Edebiyat
İlham Anı…
Olay, bir gün, bir köşe başında, gelip giden kalabalığın ortasında oldu. Durdum, gözlerimi kırpıştırdım, hiçbir şey anlamıyordum. Hiçbir şey hakkında hiçbir şey. İnsanları, nesneler hangi nedenle böyleydiler, anlamıyordum, her şey son derece anlamsız ve absürttü. Gülmeye başladım. Bana garip gelen şey, neden bunu daha önce anlamadığım oldu. O zamana kadar her şeyi olduğu gibi kabul [...]
Şark Tuhafiyesi
Diyarbakır’dayım. Sanırım Erkan’ın dediğine geldim ve gazetecilik yanım yine ağır bastı. İtalyan Il Sole 24 Ore gazetesi adına, ben ve Alberto Negri seçimleri izlemek üzere “Doğu’nun Paris’i” de denen Diyarbakır’dayız… İşin Paris kısmını pek tartışmak istemiyorum, ama bildiğim ve sözümü esirgemekten çekinmeyeceğim bir şey varsa, o da bu kenti aslında en güzel anlatacak tamlamanın eski [...]
Aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin “özgürlüğü için…”
"Yazı yazmam için bana çiçek, kuş özgürlüğü değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin özgürlüğü lazım. Küçücük özgürlükler değil, alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk özgürlüğü istiyordum." (Sait Faik Abasıyanık – Balıkçısını Bulan Olta adlı öyküden, syf 49) "Sait Faik", Pardus 2007′nin en yeni betasının kod adı. 100 yıl önce, 18 Kasım 1906′da doğan öykücü Sait [...]
“Ötesini ben uydururum Hidayet…”
Bir evden deli gibi birisi fırlıyor. Üstüme çullanıyor. "Dostumu öldürdüm abi!" diyor. "Sakla beni." Paltomun cebini gösteriyorum. Dikişlerinden yağmur girmiş, sabahki yediğim simitin susamları kokan cebime girip kayboluyor. "İsmin ne senin?" diye sesleniyorum cebime. "Hidayet" "Neden öldürdün, Hidayet?" "Seviyordum be abi!" "Nasıl seviyordun, Hidayet?" "Deli gibi be abi! Gün onunla ağarıyordu. Ben susam helvası satarım [...]
48 saat bekletilen gemi
edebiyat, aziz nesin, türkler İki gündür kafamda olmasına karşın Aziz Nesin hakkında bir şeyler yazacak vaktim olmadı. Yazmaya vakit bulduğumdaysa, ortaya çıkan metnin bir parça daha olgunlaşması gerektiğini hissettim… Her neyse, kusuruma bakmayın. Hakkında yazı yazacağım kişi dergicilik/yazarlık mesleğine başlamama neden olan kişi olunca, insan her yazdığını beğenmiyor. Söz, en kısa zamanda güzel bir Aziz [...]
Don Kişot İstanbul’da! (2)
tarih, kültür, edebiyat, cervantes “Beni Konstantinopolis’e götürdüler” Ansızın bir sessizlik çökmüştü “Teslimiyet Kahvesi”ne. Uzun Donlu Kişot’un elindeki sigara titriyordu. Sesinde bu Osmanlı paşasına karşı hiçbir nefret tonu yoktu: “Uluç Ali Paşa, padişahın esiri olarak 14 yıl kürek çekmişti; 34 yaşından sonra, kürek çekerken, bir Türk’ün kendisine tokat atması üzerine sinirlenip, dinini değiştirmişti. O kadar cesurdu [...]
“Yeşil Bursa’da konuk bir garip kuş, otur denmiş oracıkta oturmuş”
edebiyat, nâzım hikmet Bugün Nâzım Hikmet‘in doğum günü. Eğer bu 10 günlük tatilden kendinize ayıracak bir yarım gününüz varsa, bugün Nâzım Hikmet Kültür Merkezi‘nde açılan “Dünya Çizerlerinden Nâzım Hikmet Portreleri” sergisine gidin derim. Geçmişte, sizlere Nâzım’a dair hiç bilinmeyen bir öykü anlatmıştım. Bugün çok azınızın bileceğini düşündüğüm bir başka öyküyü anlatayım dedim. Cahit Sıtkı Tarancı’nın, [...]
Don Kişot İstanbul’da! (1)
tarih, kültür, edebiyat, cervantes Yeldeğirmenleriyle savaşan şövalyeyi, yani Don Kişot’u yazan Miguel de Cervantes Saavedra, Türk korsanlarının eline esir düşmüş ve Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii’nin inşaatında çalışmıştı. Bu ihtiyar şövalye, 400 yıl sonra geri döndü ve sigara dumanından camları buğulanan Teslimiyet Kahvehanesi’nde hikâyesini tekrar anlatmaya başladı… Sanço, bu gibi amaçsız, anlamsız yolculukları sevmemekle birlikte, [...]

