Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • DiÄŸer maceralar
  • Kampanya
  • İletiÅŸim

Sultan II. Bayezid ve Denizkızı

14 Haziran 2005
istanbul, efsaneler

Madem bir İstanbul efsanesi anlatmaya söz verdik, yerine getirelim:

“Fatih Sultan Mehmet’in oÄŸlu II. Bayezid’e sofuluÄŸundan ötürü “Bayezid-i Veli” yani ErmiÅŸ Bayezid denirmiÅŸ. Halk inancı onu keramet sahibi bir ermiÅŸ olarak gösterir…

Sultan II. Bayezid, bir gün BoÄŸaziçi’nde saltanat kadırgası ile dolaşırken denize aÄŸ atan balıkçılara rastlar.

“Balık çok çıkar mı?” diye sorar.

“Baht iÅŸidir padiÅŸahım” derler.

“Benim bahtıma da bir aÄŸ atın!” der.

Balıkçılar padişahın bahtına ağ atar, bir şey çıkmaz. Tekrar atarlar, yine boş. Nihayet üçüncü seferde ağın içinden bir denizkızı çıkar. Sultan Bayezid:

“Bahtım olan bu kızı İstanbul’da gezdirin, nerede ne söylerse gelin bana haber verin!” der.

Denizkızını İstanbul’da gezdirirler. Bir meydanda gaipten haber veren ve “Ben define bulucusuyum” diyen bir falcıyı görür, güler. PadiÅŸaha haber verirler. Sultan Bayezid:

“Orada niçin güldün, ey güzel bahtım?” diye sorar. Denizkızı:

“Ona güldüm ki padiÅŸahım.” der, “Bir adam define bulucusuyum diye çıkmış, oysa altında hazine vardır, haberi yok.”

Kızın göstediÄŸi yeri kazarlar, bir koca mermer havuz dolusu altın bulunur. Her sikkenin üzerinde padiÅŸahın tuÄŸrası vardır. Sultan Bayezid, Beyazıt Camii’ni ve hayratını bu para ile yaptırır. İçinde altın sikkelerin olduÄŸu havuzun üstü hep açık durur, başına bekçi koymazmış. İnÅŸaatta çalışan ustalara, kalfalara:

“Gündelik hakkınızı akÅŸama gidin, oradan kendi elinizle alın” der.

Hakkından fazla alanın avucunda fazla aldığı altın, taÅŸ olur, havuza atınca yine altın olurmuÅŸ. Bu çalınamaz altınlar için “Bayezid-i Veli kerameti” denirmiÅŸ…

(…)

Efsanelere bu aralar taktığımın farkındayım. Ama ne yapayım? Dün akÅŸam son bölümünü izlemek için milyonların ÅŸehrin sokaklarını boÅŸalttığı “Bir İstanbul masalı” dizisinden bana çok daha “romantik”, çok daha “sahici” geliyor bana bu efsaneler…

Mümkünse uzun bir süre ARC, Arhanlar, Esma, Ada bebek gibi kelimeleri duymak istemiyorum. En güzel yorumu, Ozan Güven yapmış: “Esma, ölmeseydi babamla evlenecekti”…

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Coğrafya, Edebiyat, Kültür
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Bir varmış, bir yokmuÅŸ İstanbul diye bir ÅŸehir varmış…

9 Haziran 2005
focus, istanbul, efsaneler



“Bir varmış, bir yokmuÅŸ, Allah’ın kulu çokmuÅŸ, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve dellal iken, sıçan berber iken, eÅŸek mühürdar, katır silahtar iken, ben annemin babamın beÅŸiÄŸini tıngır mıngır sallar iken, yaranı safa, kızıştı kafa, ak sakal, kara sakal, berber elinden yeni çıkmış bir taze sakal, kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamama girsem sorar mıyım natırı, nadan olan bilmez ahbap hatırı, dereden geldim, tepeden geldim, sandığa girdim, bir de ne göreyim? Köşede bir hanım oturuyor, şöyle ettim, böyle ettim, hanım yerinden kalktı, yüzüme baktı, çıktık birlikte yola, ne saÄŸa saptık, ne sola; az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik, bir de arkamıza bakalım ki bir arpa boyu yer gitmiÅŸiz, ne dönülür geri, ne gidilir ileri, sana bir masal söyleyeyim bari gel beri…

Bir varmış, bir yokmuÅŸ, diyarların en güzeli, efsanelerin sultanı İstanbul diye bir ÅŸehir varmış…”

Dergi ekibinden Umida Salih’in Temmuz sayısı için “İstanbul Efsaneleri” eki hazırladığını anlatmıştım. Åžimdi bu ek önümde :)… Gün yüzü görmemiÅŸ Osmanlı efsanelerinden perilere, kıyamet günü ortaya çıkacak Bizans askerlerine kadar ne varsa toparlamış Umida. EÄŸer bir aksilik olmazsa, Matrakçı Nasuh’un desenleri ile resimleyeceÄŸiz bu eki. Görünüş o ki, muhteÅŸem bir ek olacak.

Hele bir “Deniz kızı ile Sultan Bayezid” masalı var ki… Havsalaya sığacak gibi deÄŸil… Onu da yarın anlatacağım artık :)…

Not: “Linux’a dair bilinen yaygın ve komik yanlışlar” listesine hâlâ bir destek gelmedi…

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Coğrafya, Edebiyat, Kültür
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

İstanbul Efsaneleri

27 Mayıs 2005
focus, istanbul, efsaneler, tarih

Bugün Umida ile sabah erkenden buluÅŸup, Çelik Gülersoy’un İstanbul üzerine yazılmış 20.000 kadar kitabı dünyanın dört bir yanından toparladığı “İstanbul Kütüphanesi”ne gittik. Bir gün üzerinde çalışmanın hayalini kurduÄŸum “İstanbul Efsaneleri” konusu üzerine bir süredir nasıl kafa patlattığımı, iki ay önce yine bu blogda anlatmıştım… Konuyu Özgür’e bir kiÅŸisel sohbet sırasında açmamla (-ki kendisi Allahtan ne blogumu okur, ne de internetten anlar:) bu düşüncenin üzerine atlaması bir oldu! Eh, genel yayın yönetmenin kılıcı karşısında boynumuz kıldan ince olunca, bu güzel düşüncenin bir de tarihi belirlendi: “İstanbul Efsaneleri eki, Temmuz 2005 sayısına yetiÅŸecek!”

Konuyu tek başıma “hakkıyla” yapamayacağımı anlayınca, hemen derginin yazıiÅŸleri ekibi içinde bir “kumpas çevrildi”… Bu arada söylemek lazım, “yazı iÅŸleri”nin omurgası, daha önce bir arada çalışmış ve iyi anlaÅŸan bir ekibin etrafında kurgulandığı için (Ben, Umida Salih ve Feyzi Öktem), ışık hızıyla kumpaslar çevrilmeye, hemen kulisler iÅŸlemeye, üçkağıtlar açılmaya baÅŸlanır :)))….

Her neyse, sözde ben yazı iÅŸleri toplantısında Özgür’e üzerine atlayacağı bir konuyu önererek bu ay üzerime bir konu alacak, böylelikle de “İstanbul Efsaneleri” ekini çok heveslisi olan Umida’ya ötelerken, ben de arta kalan bol vakitte bu eke destekte bulunacaktım… Yazı iÅŸleri toplantısından kucağımda bir deÄŸil “iki çocuk” ile çıkınca, tüm bu yapılan hesaplar bir yerimize kaçtı… Özgür bilmiyor ama bu ay üç konu ile uÄŸraşıyorum :)))

Neyse ki, Umida hafta içinde İstanbul sahhaflarını dolaşıp inanılmayacak eski kitaplar bulmuÅŸ. İçlerinde “İstanbul iÅŸi büyü”lerden, Evliya Çelebi’nin dudak uçuklatan abartmalarına bile rahmet okutacak güzellikte öykülere dek o kadar çok ÅŸey varki! Bu arada İstanbul Kütüphanesi’nin kütüphanecileri saÄŸolsunlar, Bizans efsanelerine eriÅŸmemizi saÄŸladılar!

Dünyanın en huzurlu ortamında, yer yer bizi yerimizden zıplatan eski bir sürü kitabın arasında çok güzel bir gün geçirdik. Asıl sürprizi, eve geldiÄŸimde yaÅŸadım. Venedik kentinde yaÅŸayan ve ömrünü Uluç Ali, Turgut Reis gibi Türk korsanlarının İtalya ve İspanya sahillerindeki maceralarını bulmaya harcamış bir İtalyan tarihçi ile tanışmış, geçen hafta telefonda uzun uzun sohbet etmiÅŸtik… Tarihi Ceneviz ve Venedik kayıtlarına eriÅŸim hakkı olan bu arkadaÅŸ, bana geçen hafta ona danıştığım konuyla (ki bunu da bir ara anlatacağım) ilgili bir harita göndermiÅŸ. Bir Katalan portalanı! Yani Bizans imparatorlarının emrinde çalışan Katalan denizcilerin çizdiÄŸi bir İstanbul haritası! Benden mahalle adlarını çözmemi istiyor! 15. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve okunması imkansız bir gotik harf sistemi ile yazılan bu haritada, çözmeyi baÅŸarabildiÄŸim ilk metin, “tatlı su kuyuları” oldu… Yukardaki 1580′lere tarihlenen Hogenberg haritasında da aynı yerde -en altta saÄŸ köşede- “tatlı su kuyuları” lafı geçiyor.

Yani bu ne demekmiÅŸ efendim? Demek ki, ÅŸimdi San Benoit Lisesi’nin olduÄŸu yerde bir zamanlar üzüm baÄŸları varmış ve Galata’nın su ihtiyacı buradaki kuyulardan saÄŸlanıyormuÅŸ! Åžimdi BeÅŸiktaÅŸ meydanının olduÄŸu yerde ise sadece tek bir sütun resmi var. Bu ise, bu alanda kurulduÄŸu bilinen eski bir Apollon tapınağının kalıntısı…

Not: Åžimdi aklıma geldi. Biz bunları yazıyoruz ama dün de Gezegen Linux‘a üye olduk… “Ya biz bi hata yapmışız” deyip afaroz ederler mi acaba?

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
CoÄŸrafya, Tarih
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Ali Gapu ya da “Bab-ı Âli”

11 Nisan 2005

DSCN0195
Originally uploaded by ccurteis.

İranlılar “İsfahan, Nısf-ı Cihan” der, yani “İsfahan dünyanın yarısı”…

Siz ne düşünürsünüz bilmem ama, ÅŸuncacık aklınız varsa, ömrünüzde bir kere İsfahan’ı görün! İsfahan benim için dünyanın en güzel kentidir…

Resimde görülen bina, “Ali Gapu Sarayı”. İçinde birkaç müzik odası var, aklınızı yitirmeniz iÅŸten bile deÄŸil… Kocaman bir kubbe ve o kubbeye oyulmuÅŸ yüzlerce müzik aleti ÅŸeklini hayal edin…

Rivayet odur ki, Åžah bu odaya girmeden önce burada yarım saat boyunca sanatlarını icra eden müzisyenlerin çaldığı müzik, onlar odadan çıktıktan sonra dakikalarca devam edermiÅŸ…

Tarihten ilginç bir not: Osmanlı’nın padiÅŸah kapısına Farsça-Arapça karışık “Bab-ı Âli” derken, Sasaniler Türkçe “Gapu” kelimesini kullanıyordu. Sahi, Çaldıran seferine çıkarken, Åžah İsmail’in “öz Türkçe” deyiÅŸlerine karşılık olarak, Avni mahlasıyla Farsça beyitler düzen Yavuz Sultan Selim deÄŸil miydi?

Yorumlar
2 yorum var
Kategori
Coğrafya, Kültür
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Next Entries »

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Biliyor Musunuz?


Son Yorumlar

  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi… yazısı için sohbet tarafından yapılan yorum
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? yazısı için istanbul kücükcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • Bir geliÅŸtirici olmak… yazısı için istanbul kücükcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • 10 kaplan gücünde geliyoruz! yazısı için ela kurt tarafından yapılan yorum
  • Blogların gücü adına… yazısı için atakan tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (12)
  • Özgür yazılım (92)
  • Blogger (29)
  • CoÄŸrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • FotoÄŸraf (11)
  • Hayat (58)
  • Kültür (52)
  • Politika (25)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)

ArÅŸiv

  • Åžubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • AÄŸustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Åžubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • AÄŸustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Åžubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • AÄŸustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal Åžalala”
  • Åžark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç düşünce…
  • Just for fun!

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • Özlem Pak Işıngör
  • Barış Metin
  • Duygu Özpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma Åževkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Bunları dinliyorum

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox