Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali I?ıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • Di?er maceralar
  • Kampanya
  • İleti?im

Dünyanın en devrimci balı?ı

3 Aralık 2005
iran, edebiyat, behrengi

Oysa küçük kara balık hasta de?ildi, onun bamba?ka bir derdi vardı.

Bir sabah erkenden, daha gün do?madan, küçük kara balık annesini uyandırdı:

“Anneci?im, seninle konu?malıyım” dedi.

Annesi, uyku sersemli?i içinde:

“Acelen ne sevgili yavrum?” diye sordu “?nce sabah gezintimizi yapalım, sonra konu?uruz.”

“Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gidece?im.”

“Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?”

“Bu derenin bitti?i yeri merak ediyorum” diye kar?ılık verdi. “Ah anne, bu soru beni aylardır dü?ündürüyor. Derenin nerede bitti?ini ö?renmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir kar?ılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu dü?ünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bitti?ini ö?renece?im. Orada neler var, ba?ka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum.”

(Küçük Kara Balık, sayfa 10-11)

(…)

Samed Behrengi, benim hayata bakı?ımı belirledi?ini söyleyebilece?im üç adamdan biridir. 1939′da, Azerbaycan’ın fakir bir köyünde, sayısını bilmedi?i kadar çok karde?inin bulundu?u bir evde do?du. Do?du?unda, annesinin yanı ba?ında ne bir doktor ne de bir ebe vardı. İlk ayakkabısına altı ya?ında, ilkokula ba?layaca?ı hafta sahip oldu.

İlkokulu birincilikle bitirdi. İ?çi kökenli bir aileden geliyordu ve dünyanın en eski üçüncü komünist partisine sahip olan İran’da sosyalist e?ilimlerle büyüdü. Liseyi bitirdi?inde, Tudeh’e (İran Komünist Partisi) olan sempatisini saklamıyordu. 1957′de yani ö?retmenlik okulundan 18 ya?ında mezun olur olmaz, İran’ın en fakir köylerinde ö?retmenlik yapmak için gönüllü olur. Do?up büyüdü?ü Azerbaycan’ın fakir köylerine geri döndü?ünde, yine tek bir çift ayakkabısı vardır…

18 ya?ındaki bu genç, Azerbaycan’ın henüz elektrik girmemi? fakir köylerinde ö?retmenlik yapmaya, çocuklara okuma yazmayı ö?retmeye ba?lar. ??retmenlik yapsın diye gönderildi?i bazı köylerde bırakın sırayı, karatahta ve hatta okulun kendisi bile ortada yoktur!

İyi ama karatahtasız nasıl ders verilebilir ki? Samed Behrengi zorluklardan yılmaz. Azeri çocuklarına “dünyanın en güzel masallarını” anlatmaya ba?lar. Masallarında derenin ötesindeki nehri, nehrin ötesindeki denizi hayal eden kara balık; bir karga ailesiyle dost olan küçük çocuklar; karıncalarla güne?le konu?an bir ?eftali a?acının öyküsü vardır…

Behrengi’nin masallarında kötüler de vardır elbet… Bir varmı? bir yokmu?larda, aslında uzun süre var olmayacak “kötü yürekli ?ah”lar vardır, hain testere balıkları, kötü büyük adamlar…

Behrengi’nin masallarındaki “kötü adam”ın kendisine benzedi?ini dü?ünen İran ?ahı Muhammed Rıza Pehlevi, 1968′in sonbaharında ajanlarına bu masal anlatan adamı öldürtür. Aras Nehri’nin kıyısında bo?ulmu? olarak bulunan Samed Behrengi, sadece ve sadece 29 ya?ındadır…

Samed Behrengi’nin biyografisine bu cinayet, çok can yakıcı bir deyim ile geçer: “…Bir ka?ık suda bo?uldu.”

Samed Behrengi’den geriye, sadece masallar kaldı. Küçük Kara Balık, Bir ?eftali Bin ?eftali, Kargalar, Bu Gelen Köro?lu’dur gibi çok sayıda masal kitabı 70 kadar dile çevrilip, dünyanın dört bir yanında yayınlandı.

Ece Ayhan’ın “Meçhul ??renci Anıtı” ?iiri, Behrengi için yazılmı? gibidir:

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha ya?asaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmü?tür

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlı? sorusu ?uydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parma?ın tek ve do?ru kar?ılı?ı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
(…)
Arkada?ları zakkumlarla örmü?lerdir ?u ?iiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocu?un kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız ku?lar gönderecek.

(…)


Küçüklüklerinde Behrengi okuyan insanları, bir bakı?ta tanıyabilirsiniz. Garip bir ?ekilde, hepsi iyi insanlardır… Yalan söylemeyi beceremezler, sessizdirler ve garip bir ?ekilde topra?ı, “do?u”yu severler. Bir kitap bu kadar mı etkiler insanları? Bu kadar mı benze?tirir?

Yoksa, yoksa siz de mi Behrengi ile büyüdünüz? Denize ula?maya çalı?an Küçük Kara Balık’ı okuduktan sonra, bir yarım ömürdür merak ettim bu sorunun cevabını:

Sizde de mi hep “denizlere çıkar sokaklar”?

(…)

…”Onu da yarın ak?am anlatırım” dedi Balık Nine “uyku saati geldi, iyi geceler.”

On iki bin küçük balık iyi geceler dileyerek yatmaya gittiler.

On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık iyi geceler diledikten sonra yuvalarına gidip uzandılar, hemen de uykuya daldılar. Balık Nine de uyudu.

Ama küçük bir kırmızı balı?ın gözüne uyku girmedi. Bütün gece boyunca hep denizleri dü?ündü, dü?ündü?

(Küçük Kara Balık’ın son sayfasından)

.

Yorumlar
22 yorum var
Kategori
Edebiyat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Venezüela ve Hiçbiryer ?lkesi arasında

27 Kasım 2005
politika, galeano


İlginç bir diktatör bu Hugo Chavez. Mazo?ist ve intihar e?ilimli: halkın kendisini iktidardan indirmesine izin veren bir anayasa yarattı ve görevden alınabilece?i bir referandum düzenleyerek böyle bir ?eyin gerçekle?mesini göze aldı. Venezüella??da olan bu referandum dünya tarihinde ilk kez meydana geliyordu. İktidardan indirilmedi. Ve bu Chavez??in be? yıl içerisinde, sevgili Bush??u tatile gönderecek bir ?effaflıkla kazandı?ı sekizinci seçim oluyor.

Kendi anayasasına ba?lı olan Chavez, muhalefet tarafından te?vik edilen referandumu kabul etti ve kendini halkın iradesine tabi kıldı: ??Siz kendiniz karar verin.? ?imdiye kadar ba?kanlar sadece ölüm, hükümet darbesi, ayaklanma veya parlemento kararıyla iktidarlarına son verdiler. Referandum, yenilikçi bir do?rudan demokrasi biçimini gündeme getirdi. Ola?anüstü bir hesap verebilirlik ve sorumluluk: Dünyanın hangi ülkesinde kaç tane ba?kan buna izin vermeye hevesli olabilirdi? Ve kaç tanesi sonrasında ba?kan olmaya devam edebilirdi?

Büyük medya ?irketleri tarafından yaratılan tiranlı?ı, korkutucu zalimli?i sadece Latin Amerika??da de?il dünyanın pek çok yerinde kolayca tökezleyip dü?en ve enerjiye ihtiyaç duyan demokrasiye müthi? miktarda vitamin enjekte etti.

Bir ay önce, Tanrı’nın küçük mele?i, büyük medya ?irketlerinin hayranlık duydu?u demokrat Carlos Andrés Pérez açıkça bir hükümet darbesi ilan etti. Kibar ve açık bir ?ekilde ???iddet yolunun? Venezüela??da tek olanaklı yol oldu?unu do?ruladı ve ??Latin Amerika??nın kendine özgü yapısının bir özelli?i olmadı?ı için? referandumu küçümsedi. Latin Amerika??nın kendine özgü yapısı, yani bizim eski mirasımız: Sa?ır ve dilsiz halklar.

Geçen yıllara kadar, seçimler varken Venezüelalılar denize girmeye gidiyordu. Oy kullanma bir zorunluluk de?ildi ve halen de de?il. Fakat ülke tam bir ilgisizlikten tam bir co?ku durumuna geçti. Seçimlerin ?iddeti, ?afak vaktine kadar bekleyen insanların olu?turdu?u kocaman kuyruklar, saatlerce süren gergin bekleyi?, oylama aygıtının bütün yapılarını bir sel gibi ku?attı. Demokrasi çökeltileri, ölülerin oy kullanmak gibi kötü bir gelene?ine sahip oldu?u, bazı ya?ayanların ise -belki de Parkinson hastalı?ından dolayı- her seçimde birkaç kez oy kullandı?ı bu ülkedeki sahtekârlıktan kaçınmak için kullanılan en son model teknolojinin uygulanmasını da zorla?tırdı.

Tam bir ifade özgürlü?üne sahip olan televizyon ekranları, radyo dalgaları ve günlük gazetelerin sayfaları ??Burada ifade özgürlü?ü yok!? diye iddiada bulunuyorlar. Chavez rutin olarak hakaret ve yalanlar ya?dıran bu a?ızların birini bile kapatmadı. Kamuoyunun fikrini zehirlemek için düzenlenmi?, cezalandırılmayan kimyasal sava? devam ediyor. Venezüela??da kapatılan tek televizyon kanalı -Kanal 8- Chavez??in kurbanı de?ildi. Nisan 2002??de birkaç günlü?üne ba?kanlı?ı ele geçirenlerin, hükümet darbesi sırasında çabucak geçiveren saatlerinde yaptıkları bir ?eydi.

Ve Chavez hapisten çıktı?ında ve çok yo?un bir kalabalı?ın arasında ba?kanlık koltu?una yeniden oturdu?una büyük medya ?irketleri haberleri vermediler. ?zel televizyon tüm günü Tom ve Jerry çizgi filmlerini oynatarak geçirdi.

Kral çalkantılı nisan günlerinin çekildi?i görüntüleri ödüllendirince, bu ibretlik yayınlar İspanya Kralı??nın kaliteli gazetecilik ödülüne layık görüldü. Bu görüntülerin çekilmesi bir dümendi. Vah?i Chavez yanlılarının masum silahsız hasımlarının yaptı?ı bir toplantıya ate? açtı?ını gösteriyordu. ?ürütülemez kanıtlarla gösterilen ?eylere göre böyle bir toplantı hiç yapılmamı?tı. Fakat görünü?e göre bu ayrıntının önemi yoktu, çünkü ödül geri alınmadı.

?ok kısa bir süre öncesine kadar petrol cenneti Suudi Venezüela??da yapılan nüfus sayımı resmi olarak bir buçuk milyon ki?inin okuma-yazma bilmedi?ini ve medeni haklardan mahrum kayıtsız be? milyon Venezüelalı oldu?unu tespit etti.

Bunlar ve ba?ka pek çok görünmez insan, kimsenin ikâmet etmedi?i Hiçbiryer ?lkesi’ne geri dönmeye istekli de?il. Bu kadar yabancı olan ülkelerini fethettiler: Bu referandum bir kez daha burada kalacaklarını kanıtladı…

Eduardo Galeano
(Uruguaylı gazeteci, yazar ve serseri)

Kaynak: ZMag Türkiye
Yorumlar
3 yorum var
Kategori
Edebiyat, Politika
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Google, medeniyetin sonu mu?

29 Ekim 2005
google, teknoloji, umberto eco


?o?u meslekta?ımın aksine, interneti Google marifetiyle didiklemek yerine kamusal ve özel kütüphaneleri tavaf eden biriyim. Kütüphaneler son derece ilginç yerlerdir, hiçbir arama motoruna sı?mayacak bilgileri içlerinde ta?ırlar.

Hangi arama motoru bize 17. yüzyılda, İstanbul’da ya?ayan bir berberin günlük ya?amını verebilir ki? Biraz daha bu dünyaya dair bir örnekle gidelim: ?nce internet, ardından da Google marifetiyle bugünlere gelen “dijital bilgi ça?ı devrimi”; bırakın 17. yüzyılı, bize Aziz Nesin ve Ya?ar Kemal hakkında bile ansiklopedik birkaç bilgi kırıntısından fazlasını veremiyor bugün! Vermesini beklemek de anlamsızdır, çünkü 5.000 yıllık insanlık tarihinin yazılı kısmının sadece son 15 yıllık kısmını, onu da eksik ve karma?ık bir ?ekilde endekslemi?tir! Kaba bir deyi?le, insanlık tarihinin sadece 3000′de birini içerir!

Niye mi bunu anlattım? Kütüphanelerin Google’dan üstün olduklarını söylemek için de?il elbette. Böyle bir ?eyi söylemek, elmalar ile armutları karı?tırmak olur sadece… Ama kütüphanelerin gün geçtikçe ziyaretçilerinin azaldı?ını, ilkokul kopillerinin bile ev ödevlerini Google ile yaptıklarını görmeye ba?ladım da ondan!

Neyse konuyu fazla uzatmadan, konuyu Umberto Eco’nun bir yazısında yazdı?ı örnekle bitirmek istiyorum. Sıkı bir Ortaça? uzmanı olan Eco, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan bu ça?ın hazırlayıcılarından biri olarak, 7-8. yüzyıllarda ceylan derisinden yapılan par?ömenleri yedi?i için hızla beslenerek bir popülasyon patlaması ya?ayan bir çe?it kitap kurdunu (Yanılmıyorsam Stegobium paniceum -AI) gösterir. Gerçekten de çok sayıda el yazmasının bir daha geri dönmemek üzere kayboldu?u 7. ve 8. yüzyıllar, Ortaça?’ın kurumsalla?maya ba?ladı?ı, sava?lar ve kavimler göçü dolayısıyla pek çok klasik eserin yok edildi?i bir dönemdir.

Eco bizi ?a?ırtan soruyu tam da burada sorar: “20. yüzyılın kurtçuklarının bilgisayar virüsleri oldu?unu kabul edersek, her geçen gün daha fazla miktarda sayısal ortama ta?ınan bilgi da?arcı?ımızın aslında büyük bir risk altında oldu?unu söyleyemez miyiz?”

Eco’nun sorusu ?a?ırtıcı oldu?u kadar, dü?ündürücüdür de… ?imdiye kadar gördüklerimizden çok daha güçlü ve yok edici özelliklere sahip bir bilgisayar virüsü, insanlı?ı “modern bir Ortaça?”a götürebilir mi?

Benim buna verecek bir cevabım yok. İyisi mi, virüsler medeniyetimizi yok etmeden önce, kütüphanelerin keyfini olabildi?ince çıkarmak! Bu haftasonu yolu bir kütüphaneye dü?ecek olanlara, en sevdi?im be? kütüphaneyi anlatayım dedim…

1- İstanbul Kitaplı?ı: ?elik Gülersoy’un İstanbul’a dair 20.000 kitap ve elyazmasını bir araya toparladı?ı bu kütüphane, tarih meraklılarına rahatsız edilmeden çalı?ma imkânı sunuyor. Biraz samimiyet kurduktan sonra vakfın teras katındaki kafeteryasından çay bile getirtebiliyorsunuz içeri!

2- Ezine Halk Kütüphanesi: ?ar?ı’nın hemen yanında, bir apartmanın bilmem kaçıncı katındaki bu sessiz mekân, gözden ırak oldu?u için pek kimsecikleri a?ırlamaz. Bozcaada’ya biri sabahın köründe, biri ak?ama do?ru sadece iki vapurun çalı?tı?ı günlerde, uzun yaz günlerini burada geçirirdim…

3- Beyazıt Kütüphanesi: Yenilendikten sonra bende bir ?eylerin eksildi?ini hissetmeme neden olan Beyazıt Kütüphanesi, içinde ne ararsanız bulabilece?iniz bir kaynaktır. ?alı?anları da bir devlet dairesinde alı?tı?ınızın aksine, her daim güleryüzlüdür. Mermer havuzlu arka bahçesi, yaz aylarının vazgeçilmezidir benim için.

4- Sermet ?ifter Kütüphanesi: “Ke?ke her kütüphane böyle olsa” dedirten bir yerdir burası… Yapı Kredi Bankası’nın kültür sanat yatırımları gelene?inin en güzel meyvesi olan bu mekâna gitmeden önce, merak etti?iniz konuya dair “online arama” yapıp, kitabın hangi rafta durdu?unu bile ö?renebiliyorsunuz. İstiklal Caddesi üzerinde, Kazım Ta?kent’in üstünde.

5- Topkapı Sarayı Kütüphanesi: Bu be? kütüphane içinde asıl a?ık oldu?um, bazı kitapları elleyebilmek için bile bazen günlerce dil döktü?üm, 18.500 civarında el yazmasını içinde barındıran muhte?em mekân. Oraya her gitti?imde Tanrı’ya, Latince’den beni üç yıl boyunca ikmale bıraktırdı?ı için ?ükrederim. Kızgınlı?ım ise Osmanlıca’nın elenikasını bildi?i halde, bana “anadili”ni ö?retmeyen annemedir. Evet, benim annem Fars kökenlidir, o?lu ise Farsça’yı “çat pat” konu?abildi?i halde okumasını henüz sökememi? bir “e?ek kafalı”dır…

Benim kütüphanelerim i?te bunlar… Ya sizinkiler?

Yorumlar
8 yorum var
Kategori
Edebiyat, Kültür
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Nobel’i kim alacak?

12 Ekim 2005
edebiyat, nobel


Nobel Edebiyat ?dülü’nü kazanan ki?inin açıklanması, tarihinde ilk defa bir hafta gecikmi? durumda. Ciddiyetiyle tanınan İngiliz gazetesi The Observer’ın bu gecikmenin nedenini akademinin Orhan Pamuk konusunda ikiye bölünmesine ba?lamasıyla, Türkiye’de bütün gözler, yarın saat 13:00′de yapılacak açıklamaya döndü.

Benim kimin kazanaca?ına dair bir tahmin, bir de temennim var elbet. Ama bunu sizinle payla?madan önce, bu yıl ödül için kimlerin adı geçiyor, bunu bir hatırlayalım.

  • Ali Ahmad Said: Adonis ismiyle de tanınan Suriyeli ?air, son derece lirik ?iirler yazan bir Arap ozanı. Lübnan’da iç sava?ın patladı?ı 1980 yılında Paris’e kaçan ?air, Suriye’deki Baas yönetimine ve Esad rejimine muhalif kimli?i ile öne çıkıyor.
  • Ko Un: 1931 do?umlu Güney Koreli ?air Ko Un’un hayatı, manastır ve hapishanelerde geçti. İnandı?ı de?erlerden ötürü bugün ülkesinde inanılmaz saygı gören Koreli ?air, 1982′de hapishaneden son kez çıktı?ından bu yana 100 kadar ?iir kitabı yazdı.
  • Milan Kundera: Varolmanın Dayanılmaz Hafifli?i, ?aka, Gülünesi A?klar gibi ülkemizde de çok satan kitapların yazarı olan ?ek yazar Milan Kundera, bu yıl içinde çıkardı?ı “The Drop Curtain” ile be? yıl aradan sonra tekrar okurlarıyla bulu?tu.
  • Amos Oz: Mevcut İsrail rejimine kar?ı olan ve bir Filistin devletinin kurulmasını savunan İsrailli yazar Amos Oz’un, 1998 yılında ülkesinin en büyük edebiyat ödülü olan “İsrael Prize”ı kazanması herkes için büyük bir ?ok olmu?tu. Amos Oz, bu yılki Nobel Edebiyat ?dülü’nün güçlü adaylarından.
  • Orhan Pamuk: Farklı ve mistik ögeler ta?ıyan üslubuyla, Avrupa’da ele?tirmenlerin dikkatini üzerine çeken Orhan Pamuk’un adaylar arasında üzerinde en çok tartı?ılan isim oldu?u bir gerçek. Son be? yıllık satı? grafiklerine bakıldı?ında, kitapları Avrupa’da tüm di?er adaylardan çok daha fazla satan Pamuk’un önünde üç büyük handikap var. Ermeni sorunu hakkındaki sözlerinin ödülü tartı?maya açacak olması, di?er adayların ilerleyen ya?ları dolayısıyla ödülü almak için azalan fırsatları ve hepsinden önemlisi, bir di?er Türk yazarı Ya?ar Kemal henüz hayattayken ödülü ona vermeyi açıklamanın zorlu?u…
  • İsmail Kadare: Fransa’nın deste?ini arkasına alan Arnavut yazar İsmail Kadare, ?lü Ordunun Generali’ni yazdı?ı 1961 yılından beri sırada bekliyor. Bu yılın Man Booker ?dülü’nü Kadare kazandı.
  • Ryszard Kapuscinski: Polonyalı gazeteci Kapuscinski, ara?tırmacı gazetecili?in dünyadaki en büyük abidelerinden biri. Akademi’nin Nobel Edebiyat ?dülü’nü bir gazeteciye vermesi zor gibi gözükse de, Polonyalı yazarın adı olası adaylar arasında.
  • Joyce Carol Oates: Amerikalı oyun yazarı, ?air, fantastik roman yazarı ve öykücü Oates, bu yılki ödülün güçlü adaylarından biri.

?imdi gelelim “fakir” kulunuzun bu yılki tahmin ve temennilerine…

Tahminim, bu yılki ödülü Adonis’in kazanaca?ı yönünde. Temennim ise, tamamen ki?isel be?enilerim do?rultusunda olacak: Ryszard Kapuscinski…

Peki, sizin “tahmin” ve “temenni”leriniz kimler?

Not: Soracak olanlara ?imdiden söyleyeyim: Orhan Pamuk’un tartı?malara sebep olan sözlerinin yukardaki “temenni” ile hiçbir ilgisi yoktur!

Yorumlar
5 yorum var
Kategori
Edebiyat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

An Gelir…

11 Ekim 2005
edebiyat, attila ilhan


an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anla?ılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
?atârâbân ölür

?arabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar ku?atılmı?
karakollar taranır
ya?murda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pi?man ölür
hep yanlı? anla?ılmı?tır
hayalleri yasaklanmı?
an gelir ?im?ek yalar
masmavi deh?etiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmı?tır
kaf da?ı’nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde u?uldar bâkî
çe?melerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
?airler dola?ır saf saf
tenhalarında ?iir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Attila ölür…

Yorumlar
4 yorum var
Kategori
Edebiyat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Dünyanın en tehlikeli e?lencesidir Türk olmak…

6 Ekim 2005
edebiyat, ahmet altan, türkler, hayat

Dünyanın, en tehlikeli e?lencesi Türk olmaktır. Burada hayatın bizzat kendisi bile hayata ?a?ar. Altmı? milyonluk bir bungee-jumping??dir hayat. Bir beton zemine do?ru milyonlarca insan süratle dü?eriz. Tam çarpaca?ımız zaman, kim oldu?unu kimsenin bilmedi?i bir güç, ucunda sallandı?ımız lastik halatı çekiverir ve biz yukarlara sıçrarız.

Padi?ahımızın ırzına geçer, ba?bakanımızı asar, genelkurmay ba?kanımızı hapseder, gençlerimizi idam sehpalarına gönderir sonra da en güzel a?k ?iirlerini yazarız.

Hep aptallı?ımızdan yakınır sonra da dünyanın en akıllısı IMF??yi tam 17 kere dolandırırız. Paralarını bize nasıl kaptırdıklarını anlamazlar bile… Aptallıktan sıkıldı?ımızda zekâmızla övünür ve bin senedir her yaz mevsiminde damlarda yatar ve oradan dü?erek ölürüz. Ya?mur ya?dı?ında ülkenin en büyük kentinin i?lek bir caddesinde bo?ulan yeryüzündeki tek insan Türk’tür. Yeryüzünde kendine kanat yapıp uçan ilk insan da Türktür ama…

Devleti kutsal ilan eder sonra da devleti soyarız. ??Köylü efendimizdir? der köylüleri döveriz.

(…)

Yabancılardan sürekli ku?kulanıp ne kadar yabancı örgüt varsa hepsine girmeye çalı?anlar Türklerdir. Girmeye çalı?tıkları örgütlerin kurallarının aslında Türkiye’yi bölmek için hazırlandı?ına da sadece Türkler inanır. Yıllarca, Avrupa Birli?i’ne girmemizi sa?layacak yasalardan hiçbirini çıkartamayıp, bir gecede ba?kalarının 10 yılda geçirebilece?inden daha fazla yasa geçiririz.

?mründe hiç trapez yapmamı? yetmi? milyon insanın trapez yapmasıdır hayat burada.

Bütün dünya, ?a?kınlıkla bakarak dü?memizi beklerken biz dü?meyiz.

Biz Türk’üz.

Ya oynar ya a?larız.

Dünyanın en tehlikeli e?lencesidir Türk olmak.

Ve, biz korkuyla e?leniriz…

Ahmet Altan

(…)

Evvelsi gün, İtalyan gazeteci arkada?ım Alberto Negri ve ben, bu güzel satırların yazarı Ahmet Altan’ın misafiriydik… Sorulan sorulara son derece zekice cevaplar veren bir adamla kar?ı kar?ıya olunca, yarım saatlik röportaj bir anda 3,5 saate çıktı. Sözümona Avrupa Birli?i’ni konu?mak için gittik ama konu ister istemez, etimolojiye, Avrupa Edebiyatı’na, Bizans’a, bazı dillerde bazı kelimelerinin kar?ılı?ının neden olmadı?ına kadar bir sürü yere uzandı…

Son dönemde en keyif duydu?um röportajlardan biriydi bu. Bu arada, röportaj bittikten sonra son yılların en büyük hıyarlı?ını nasıl yaptı?ımı da, “kanıtları” ile önümüzdeki günlerde sizlere anlataca?ım. 14. kattan a?a?ı atlamamı Ahmet Altan önledi, hatırladıkça hâlâ utanıyorum…

?ok güleceksiniz :)… Kedi öyküsünden sonra karizma zaten dibe vurmu?, bir de siz vurun!

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Edebiyat, Hayat, Kültür
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Gaflet, dalalet ve hatta cehalet!

28 Eylül 2005
edebiyat, paulo coelho, türkler


Eskiler “Bir ?eyi kırk kere söylersen olurmu?” derler ya, birazdan anlataca?ım hikâye tam o türden… Hatırlayaca?ınız üzere bir süre önce Türk edebiyatçılı?ının “medar-ı iftiharı” Akis Kitap’a buradan bir takım önerilerde bulunmu?tuk.

Bunu söylemek hicap veriyor ama önerilerimiz ne yazık ki ciddiye alınmı? durumda! Türk internet sektörünün medar-ı iftiharı, mü?teri merkezinin telefonları her daim me?gul çalan, “cennetmekân” Ideefixe ma?azamız, Paullo Ceolho ismiyle basılan “Made in Tahtakale” kitabı, Latin Amerika Edebiyatı kısmına koymu?! Hayır, i?in daha da komi?i, Latin Amerika Edebiyatı listesine bu kitabın “birinci sıradan” giri? yapmı? olması!

İlahi Ideefixe! Ne ?akacısın! Allah seni bildi?i gibi yapsın, e mi?

Hayır, isim benzerli?inden ötürü böyle bir hatayı da yapmı? de?iller… “Editörün notu” diye bir de not dü?ülmü? kitabın tanıtımının altına: “Simyacının yazarı ile isim benzerli?i vardır. İki kitabın yazarı aynı de?ildir. Bilginize…” diye! İsim benzerli?i olabilir ama ürünümüz en bi has Latin edebiyatı ürünüdür! Uyanıklı?a bakar mısınız?

Aklıma, 1990′lı yıllarda İtalyan Lisesi’nde okudu?um günlerde ya?adı?ım bir olay geldi. Sene 1990 ya da 91… O yılın aralık ayının son haftasında, Türkiye’ye ünlü İtalyan tenor Luciano Pavarotti gelmi? ve TRT’de “O sole mio” yu söylemi?ti. Ertesi hafta, yılba?ı gecesi özel televizyon kanallarından biri (muhtemelen Show TV) ekrana İbrahim Tatlıses’i çıkartmı? ve İbrahim’e aynı “napoletan”ı çı?ırttırmı?tı: “Oooo??? solaaa miyoooo!

O günlerde okulun kopillerinden biri espriyi patlattı: “Pavarotti’nin tekni?i varsa, İbraamın Allahı var!”

Kısacası, “Paulo Coelho’nun tekni?i varsa, Ideefixe’in de Allahı var!”

Artık ondan da emin de?ilim ya, neyse…

(…)

Kendilerine zehir zemberek bir mesaj yazdıktan sonra, e?ekliklerinin farkına varıp, bu hatalarını dün düzelttiler. Ama internet minare de?il ki çuvala sokasın, ?u canına yandı?ımın dünyasında! Google’da “Ideefixe ve Ceolho” deyince, kar?ınıza yukardaki sayfa geliyor. Ideefixe’in dünya edebiyatına katkısını ölümsüzle?tirmek için bu muhte?em ekran görüntüsünü sayfamıza alıyoruz…

Bu arada, Akis Kitap’ın yöneticileri kendilerini uyaran Can Yayınları’na cevap olarak “Aslında sizin bize para ödemeniz gerekir, biz burada Paulo Coelho’nun bedava reklamını yapıyoruz” demi? :)… Bence yerden gö?e haklılar, kendilerinden en kısa zamanda yeni Gabriel Garcia Marquez, Jose Saramago, Eduardo Galeano, Pablo Neruda’lar bekliyoruz!

Not 1: Paulo Coelho’nun yayıncısından bir mail geldi. Onu da artık bir dahaki sefere payla?ırım sizinle…

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Edebiyat, Türkiye
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

“Ben ya?amadım, kitaplar arasında büyüdüm”

25 Eylül 2005
edebiyat, jorge luis borges


Dergi bitti, edebiyat yazıları yeniden ba?ladı… Bugünkü misafirimiz Jorge Luis Borges.

Hikâye bu ya, Borges bir gün havaalanındayken, onu pek seven bir okuru heyecanla Borges’e yakla?ır ve sorar:
-Siz ünlü Borges de?il misiniz?
Borges ?öyle yanıt verir:
-Evet, kimi zaman…

Borges’i nasıl anlatabilirim ki? Borges iyisi mi, bir ikinci yazının konusu olsun, ben size ba?lı?a çekti?im cümlenin hikâyesini anlatayım…

Dünyanın en çok kitap okuyan insanlarından olan ve muazzam bir kütüphaneye sahip olan Borges, 1955 yılında Arjantin’in ba?kenti Buenos Aires’in en büyük kütüphanesinin ba?ına getirilir. 900.000 kitap ve Borges ba?ba?adır artık.

Ama yazgı ona bir oyun oynar… 1955 yılının sonbaharında Borges, artık kör olmu?tur. O, artık artık kapaklarını bile do?ru dürüst göremedi?i yüz binlerce kitabın efendisidir! Oturur bir ?iir yazar:

"Kimse yakınıp yerindi?imi sanmasın
Bu lütfundan yüce Tanrı’nın,
Bana ilahi bir ?aka yaptı
Kitabı ve körlü?ü aynı anda ba?ı?ladı…"

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Edebiyat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

« Previous Entries Next Entries »

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu e?itim kurumlarının en demokrati?idir. Giri? sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kur?un su üstünde kalmayı ö?renir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Yazı takvimi

Ağustos 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Biliyor Musunuz?


Son Yorumlar

  • Webmaster aranıyor! yazısı için backlinks tarafından yapılan yorum
  • İstanbul’un Venediklileri yazısı için kültür mantarı tarafından yapılan yorum
  • Varan 3: PC Magazine’den Tremulous, Warsow ve di?erleri… yazısı için tatil hotel rezervasyon trkey otel tarafından yapılan yorum
  • 10 kaplan gücünde geliyoruz! yazısı için ela kurt tarafından yapılan yorum
  • Blogların gücü adına… yazısı için atakan tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • ?izgi roman (12)
  • ?zgür yazılım (92)
  • Blogger (29)
  • Co?rafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • Foto?raf (11)
  • Hayat (58)
  • Kültür (52)
  • Politika (25)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)

Ar?iv

  • Şubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • Ağustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Şubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • Ağustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Şubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • Ağustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf??i görmeyen gözler, İstanbul??u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı para?ütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • ?zgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal ?alala”
  • ?ark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç dü?ünce…
  • Just for fun!

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • ?zlem Pak I?ıngör
  • Barı? Metin
  • Duygu ?zpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma ?evkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

?zgürlük için Pardus...

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox