">çizgi roman</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/%22ken%2Bparker%22">ken parker</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken%20Parker4.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken%20Parker4.jpg" /></a><br />
Blog sahibi olmak zor iş. Herkes üzerinize birşeyler konduruyor. <a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/06/dostum-salgado.html">Salgado</a> yazısını okuyan benim her türlü fotoğraf makinesini gözü kapalı kullanabileceğimi sanırken, kelli felli akademisyenler öğrencilerine ders vermem için beni fakültelerine çağırıyorlar. Geçenlerde birisi profilime koyduğum resme &#8220;hiç benzemediğimi&#8221; söyledi. Ne cevap verebilirdim ki? Sadece gülümsemekle yetindim&#8230;</p>
<p>Ne yalan söyleyeyim, hayatımın hiçbir döneminde, ne şimdi ne de ilk gençliğimde Ken Parker&#8217;a benzemiş birisi değilim. Hayatın kötü bir şakası bu.</p>
<p>Şimdi bazılarınızın &#8220;Ken Parker da kimin nesi?&#8221; dediğini duyar gibiyim. Kendisi bir çizgi roman kahramanı. Yaratıcısı Giancarlo Berardi&#8217;nin anlatımıyla, &#8220;Çağdaş sorunları olan çağdaş bir insan. Hiçbir güvencesi yok, geleceği meçhul; kendi belirlediği idealleri tutkuyla, ümitle, cesaretle ve acı çekmek pahasına korumaya çalışarak günübirlik yaşayan&#8221; biri Ken Parker&#8230; Yani bizden biri.</p>
<p>Ken Parker&#8217;ı bazen bir Eskimo köyünde yerlilerle balık tutarken, bazen kimsesiz bir kıza babalık yaparken, bazen de peşinde koşan onca güzel kadın dururken bir fahişeye aşık olmuş görürüz.</p>
<p>Karşımızdaki, antika tüfeğine tutkuyla bağlı olan; soykırıma uğrayan yerlilerin yanında yer alan; bir macerasında bir barda karşısına çıkan Zagor, Tex Willer, Tommiks gibi diğer kahramanlarla inceden inceye dalgasını geçen bir abimizdir.</p>
<p>Yüzünü Robert Redford&#8217;dan ödünç alan Ken Parker, yanlış zamanda yanlış yerde dünyaya gelmiş gibidir. Attığını vuran kovboyların dünyasında, atının terkisinde Edgar Allen Poe&#8217;nun şiirlerini taşıyan ve son derece kırılgan bir tiptir.</p>
<p>Fellini&#8217;nin şöyle bir sözü var: &#8220;Engelleri ve paradoksları gülerek karşılarsak, bunlar bizi öldürmez. Ancak sıkıntı bizi öldürebilir. Sıkıntı ise ne mutlu ki çizgi romanların uzak tuttuğu bir şeydir.&#8221;</p>
<p>Adına yedinci sanat da denen sinemayı, en kaba tabiriyle, &#8220;Saniyede 24 karenin izleyiciye sunulduğu gösterim sanatı&#8221; olarak tanımlayabiliriz. Çizgi romanın farkıysa, geriye kalan &#8220;23 karenin&#8221; yerleştirilmesini okurun hayalgücüne bırakmasıdır.</p>
<p>Çizgi romanın üstünlüğü, tam da burada karşımıza çıkar. İyi yazılmış bir çizgi roman, 100 kere okumuş da olsanız, sizi asla hayal kırıklığına uğratmaz. İçindeki kahramanlar, &#8220;eksik kareleri&#8221; bulmanıza, bir şekilde yardımcı olacaktır zaten&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/09/06/bir-zorunlu-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Partizan değilim, sadece asiyim..&#8221;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/20/partizan-degilim-sadece-asiyim/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/20/partizan-degilim-sadece-asiyim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Aug 2005 15:24:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf, bresson, salgado

2 Ağustos 2004&#8230;
O gün, Fellini’nin rüyaları, dünya savaşlarının son acıları,
siyah-beyaz renkli tüm güzel kadınlar,
hepsi ama hepsi, beyaz atlara binip, bu dünyadan göçtüler&#8230;
Fotoğraf sanatının yaşayan iki büyük ustasından biriydi. Henri Cartier-Bresson, geçen yıl bu zamanlarda, Paris’teki evinde ölmüştü. Geriye, bir tek Sebastiao Salgado kaldı. Şansıma, her iki ustayı da yakından tanıma fırsatım oldu&#8230;
Bresson, fotoğrafçı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/fotoğraf">fotoğraf</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/bresson">bresson</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/salgado">salgado</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/bresson1.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/bresson1.jpg" /></a></p>
<p>2 Ağustos 2004&#8230;<br />
O gün, Fellini’nin rüyaları, dünya savaşlarının son acıları,<br />
siyah-beyaz renkli tüm güzel kadınlar,<br />
hepsi ama hepsi, beyaz atlara binip, bu dünyadan göçtüler&#8230;</p>
<p>Fotoğraf sanatının yaşayan iki büyük ustasından biriydi. Henri Cartier-Bresson, geçen yıl bu zamanlarda, Paris’teki evinde ölmüştü. Geriye, bir tek <a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/06/dostum-salgado.html">Sebastiao Salgado</a> kaldı. Şansıma, her iki ustayı da yakından tanıma fırsatım oldu&#8230;</p>
<p>Bresson, fotoğrafçı arkadaşlarının deyimiyle, “Carpe Diem Ustası”, Magnum Ajansı’ndaki diğer fotoğrafçıların aksine, hiçbir zaman hayatı ciddiye almayan, gününü gün eden, yarını düşünmeyen bir “serseri”ydi&#8230; O sadece mesleğini değil, hayatını da fotoğraf kareleri ile yaşayan, “sonsuz yetenekli bir serseri”ydi&#8230;</p>
<p>1930’lu yıllarda Louis Aragon’un komünist gazetesi Ce Soir için çalışırken, ünlü şaire bir tartışma sırasında söylediği cümleler tam da onu anlatıyor: “Ben bir partizan değilim, sadece bir asiyim!”</p>
<p>Bir asi gibi hayatı dolu dolu yaşasa da, bir gün ölmekten hiç korkmadı. Le Monde ile yaptığı bir röportajda, çektiği karelere binlerce dolar ödeyen Amerikan basınından neden hoşlanmadığını açıklıyordu: “Asla ölümden konuşmuyorlar. Bu yüzden, yaşamdan ölüme geçişin belli belirsiz olduğu Meksika ve İspanya’yı tercih ediyorum&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/20/partizan-degilim-sadece-asiyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dostum Salgado&#8221;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/06/26/dostum-salgado/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/06/26/dostum-salgado/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2005 14:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[fotoğraf, salgado, istanbul, efsaneler

“Bu fotoğraflar, bu devasa trajedinin figürleri, umutsuz bir heykeltraşın taşa ya da ağaca yonttuğu heykeller midir? Burada fotoğrafçı yoksa bir heykeltraş mıdır? Ya da tanrı? Ya da şeytanın ta kendisi? Ya da çıplak gerçeğin kendisi?”
(Eduardo Galeano/17 kez Salgado)
Herkes bana Salgado’yu soruyor. “Anlatsana Ali, o adam seni nasıl buldu? Neler yaptınız 37 gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/fotoğraf">fotoğraf</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/salgado">salgado</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/istanbul">istanbul</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/efsaneler">efsaneler</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/salgado%20terra.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/salgado%20terra.jpg" /></a></p>
<p>“Bu fotoğraflar, bu devasa trajedinin figürleri, umutsuz bir heykeltraşın taşa ya da ağaca yonttuğu heykeller midir? Burada fotoğrafçı yoksa bir heykeltraş mıdır? Ya da tanrı? Ya da şeytanın ta kendisi? Ya da çıplak gerçeğin kendisi?”</p>
<div>(Eduardo Galeano/17 kez Salgado)</div>
<p>Herkes bana Salgado’yu soruyor. “Anlatsana Ali, o adam seni nasıl buldu? Neler yaptınız 37 gün İstanbul’da? Nasıl dayak yediniz pazarcılardan?”</p>
<p>Çoğu zaman anlatmadım, yaşadıklarım sadece bana kalsın istedim. Zaman zaman ağzımdan çıkanlar da büyük şehirlerin altında dolaşan gizli dehlizlere, Bizans definelerine dair inanılması güç &#8220;şehir efsaneleri&#8221;ne benziyordu:</p>
<p>“Dünyanın yaşayan en büyük iki fotoğrafçısından biriymiş”;</p>
<p>“Kodak sadece Salgado yüzünden Tri-Max filmlerin üretimini durdurmaktan vazgeçmiş. Leica ise yeni bir objektifi piyasaya çıkarmadan önce ona gönderirmiş. Eğer o beğenmezse, piyasaya sürmezmiş”;</p>
<p>“Ününün doruğundayken ortalıktan bir anda kaybolmuş. Üç yıl kimse bulamamış. Bir gün elinde 240 bin kare fotoğraf ile çıkmış ve uluslararası bir kampanya ile hepsini satmış! Parasıyla da üç yıl boyunca fotoğraflarını çektiği Brezilyalı topraksız köylülerin yaşadığı binlerce dönüm araziyi satın alarak, köylülere dağıtmış!”</p>
<p>Dürüst olmalıyım. Bu hikâyelerde gerçeğin nerede başlayıp, nerede bittiğini ben bile bilmiyorum!</p>
<p>Salgado. Tam adıyla; Sebastião Riberio Salgado&#8230; Ünlü fotoğrafçı. Ekonomist. Legion D’Honeur ile ödüllendirilen gazeteci. Çektiği tek kare fotoğrafla ünlü fotoğraf ajansı Magnum’u batmaktan kurtaran kişi. Muhalefet kendisine Brezilya cumhurbaşkanlığını önerdiğinde, “Politikacı olursam, yalan söylemeyi öğrenirim” diyerek nazikçe reddeden aydın&#8230;</p>
<p>Örnekleri çoğaltmak mümkün: Brezilya’nın Don Kişot’u. Kazandığı para ile çılgıncasına Amazon ormanı satın alan, Amazon’da kesilen yağmur ormanlarının yerine 5 milyon ağaç diken kişi. Brezilyalılar içinse sadece “Salgado”.</p>
<p>Bu ismi Latin Amerika’da inanılması güç birtakım efsaneler ve öyküler izliyor her gittiği yerde. Salgado’nun adının etrafında oluşan bu sisli hâle yüzünden onun hakkında gerçek olmayan öyküleri anlatmaktan korkarım sizlere&#8230;</p>
<p>Olsun. Ben yine de anlatmak istiyorum “Dostum Salgado”yu. Tanımış olmaktan gurur duyduğum, hayatımdaki en büyük olayı anlatacağım sizlere. Efsanevi bir foto-muhabir olarak değil, sadece “bir insan portresi” olarak Salgado’yu&#8230;</p>
<p>Modern çağ simyacısı<br />
Hikâye bu ya&#8230; Bir gün Brezilya’da çok büyük bir yangın çıkmış. Hem de Amazon Yağmur Ormanları’nda!</p>
<p>Bütün hayvanlar canlarını kurtarmak için bölgeden kaçıp, yangından uzaklaşmaya çalışıyormuş. Kaçanlar arasında Amazon’un hâkimi, “ormanın ruhu” olan siyah jaguar da varmış&#8230; Kaçarken üstlerinden ters yöne, yangının kalbine doğru uçan küçük bir sinek kuşu görmüş jaguar. Yangının üstüne gelmiş ve küçük gagasından birkaç damla su bırakmış aşağı&#8230; Ardından diğer hayvanların saklandığı göl kıyısına gelmiş, gagasına su alıp tekrar bırakmış yangının üzerine.</p>
<p>Kafası karışan siyah jaguar sinek kuşunun yanına gelip sormuş: “Bunu neden yapıyorsun? Yoruldun ve birazdan kanatların yanmaya başlayacak. Düşecek ve öleceksin. Tüm bu yaptıkların boşuna olacak. Yangını söndüremezsin ki!”</p>
<p>Sinek kuşu başını sallamış: “Evet söndüremem&#8230; Sadece elimden geleni yapmaya çalışıyorum&#8230;”</p>
<p>Salgado isminin etrafında oluşan efsanelerin yarattığı sisli hâle kaldırıldığında, ortaya aslında çok basit bir gerçek çıkıyor: Salgado sadece elinden geleni yapmaya çalışan biri.</p>
<p>Nesli tükenen bir sinek kuşu, Salgado&#8230;</p>
<p>Dünyanın en çok kazanan fotoğrafçılarından biri ama parasını hayır işlerine harcıyor. İsterse ömrünün geri kalanını Pasifik’te satın aldığı bir adada zenginlik içinde geçirebilir ama Kongo’da çocuk felcinden ölen yüz binlerce çocuğu kurtarmak için WHO adına fotoğraf çekiyor.</p>
<p>Salgado’yu antik çağların simyacılarına benzetmek mümkün. Suyu altına çevirmek isteyen simyacıların yüzyıllardır aradığı sırrı o çoktan bulmuşa benziyor: “dokunduğunu altına çevirmeyi”!</p>
<p>Belki alegorik olacak ama Salgado aynen Kral Midas gibi dokunduğunu altına çevirme yetisine sahip. Bu kulağa okşayıcı gelen yetenek, az daha Midas’ın sonunu getiriyordu, çünkü açlıktan ölmek üzereydi Kral&#8230;</p>
<p>Bu yetenek Midas’tan sonra sadece iki kişiye sahip oldu. Birincisi Picasso’ydu. Onun bir şeyi satın alması için sadece resmini çizmesi yeterliydi. Nitekim Picasso Güney Fransa’daki bir şatoyu tuval üzerine resmini yaparak satın almıştı. Midas’ın lâneti belki Picasso’yu değil ama evlatlarını vurdu. Picasso öldüğünde, ardında kalabalık bir mirasçı kuyruğunu ve onların avukatlarını bırakmıştı&#8230;</p>
<p>Salgado, Midas’tan miras bu yeteneği seleflerinden farklı bir şekilde kullanıyor. Brezilya’da içlerinde üç yıl yaşayarak fotoğraflarını çektiği topraksız köylülerin işgal ettiği araziyi, o fotoğrafları satarak satın aldı. Ve o insanlara dağıttı&#8230;</p>
<p>Belki de bu yüzden Midas’ın laneti Sebastião Salgado ile son buldu.</p>
<p>&#8220;Bok içinde doğdum&#8221;<br />
Evimdeki ansiklopediden Salgado maddesini açıyorum. Şöyle diyor: “Brezilyalı fotoğrafçı Salgado, 1944 yılında sekiz çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldi.”</p>
<p>Salgado ile birlikte olduğum bir ayı aşkın süre içinde onunla çocukluğundan hiç konuşamadık. Bir kere hariç.</p>
<p>Yanılmıyorsam 98-99 kışıydı ve biz Kemer Country Golf Club’ın 200 metre ötesindeki Göktürk Mahallesi’ndeydik. Hayatımda ilk defa bir golf sahası görmüştüm. Karın altında bile yemyeşil bir halı gibi duruyordu. Biz ise milyon dolarlık süperlüks villaların birkaç yüz metre ötesinde, Güneydoğu’dan henüz göçmüş insanların yerin yarım metre altında yaşadıkları çamurdan evleri çekmeye gidiyorduk. Kar yağarken yürüdüğümüz yol -adına yol denebilirse- diz seviyesine kadar çamur içindeydi. Tüm dikkatime rağmen botum ayak bileğime kadar çamura bulanmıştı. Mahallenin muhtarı ise ayakkabısının tekini balçığın içinde bırakmıştı bile&#8230;</p>
<p>- Sebastião, hiç fena değilsin çamurda&#8230; Botunu kirletmemişsin bile. Nasıl beceriyorsun bunu?</p>
<p>- Evladım, sana nasıl doğduğumu anlatmamış mıydım? Ben bok içinde doğdum!</p>
<p>Ötesini bilmiyorum. Tek bildiğim, fakir bir çiftçi ailesinde doğduğu ve daha beş yaşındayken kaderinin sonradan fotoğraflarını çektiği insanlarla birleştiği&#8230; O da bir göçmendi. Beş yaşındayken geldiği küçük kasabadan 120.000 kişilik bir diğerine göç etmesi ise ise 15’ine rastlıyor. Politik nedenlerle ayrıldığı Brezilya’dan Fransa’ya mülteci olarak gelişi ise 27 yaşına&#8230;</p>
<p>Angola’ya kimse gitmeyince&#8230;<br />
Salgado, lisans eğitimini fotoğraf dışında bir sahada, ekonomi alanında yaptı. Marksist bir dünya görüşüne sahip olması, onun sadece sanatını değil, akademik kariyerini de değiştirdi. 70’lerin başında Brezilya’da iktidardaki faşist yönetim, Salgado’nun da üyesi bulunduğu politik hareketin önderlerini öldürmeye başlar. Salgado ve karısı Lélia için “siyasi mültecilik” dönemi başlamıştır. Fransa’ya göç edilir. Fransa onlara vatandaşlık hakkını vermez.</p>
<p>Salgado çeşitli işler yapar Paris’te. Fotoğraf makinesi ile tanışması ise çok geç bir yaşta, 29’unda gerçekleşir. Tam bir rastlantıdır&#8230; Rivayetlere göre Angola’da UNITA’cılarla hükümete bağlı güçler arasındaki içsavaşta dört fotomuhabirini kaybeden Paris Match dergisi, bölgeye gönderecek yeni bir muhabir bulamaz! Post bu sefer gerçekten pahalıdır, savaş muhabirlerinin hiçbirinin gözü kesmez o cangıla girmeye&#8230;</p>
<p>Salgado, karısının kamerasını aldığı gibi Angola’ya gider. Gidiş o gidiş&#8230; Döndüğünde savaşın en güzel fotoğraflarını çeker.</p>
<p>1974-1975 arasında Sygma, 1975-1979 arasında da Gamma Ajansı için çalışır. Ardından, daha sonra ekonomik krizden kurtulmasına vesile olacağı Magnum Ajansı üyeliğine seçilir! (Reagan’a karşı düzenlenen suikast girişiminin çekilen tek kare fotoğrafıdır Magnum’u iflastan kurtaran. Çeken de Salgado’dur.) Artık dünyaca aranan bir foto muhabirdir.</p>
<p>Öteki Amerika’nın peşinde yedi yıl<br />
Salgado’yu Salgado yapan, onu pek çok çağdaşından ayıran çalışma yöntemidir. Ona göre, projelerinde iyi sonuca ulaşmak, fotoğraflanan insan ile kurulan ilişkiye bağlıdır. Bu yüzden Salgado çalışmalarını gerçekleştirirken, fotoğraflayacağı kişiler ile benzer koşullarda yaşar, onların yolculuk ettiği şekilde yolculuk eder. Projeleri genellikle uzun soluklu projelerdir ve bu süre içerisinde önemli giderlerini kendi bütçesinden karşılar. 1977-1984 yılları arasında yedi yıl boyunca Brezilya’da uzak dağ köylerini gezerek hazırladığı “Other Americas/Öteki Amerikalar (1986)” adlı albümü buna güzel bir örnek.</p>
<p>Fransız Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü ile 15 ay boyunca Afrika’nın Sahra bölgesini gezerek yaptığı “Sahel: l’Homme en Détresse/Sahra: Izdırap İçindeki İnsan” adlı çalışması bir diğer ilginç çalışmasıdır Salgado’nun&#8230; Dünya Afrika’daki açlık sorununu Salgado’nun bu çalışması ile ilk kez “öğrenir”!</p>
<p>Salgado, 1986 ve 1992 yılları arasında o ana kadar ki en büyük projesi olan “Workers/İşçiler (1993)” üzerinde çalışmaya başladı. Salgado bu albümü hazırlarken 26 ülke gezerek müthiş bir işçi profili çıkartır! Kimi eleştirmenlere göre “Workers”, Karl Marx’tan sonra yazılmış en iyi “manifesto”dur!</p>
<p>Terra: Yurtsuzların mücadelesi<br />
Sadece benim için değil, birçokları için Salgado’nun en büyük çalışması hiç kuşkusuz “Terra”dır. Terra, Brezilya’da zengin toprak sahiplerinin geniş arazilerini (Latifundia) işgal eden on binlerin öyküsüdür. Ordu ve toprak sahiplerinin karşısında bir avuç çamurlu toprak için direnen, yurtsuzların mücadelesidir bu albüm.</p>
<p>Burada biraz efsanelerin büyülü dünyasında kaybolmak fena olmayacak. Rivayet odur ki, ününün doruğundayken bu insanların arasına katılan Salgado, üç yıl ortalıktan deyim yerindeyse neredeyse “kaybolur”. Bu üç yılın sonunda 240 bin kare ve bu 240 bin kareden seçilen “çok özel 56 kare” vardır. Aynı anda Guggenheim, Tate Gallery, Louvre gibi dünyanın en önemli yedi sanat galerisinde sergilenen 56 kare, “çok büyük rakamlara” koleksiyonerlere satılır. Salgado bu paraya dokunmaz. Serde marksistlik de olduğundan, geriye kalan 239 bin küsur kare fotoğraf, üzerine 5-10-15 sterlin gibi sembolik rakamlarla uluslararası bir kampanya ile satılır! Bu parayla Brezilya’da topraksızların arazileri satın alınır ve köylülere dağıtılır!</p>
<p>Dedim ya, o yaptıklarıyla fotoğrafçılar arasında kulaktan kulağa yayılan bir efsane&#8230; Eğer hikâyede abartı varsa, günahı Ara Abi’nin (Güler) boynuna! Ancak efsane olmadığı kesin olan bazı gerçekler de var. Fransa’nın yıllarca vatandaşlık vermediği Salgado’ya Legion D’Honeur vermesi gibi&#8230;</p>
<p>Bu eğlenceli hikâye burada da bitmiyor. Rivayet odur ki, Fransız Hükümeti ayıbını anlayıp ona vatandaşlığını teklif eder. Bu sefer de Salgado kabûl etmez! Mülteci olarak kalmayı Fransız pasaportuna tercih eder&#8230;</p>
<p>Bu arada Salgado ile yaptığım 37 günlük İstanbul çalışmasını, yaşadıklarımızı yine anlatamadım. Biliyorum. Belki yerimiz dardı, belki bana kalsın istedim&#8230;</p>
<p>Bugün sizlere Salgado’yu, söylemekten gurur duyduğum şekliyle “Dostum Salgado”yu anlattım.</p>
<p>Nesli tükenen bir sinek kuşu, Salgado&#8230; İster misiniz yazıyı Eduardo Galeano’nun muhteşem bir yazısının başlığıyla bitirelim?</p>
<p>17 kere Salgado!</p>
<p>Çünkü insanlığa daha fazla Salgado lazım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/06/26/dostum-salgado/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
