<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi &#187; Coğrafya</title>
	<atom:link href="http://www.burkinafasafiso.com/category/cografya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.burkinafasafiso.com</link>
	<description>Ali Işıngör'ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Aug 2010 10:25:10 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Design is more than a style. Is an attitude.</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/28/design-is-more-than-a-style-is-an-attitude/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/28/design-is-more-than-a-style-is-an-attitude/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Oct 2006 22:31:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/2006/10/28/design-is-more-than-a-style-is-an-attitude/</guid>
		<description><![CDATA[ Yaklaşık beş gündür Köln&#8217;de, bir katılımcı olarak Orgatec&#8217;deyim. &#34;Orgatec de ola ki?&#34; diyeceklere kısaca anlatalım: 
Orgatec her iki yılda bir, dünyanın 50 kadar ülkesinden 1200 kadar tasarım ve dekorasyon devinin bir araya geldiği bir uluslararası buluşma. Her ne kadar eski şaşaasından çok şey kaybetmiş olsa da, ölüsü bile bu buluşmanın dünyanın en önemli 10 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="width: 449px; height: 101px;" id="image333" src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/10/koln%20kenti.jpg" alt="Koln kenti" /> <br />Yaklaşık beş gündür Köln&#8217;de, bir katılımcı olarak <a href="http://www.orgatec.de">Orgatec&#8217;</a>deyim. &quot;Orgatec de ola ki?&quot; diyeceklere kısaca anlatalım: </p>
<p>Orgatec her iki yılda bir, dünyanın 50 kadar ülkesinden 1200 kadar tasarım ve dekorasyon devinin bir araya geldiği bir uluslararası buluşma. Her ne kadar eski şaşaasından çok şey kaybetmiş olsa da, ölüsü bile bu buluşmanın dünyanın en önemli 10 tasarım etkinliğinden birisi olması gerçeğini değiştirmiyor. Belki işin &quot;show&quot; kısmında Milano&#8217;nun çok gerisinde ama yine de tasarım dünyasının ticari yanını hissetmek ve ergonomiye dair endüstride verilen cevapları görmek açısından son derece öğretici bir yer burası.</p>
<p>Her neyse, dünya gözüyle, tasarım dünyasının ünlü isimlerinden birkaçıyla şahsen tanışma fırsatını bile buldum burada. Adamlar bir dünya markası olmalarına; peşlerinde Sony, British Airways, Herman Miller, Phillips, Apple ve nicesinin peşinde koşmasına (Bu kadar ipucu verdikten sonra isim zikretmemek olmaz, iMac&#8217;in efsane tasarımcısı Ross Lovegrove da buradaydı) rağmen son derece mütevazı bir tavıra, hatta &quot;dervişce&quot; diyebileceğim bir iç huzura/dinginliğe sahipler. Elle tutulur hiçbir şey üretmeksizin sadece başkalarını eleştiren yığınların gürültülü dünyasında, işlerine/sanatlarına odaklanmışlar.</p>
<p>Benim için bu muhteşem insanlardan biri de, son birkaç ayımı aynı amaç doğrultusunda ve onun için harcamaktan gurur duyduğum <a href="http://www.dexigner.com/forum/index.php?showtopic=1929">Aziz Sarıyer</a>&#8216;dir. </p>
<p>Benim hayatımdaki ikinci <a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/06/dostum-salgado.html">Salgado</a>&#8216;dur o&#8230; Nedenini ilk fırsatta, memlekete dönünce yazacağım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>28 Ekim 2006</p>
<p>Köln/Almanya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fotoğraf: <a title="Aslan Elke, seni seviyoruz!" href="http://de.wikipedia.org/wiki/Benutzer:Elya">Elke Wetzig</a></p>
</p>
<p>[ratings]&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/28/design-is-more-than-a-style-is-an-attitude/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İran&#8217;ı sevmek için 41 neden&#8221; ve Moleschino&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Oct 2006 18:54:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda inanılmaz bir tempo içindeyim, bunda hem işlerin yoğunluğu hem de aynı anda pek çok iş ve uğraşı bir arada götürme inadım rol oynuyor. Bu nedenle de Burkina Fasa Fiso&#8216;ya bir zamanlar harcadığım zamanın beşte birini bile artık ayıramıyorum.
Neyse ki hayatımın bir başka köşesinde Moleschino var ve oraya bu daha sık yazıyorum. Moleschino, hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/10/bir_iran_evi.jpg"><img style="width: 450px; height: 340px;" id="image331" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/10/bir_iran_evi2.jpg" alt="bir_iran_evi2.jpg" /></a><br />Son zamanlarda inanılmaz bir tempo içindeyim, bunda hem işlerin yoğunluğu hem de aynı anda pek çok iş ve uğraşı bir arada götürme inadım rol oynuyor. Bu nedenle de <a href="http://www.burkinafasafiso.com" title="Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi">Burkina Fasa Fiso</a>&#8216;ya bir zamanlar harcadığım zamanın beşte birini bile artık ayıramıyorum.</p>
<p>Neyse ki hayatımın bir başka köşesinde <a href="http://www.moleschino.org" title="Düşünenler için akıl defteri">Moleschino</a> var ve oraya bu daha sık yazıyorum. Moleschino, hem birbirinden farklı ilgi alanlarına sahip yazarlarının fikir zenginliği, hem de son derece renkli okur yorumlarına (Geçenlerde birisi peygamberliğini ilan ederek bizi kendi dinine çağırdı) sahne olmasından ötürü, o ortamda yazmak çok daha keyifli.  </p>
<p>Son yazdığım yazının <span style="text-decoration: underline;"></span>düzeltmelerini yaparken, ansızın Burkina&#8217;da uzun zamandır hikâye anlatmadığımın farkına vardım. Belki de bu yüzden eskisi kadar sevmiyor, bir kenarda yetim bir şekilde bekletiyorum Burkina&#8217;yı&#8230;</p>
<p>İyisi mi, Moleschino&#8217;dan ödünç bir hikâye ile bir geri dönüş yapalım eski göz ağrımıza&#8230; Bu alıntının yapıldığı yazının ilk kısmına <a href="http://www.moleschino.org/2006/08/24/irani-sevmek-icin-41-neden/" title="İran'ı sevmek için 41 neden">buradan</a>, ikinci kısmınaysa <a href="http://www.moleschino.org/2006/10/21/irani-sevmek-icin-41-neden-daha/" title="İran'ı sevmek için 41 neden daha">şuradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Karabük&#8217;te kol gibi demirler düzeliyor, bu site de düzelecek elbet&#8230;</p>
<p>(&#8230;)&nbsp;</p>
<p>42) <strong>Hoseyniye Emini (Hüseyin&#8217;e emanet):</strong> Bir varmışlı bir yokmuşlu zaman kiplerinde, Ahmet Han adında biri, İran&#8217;ın en zengin beylerbeylerindenmiş. İşte o zamanlardan birinde, İran şahı Tebriz&#8217;deki yazlık sarayından Rey kentine dönerken, yolu her yanı bakımlı, köylüleri zengin mi zengin bir köyden geçmiş. Yanındaki vezire sormuş:</p>
<blockquote><p>&quot;Bu kimin köyüdür böyle?&quot;</p>
</blockquote>
<p>Vezir, &quot;Beylerinizden Ahmet Han&#8217;ındır&quot; demiş.</p>
<p>Neyse, bir sonraki mola yerine doğru yola koyulmuşlar. Birkaç saat kadar gittikten sonra başka bir bol çeşmeli, zengin bir köyde durmuşlar. Şah yine soracak olmuş:</p>
<blockquote><p>&quot;Peki, bu köy kimindir?&quot;</p>
</blockquote>
<p>&nbsp;Vezir çekinerek yine aynı cevabı vermiş: &quot;Beylerinizden Ahmet Han&#8217;ındır.&quot;</p>
<p>Yol boyunca hangi zengin, müreffeh köyde duracak olsalar o köyün Ahmet Han&#8217;ın (İsmini hatırlayamadığım için uydurdum-A.I.) olduğunu, biraz canı sıkılarak ama çokca da kıskançlıkla öğrenmiş İran Şahı. En sonunda dayanamayıp, patlamış:</p>
<blockquote><p>&quot;Kimmiş bu Ahmet Han! Götürün bakalım beni onun evine!&quot;</p>
</blockquote>
<p>Şah&#8217;ı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Qazvin">Kazvin</a> kentinin içinde, muhteşem bir konağa götürmüşler. Köşkte tek bir cam olmamasına rağmen, içerde yüzlerce renkli gölge dolaşıyormuş. Pencereler, eşi görülmedik bir şekilde güneşte parıldıyor, içeriye seyredeni sarhoş eden çeşitli ışık oyunlarını bırakıyormuş. Meğerse Ahmet Han, tüm konağın vitraylarını cam yerine Karagöz-Hacivat figürlerinin de yapıldığı gergedan derisinden yarı şeffaf/renklendirilmiş süslemelerle kaplamış! Bütün bir konak, tavanını süsleyen aynalarla birlikte bir masal sandığını andırıyormuş&#8230;</p>
<p>Şah, kendi sarayından bile güzel olan bu konağı ve sahibini çok kıskanmış&#8230; Konağa &quot;usulünce&quot; el koymak için Ahmet Han&#8217;a herkesin duyacağı bir şekilde seslenmiş:</p>
<blockquote><p>- Ahmet Han, çok güzel bir saray yapmışsın! Burası &quot;<strong>şahlara layık</strong>&quot; bir yer olmuş!</p>
<p>Ahmet Han&#8217;dan ses çıkmamış.</p>
<p>- Ahmet Han! Sana diyorum! Bir &quot;<strong>şaheser</strong>&quot; olmuş burası!</p>
<p>Ahmet Han yine duymamazlığa gelmiş. Şah hiddetlenmiş:</p>
<p>- Ahmet Han! &quot;<strong>Şahane</strong>&quot; bir konak olmuş burası. Çok güzel!</p>
<p>Ahmet Han başını yerden yavaşça kaldırmış, kimsenin beklemediği bir cevabı yapıştırmış:</p>
<p><em>- Sahibi daha da güzel!</em></p>
<p>İran şahı çok hiddetlenmiş kendisini küçümser gibi konuşulmasından. Korumalarının elleri Ahmet Han&#8217;ın boynunu oracıkta almak için kılınçlarının kabzalarına uzanırken, öfkeyle haykırmış şah:</p>
<p>- Demek öyle seni densiz! Kimmiş sahibi bakalım buranın!</p>
<p>- <strong>Hazreti Hüseyin</strong>&#8216;dir efendim!</p>
</blockquote>
<p>Konağını o dakika Hz. Hüseyin&#8217;e vakfeden Ahmet Han, böylelikle hem evini hem de boynunu kurtarmış&#8230; Bugün, halkın &quot;Hoseyniye Emini&quot; yani &quot;Hüseyin&#8217;e emanet&quot; dediği bu konak, İran&#8217;ın &quot;ulusal hazine&quot;lerinden biri ilan edilmiş durumda. Camlaşıncaya kadar inceltilen ve renklendirilen gergedan derisiyle kaplı bu konağın eşsiz vitrayları, insana dev bir Karagöz-Hacivat sahnesinin içinde olduğunu düşündürür&#8230;</p>
<p>[ratings]</p>
<p>Fotoğraf: Flickr (<a href="http://flickr.com/photos/horizon/">Horizon</a>)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/10/22/irani-sevmek-icin-41-neden-ve-moleschino/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Tasarım Haftası&#8217;ndan notlar</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Sep 2006 15:42:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/</guid>
		<description><![CDATA[Çok az vaktim olduğundan ve fuar alanındaki sık sık kopan bir kablosuz bağlantıyı kullandığımdan, aklıma takılanları kısa notlar halinde geçiyorum:
 

Istanbul Design Week geçen yılki gibi yine Eski Galata Köprüsü&#8217;nün üzerinde.  &#34;Eski Galata Köprüsü nerede?&#34; diye soracaklara hemen söyleyelim; Balat kıyısında, Haliç&#8217;in içine uzanmış bir yarım köprü&#8230;
Galata Köprüsü&#8217;nün bilinçli bir şekilde yakıldığı günü (Evet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok az vaktim olduğundan ve fuar alanındaki sık sık kopan bir kablosuz bağlantıyı kullandığımdan, aklıma takılanları kısa notlar halinde geçiyorum:</p>
<p><img alt="BuradayÄ±z!" src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/09/galata%20k%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC.jpg" id="image319" style="width: 400px; height: 264px;" /> </p>
<ul>
<li><a title="Köprüye gelmek için iyi bir bahane" href="http://www.istanbuldesignweek.com/">Istanbul Design Week</a> geçen yılki gibi yine Eski Galata Köprüsü&#8217;nün üzerinde.  &quot;Eski Galata Köprüsü nerede?&quot; diye soracaklara hemen söyleyelim; Balat kıyısında, Haliç&#8217;in içine uzanmış bir yarım köprü&#8230;</li>
<li>Galata Köprüsü&#8217;nün bilinçli bir şekilde yakıldığı günü (Evet, yanmadı yakıldı!) dün gibi hatırlıyoruz. Sınıf arkadaşım <strong>Pelin Tayanç</strong> ile o gün ders çıkışında köprü altında karşılıklı içmeye karar vermiştik. Köprüye vardığımızda cayır cayır yanıyordu. Hüngür hüngür ağladığımızı hatırlıyorum.</li>
<li>Köprüye dair en eski anılarımdan biri, 1984 yılında okula gitmek için üzerinden her gün &quot;<strong>fındıkburun</strong>&quot; tabir edilen otobüslerle geçişimdir. Fındıkburunlar o yıldan sonra hizmetten kalkmıştı. Bu otobüslerin yolcu indirme kapısı, aracın tam arkasındadır. Bu nedenle de durağa geldiğinizde sağ tarafa doğru değil, yolun tam ortasına inerdiniz. Hiç unutmuyorum, bir keresinde inerken, şöförün aracı kaykıttırmasından ötürü arkadaki renonun kaportasının üzerine düşmüştüm :)</li>
<li>İstanbul Tasarım Haftası&#8217;nın en güzel yanının &quot;köprünün kendisi&quot; olduğunu söyleyebilirim. Sıkıldığımda arkamı dönüyorum ve karşıma Galata Kulesi, Fatih Camii, Fener Patrikhanesi&#8217;nden oluşan muazzam bir manzara çıkıyor. Bu köprüyü hâlâ çok seviyorum!</li>
<li>Köprünün üst kısmı Türkiye&#8217;nin önemli tasarım ve dekorasyon firmalarına ayrılırken; alt kat, genç tasarımcılara ve üniversitelere bırakılmış.</li>
<li>Polisan ziyaretçilerin renklendirmesi için iki farklı dev İstanbul manzarasını panolara çizdirmiş. Ancak halkımız resmin üzerine &quot;Ali Ayşe&#8217;yi seviyor, Çarşı ulan, Suphi rullaz&quot; gibi şeyler yazdığı için bu sabah panolar değiştirildi. Yeni gelen panolar da an itibariyle mundar olmuş durumda&#8230;</li>
<li>&quot;<strong>Köprü üstü</strong>&quot; standlarının çok daha profesyonel ve çarpıcı olduğunu söylemeliyim. Benim açımdan en ilgi çekici tasarımlar buradaydı. Aziz Sarıyer, Can Yalman, Reha Erdoğan gibi ünlü tasarımcılar buradaydı ve bence en çok ilgiyi de onlar çekti.</li>
</ul>
<p><a title="Arc masa" onclick="doPopup(320);return false;" href="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/09/arc-masa.jpg" class="imagelink"><img width="200" height="146" align="left" alt="Arc masa" src="http://www.burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/09/arc-masa.jpg" id="image320" style="border-style: solid; border-width: 0px; margin: 0px; padding: 0px; width: 200px; height: 146px;" /></a>
<ul>
<li><strong>Artistanbul</strong> olarak yer aldığımız <strong>Alparda</strong> standından bahsetmeliyim. <strong>Aziz Sarıyer</strong>&#8216;in Arc isimli masası ile &quot;En İyi Tasarım&quot; ödülüne aday gösterildiğimiz şu dakikalarda standımız gazeteci kaynıyor. Demin Wallpaper dergisi ile tanıştık, onlara yarın balık-ekmek yedireceğiz :)</li>
<li>&quot;<strong>Köprü altı</strong>&quot;na gelince&#8230; Burası daha çok genç tasarımcılara ayrılmış olmasına ve dünya çapındaki tüm tasarım etkinliklerinde en çok ilgiyi genç yeteneklerin yer aldığı bölümler çekmesine rağmen (Milano&#8217;da mesela her yıl dünyanın dört bir yanından gelen genç yetenekleri ağırlayan <strong>Satellite</strong>, Milan Design Week&#8217;in kâbesi sayılır ve ekstra para ödenerek gezilen tek bölümdür!) ne gariptir ki, İstanbul Tasarım Haftası&#8217;nın en sönük kısmı da burasıydı! Bunu artık neye yormak gerekir, bilemedim.</li>
<li>Eskiden çalıştığım kurum olduğu için &quot;tevazu&quot; göstermeyeceğim: Hürriyet Grubu&#8217;nun bu tür organizasyonlarını üstlenen DDF nefret edilecek bir organizasyon becerisi gösteriyor. Söz verdiği hizmetlerin hiçbirini adam gibi vermeyen DDF&#8217;in adı &quot;köprüyü satma&quot; becerisi göstermiş olduğu için &quot;<strong>Sülün Osman</strong>&quot;a çıkmış durumda! Gelecek yıl zor satarlar..</li>
<li>Köprüde balık ekmek henüz yiyemedim, kısmet yarına&#8230;</li>
<li>Tasarım fuarı burada, uyduruk etkinliklere (Cebit) katılan <a title="aslan parçası" href="http://www.pardus.org.tr">Pardus</a> nerede? :)</li>
</ul>
<p>Neyse, geri kalanı yarın paylaşırım sizlerle :)&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br /><em>Köprüaltı muhabiriniz-Ali&nbsp;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fotoğraflar: Aslan parçası <a href="http://www.dexigner.com/forum/index.php?showtopic=7556" title="Dexigner">Dexigner</a>&#8216;dan.. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/09/16/istanbul-tasarim-haftasindan-notlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahtamar&#8217;dan selamlar&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2006/04/22/ahtamardan-selamlar/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2006/04/22/ahtamardan-selamlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2006 07:55:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[van

Bu yazıyı Van&#8217;dan, şehrin gençlerinin piyasa yaptıkları Cumhuriyet (Mecburiyet) Caddesi&#8217;ndeki bir internet cafe&#8217;den çok hızlı bir şekilde yazıyorum. Fotoğraf, Sacred Sites sitesinden alınan özel izinle kullanılmaktadır, dijital makine ise artık İtalya&#8217;da olduğu için orada çektiğim karelerin gelmesini için biraz bekleyeceğiz.
Evet, yılın bu zamanı Ahtamar Adası&#8217;nda resimdeki gibi badem ağaçları açıyor, detayları bir ara anlatacağım.

Not 1 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/van">van</a></div>
<p><a href="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/akdamar.jpg"><img width="400" height="262" style="border: 2px solid rgb(187, 187, 255); margin: 0px; padding: 0px; width: 400px; height: 262px;" id="image274" src="http://burkinafasafiso.com/wp-content/uploads/2006/07/akdamar.jpg" alt="Ahtamar" /></a></p>
<p>Bu yazıyı Van&#8217;dan, şehrin gençlerinin piyasa yaptıkları Cumhuriyet (Mecburiyet) Caddesi&#8217;ndeki bir internet cafe&#8217;den çok hızlı bir şekilde yazıyorum. Fotoğraf, Sacred Sites sitesinden alınan özel izinle kullanılmaktadır, dijital makine ise artık İtalya&#8217;da olduğu için orada çektiğim karelerin gelmesini için biraz bekleyeceğiz.</p>
<p>Evet, yılın bu zamanı Ahtamar Adası&#8217;nda resimdeki gibi badem ağaçları açıyor, detayları bir ara anlatacağım.</p>
<hr width="100%" size="2" />
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 0);">Not 1 (27 Nisan)</span>: Photograph Courtesy of SacredSites.com, Martin Gray&#8217;e özel teşekkürler.</p>
<p>[ratings]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2006/04/22/ahtamardan-selamlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Geçerken hayal edilen yer&#8221;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/09/09/gecerken-hayal-edilen-yer/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/09/09/gecerken-hayal-edilen-yer/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2005 07:50:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[focus, tarih, istanbul

Tüm sevenlere duyurulur. Ekim ayında vereceğimiz &#8220;Kayıp kentin sokak haritası&#8221; eki için kampa girmiş durumdayım. Evimde, önümde dev bir Bizans şehir haritası, dört bir yanıma saçılmış kaynak kitaplarla boğuşarak aralıksız bir şekilde yazı yazıyorum. Bugün dergiden bana yardıma sağolsunlar, aramıza yeni katılan Emrah Sayar&#8217;ı gönderdiler.
Şöyle şeyler yazıyorum:
4- Zeuskippos Hamamları: Hipodrom ile birlikte M.S. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/focus">focus</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/tarih">tarih</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/istanbul">istanbul</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/buondelmonti%201422-01.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/buondelmonti%201422-01.jpg" /></a><br />
Tüm sevenlere duyurulur. Ekim ayında vereceğimiz &#8220;<a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/08/kayp-ehrin-sokak-haritas.html">Kayıp kentin sokak haritası</a>&#8221; eki için kampa girmiş durumdayım. Evimde, önümde dev bir Bizans şehir haritası, dört bir yanıma saçılmış kaynak kitaplarla boğuşarak aralıksız bir şekilde yazı yazıyorum. Bugün dergiden bana yardıma sağolsunlar, aramıza yeni katılan Emrah Sayar&#8217;ı gönderdiler.</p>
<p>Şöyle şeyler yazıyorum:</p>
<blockquote><p>4- Zeuskippos Hamamları: Hipodrom ile birlikte M.S. 196 yılında imparator Septimus Severus’un vakfı olarak inşa edildi. Pagan dönemin önemli yapıları arasında yer alan Zeus Hippios tapınaklarının yerine yapılmasından ötürü Zeuskippos adını alan bu hamamın ısıtma tesisatlarının bulunduğu kısım, tutukluların yerleştirildiği yer olarak da kullanılmıştı. 15. yüzyıla geldiğimizde kendisinden bir iz kalmayan bu hamamın bulunduğu yerde, ilginçtir, 1556 yılında Mimar Sinan tarafından Haseki Hürrem Sultan Hamamı inşa edildi! Şimdi bu kadar anlattıktan sonra sakın heveslenip elinizde bohça ile Haseki Hürrem Sultan Hamamı’na gitmeyin. Şimdilerde orası, Kültür Bakanlığımızın turistlere “halı ve kilim satış mağazası” olarak hizmet veriyor!</p>
<p>5- Topoi: Kadıköy’ün antik dönemdeki adının, hemen karşılarındaki yeryüzü cennetini görmemelerinden ötürü “Khalkedon” yani “Körler Ülkesi” olduğunu biliyoruz. Peki, Khalkedonlular karşı yakaya baktıkları zaman nereyi görüyorlardı? Tabi ki “geçerken hayal edilen yer” anlamına gelen “Topoi” sahillerini&#8230; Kökenini “Topeia” kelimesinden alan Ahırkapı bölgesi için Byzantionlular “Dünya’nın üçe bölündüğü yer” tabirini kullanıyorlardı.</p>
<p>8- Anaplous: Antik dönemde Prookhthoi (Çıkıntı) adıyla anılan bu bölge, zamanla halkın dilinde Brokhoi’ye dönüştü. Boğazın en sert akıntısını barındırması nedeniyle, M.S. 5. yüzyıldan itibaren artık Anaplous (Akıntı) adıyla anılan bu mahalle, sahilinden denize girilememesi ile ünlüydü. Osmanlı döneminde bu akıntılı bölgede nöbet bekleyecek bir cankurtaran ekibinin kurulmasına gerek görülmüştü. Anaplous’un üzerinde bugün Cankurtaran Mahallesi yükseliyor. Bir akıntı, şekil değiştirerek de olsa, bu mahallenin adını 2.000 yıldır belirliyor&#8230; Eski Yunanca’daki “akıntı ve ters akıntı” (anaplus ve kataplus) kavramları, 1960’lara kadar İstanbullu balıkçılarının yabancısı olmadığı kelimelerdi.</p>
<p>14-    Sterkoraria Pyle: Eski Yunanca’da ahır (Sterkoraria) ve kapı (Pyle) kelimelerinin bileşiminden alan bu semtin adı, şehir Türklerin eline geçtikten sonra bile değişmedi. “Ahırkapı” semti, imparator I. Basileos (M.S. 867-886) tarafından yaptırılan kraliyet ahırlarının hemen yanında kurulmuştu. Schedel Hartmann’ın resimlediği 1493 tarihli Nürnberg Yazmaları’nda da görülen bu yapılar, Osmanlı döneminde padişah atlarının bulunduğu “Has Ahırı”na ev sahipliği yaptı.</p></blockquote>
<p>Kısacası, bu aralar bana dokunmayın. Şaka bir yana, &#8220;geçerken hayal edilen yer&#8221;in yani İstanbul&#8217;un keyfini olabildiğince çıkarmaya bakın :)&#8230;</p>
<p>Not 1: Yukardaki çizim, Buondelmonti&#8217;nin 1422 yılında yaptığı Konstantinopolis haritasıdır. Bu ve buna benzer pek çok harita -ki bazıları ilk defa Türkiye&#8217;de yayınlanacak- ekim ayında Focus&#8217;un ekinde yer alacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/09/09/gecerken-hayal-edilen-yer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp şehrin sokak haritası</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/26/kayip-sehrin-sokak-haritasi/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/26/kayip-sehrin-sokak-haritasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2005 20:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[focus, tarih, istanbul

Çok çalışmam lazım, çooook! İki gündür uyku tutmuyor beni. Çok yoğun bir çalışma dönemine girdiğimde dünyanın en huysuz, nalet adamı olur çıkarım. Yine öyle bir döneme girdim.
Dün ekim sayısının gündem toplantısını yaptık ve hayatımdaki en yoğun iş yükünü aldım üzerime. Bu ay derginin hem kapak konusunu hem de özel ekini ben yapacağım. İyimser [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/focus">focus</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/tarih">tarih</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/istanbul">istanbul</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Nuremberg%20halic-01.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Nuremberg%20halic-01.jpg" /></a><br />
Çok çalışmam lazım, çooook! İki gündür uyku tutmuyor beni. Çok yoğun bir çalışma dönemine girdiğimde dünyanın en huysuz, nalet adamı olur çıkarım. Yine öyle bir döneme girdim.</p>
<p>Dün ekim sayısının gündem toplantısını yaptık ve hayatımdaki en yoğun iş yükünü aldım üzerime. Bu ay derginin hem kapak konusunu hem de özel ekini ben yapacağım. İyimser tahminlerle 32 sayfalık bir ekin üzerine 9 sayfalık bir kapak dosyası demek bu&#8230;</p>
<p>Ekim ayında Focus&#8217;un yanında vermek için üzerinde harıl harıl çalıştığım ekin adı: &#8220;Kayıp Şehrin Sokak Haritası&#8221;. Megaralılardan bu yana 3.000 yıllık bir yerleşime sahne olan bu kentin şehir planı, bugün bile bazı yerlerde varlığını hiç değiştirmeden koruyor. Öyle ki, bazı sokakların sadece adları değişmiş! Fetih öncesi İstanbul&#8217;unu resmeden kimi gravürlerde, oturduğunuz ya da içinden geçtiğiniz bazı sokakların 800 yıl önceki halini görebilirsiniz!</p>
<p>1.200 yıl önceki kilise yazmalarına, 1470&#8242;lerden kalma Nuremberg yazmalarına, Matrakçı Nasuh&#8217;un minyatürlerine bakarak bir şehrin kaybolmuş sokak haritasını çıkartacağız bu ay&#8230; Zor, zor olduğu kadar da sayısız arkeolog ve tarihçi ile konuşmamızı, onlara danışmamızı gerektirecek bir ek bu&#8230;</p>
<p>Aslında uzun bir süredir merak ettiğim ve üzerine 3-4 yıldır çeşitli bilgi kırıntılarını topladığım bir konuydu bu. İstanbul&#8217;un bazı mahalleleri (Samatya, Balat, Küçükpazar, Laleli&#8217;nin arka sokakları) şehir planı açısından, üç aşağı beş yukarı, 1.000 yıl öncesine kıyasla hiç değişmemiş durumdalar. Örneğin, Kocamustafapaşa tren istasyonunun arkasındaki Marmara Caddesi ya da Cankurtaran mahallesinin sokakları 1.000 yıldır sadece isim değiştirdiler. Örnek mi?</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Nuremberg%201493-03.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Nuremberg%201493-03.jpg" /></a></p>
<p>Nuremberg Yazmaları adıyla ünlenen ve 1470 ile 1495 arasına tarihlenen ünlü gravür kitabında yer alan, yukardaki İstanbul tablosunda örneğin, Amiral Tafdil Sokağı&#8217;nı görmemek mümkün mü? Hartmann Schedel&#8217;in çizdiği bu gravür, bugün bile bir turistin işine yarayabilir&#8230; Haritadaki gerçeklik muhteşemdir: II. Bayezid zamanında Ayasofya&#8217;nın henüz iki minaresi vardır, Hipodrom&#8217;un bugün de ayakta duran güney kanadını, Teodosius sütununu, Küçük Ayasofya&#8217;yı (?) ve son dönemde arkeolojik kazılarda temelleri bulunan Aya Ekklesia&#8217;yı görüyoruz haritada!</p>
<p>Semt isimleri ise başka bir âlemdir. Bugün kullandığımız bazı semt ve sokak adlarının &#8220;Bizans azizlerine&#8221; ait olduğunu söylesem ne dersiniz? Belki de bunu yazmamak en iyisi, neme lazım, birileri &#8220;istemezüük&#8221; diye ayaklanır, 1.000 yıllık sokağın adını değiştirilmesine de ben vesile olurum! Eh, bu vebalin altında da yaşanmaz&#8230;</p>
<p>Neyse, devamını açıkçası ben de merak ediyorum :)&#8230;</p>
<p>Kapak konumuza gelince&#8230; Bunu bir süreliğine daha gizli tutmak istiyorum, ama emin olun, herkesten önce siz öğreneceksiniz!</p>
<p>Sağlıcakla-Ali</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/26/kayip-sehrin-sokak-haritasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Bir gün Urartular geri dönecek”</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/13/%e2%80%9cbir-gun-urartular-geri-donecek%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/13/%e2%80%9cbir-gun-urartular-geri-donecek%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2005 23:36:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[kültür, urartular

İran sınırındaki Çavuştepe Kalesi’nde sert bir rüzgâr karşılıyor bizi. Kuş uçmaz kervan geçmez bu yerde, sessizliği İran’dan gelen yüklü kamyonlar bozuyor. Çavuştepe, İran sınırına 40 kilometre mesafede, ama her yere uzak, herkesten uzak&#8230;
Urartu kralı II. Sardur’un verimli tarım arazilerini ve ticaret yollarını korumak için inşa ettirdiği bir kale Çavuştepe. Urartuca adı Sardurinihili, yani “Sardur’un [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/kültür">kültür</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/urartular">urartular</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/mehmet%20kuman-01.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/mehmet%20kuman-01.jpg" /></a><br />
İran sınırındaki Çavuştepe Kalesi’nde sert bir rüzgâr karşılıyor bizi. Kuş uçmaz kervan geçmez bu yerde, sessizliği İran’dan gelen yüklü kamyonlar bozuyor. Çavuştepe, İran sınırına 40 kilometre mesafede, ama her yere uzak, herkesten uzak&#8230;</p>
<p>Urartu kralı II. Sardur’un verimli tarım arazilerini ve ticaret yollarını korumak için inşa ettirdiği bir kale Çavuştepe. Urartuca adı Sardurinihili, yani “Sardur’un kenti” olan kale, İskitlerin M.Ö. 7. yüzyıldaki istilasına kadar Urartu ordusunun tahıl ambarı olarak kullanılmış. Bugün bile kale içinde toprağa gömülü çömleklerin içinden 3000 yıl önceki, artık yanmış olan buğday taneleri çıkıyor.</p>
<p>42 yıldır Çavuştepe’yi ve Urartuların tahıl dolu çömleklerini koruyan bir bekçi var; adı Mehmet Kuşman&#8230; Sadece bu kadar mı? Değil. Kuşman, dünyada Urartuca’yı okuyabilen 38 kişiden biri!</p>
<p>“Yalnızdım, burada ben, çok yalnızdım” diyor Mehmet Kuşman; “Özellikle kış döneminde bir ben kalırdım, bir de kale&#8230;”</p>
<p>Çavuştepe’nin bu çorak tepesini bekleyen Kuşman’ın, 55 harfi ile “çiviyazılarının en zorlusu” olarak kabul edilen Urartuca’yı öğrenmesi, kolay olmamış: “Bu yazı çok mu zor, diye sormuştum kazı başkanı Afif Erzen Hoca’ya. ‘Evet çok zor! Ne yapacaksın’ diye sordu biraz da kızarak. ‘Öğrenmek istiyorum’ deyince ‘Hadi ordan!’ diyerek beni başından savdı. Biraz zoruma gitti açıkçası, ama vazgeçmedim. İyi ki de vazgeçmemişim&#8230;”</p>
<p>Urartuca’yı Asurca, Asurca’yı da Med dili izlemiş&#8230; Kuşman’ın şimdiki hedefi ise Sümerce. Devletin verdiği bekçi maaşı yetmeyen, ama Heisenberg Üniversitesi tarafından Almanya’ya davet edilen Mehmet Kuşman, bir süredir üzerinde Urartuca yazıların olduğu küçük süs eşyaları yaparak, geçimine katkı sağlıyor. Boynunda taşıdığı kolyede, Urartuların en büyük tanrısı, “savaş ve devlet” tanrısı Haldi’nin adı var. Aradan geçen 3000 yıl bile, Haldi’nin bu coğrafyadaki egemenliğini kırmaya yetmemiş&#8230;</p>
<p>Mehmet Kuşman ile görüşmek üzere Van’a gittiğimizde, bir de sürprizle, “Dünya’nın Urartuca konuşabilen 39’uncu kişisi” ile karşılaştık! Muhammed Karaca, Gürpınar İlçe Emniyet Amirliği’nde çalışan bir polis memuru. Urartuların bir gün dönmesini ve onlarla doya doya Urartuca konuşacağı günü bekliyor. Suskun birisi Muhammed Karaca, çok fazla konuşmuyor. Kim bilir, belki de günümüz insanlarına anlatamadıklarını, Urartularla konuşuyordur&#8230;</p>
<p>Not 1: Yukardaki fotoğraf, Tempo dergisinden Okur Konuralp&#8217;e dair. Affına sığınarak buraya alıyorum resmi. Pazartesi günü <a href="http://www.focusdergisi.com.tr">dergiye</a> gittiğimde kendi çektiğim kare ile değiştireceğim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/13/%e2%80%9cbir-gun-urartular-geri-donecek%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Irak&#8217;a düşen bombalar, kalplerimize de düşecek&#8230;</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/01/iraka-dusen-bombalar-kalplerimize-de-dusecek/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/01/iraka-dusen-bombalar-kalplerimize-de-dusecek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2005 09:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[politika, zapatista, subcomandante, ırak

Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun erkek, kadın, çocuk ve yaşlılarından selamlar. Bizim sözlerimiz, okyanusu aşabilmek için bulut oldu ki, sizlerin kalplerindeki dünyalara ulaşabilsin.
Bugün tüm dünyada, Bush’un Iraklı insanlara karşı açacağı savaşa &#8220;Hayır&#8221; demek için protesto gösterileri düzenlendiğini biliyoruz.
Ve zaten tam da öyle denmesi gerekiyor; çünkü bu savaş, ne Kuzey Amerika halklarının savaşı, ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/politika">politika</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/zapatista">zapatista</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/subcomandante">subcomandante</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/ırak">ırak</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/zapatistas.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/zapatistas.jpg" /></a><br />
Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun erkek, kadın, çocuk ve yaşlılarından selamlar. Bizim sözlerimiz, okyanusu aşabilmek için bulut oldu ki, sizlerin kalplerindeki dünyalara ulaşabilsin.</p>
<p>Bugün tüm dünyada, Bush’un Iraklı insanlara karşı açacağı savaşa &#8220;Hayır&#8221; demek için protesto gösterileri düzenlendiğini biliyoruz.</p>
<p>Ve zaten tam da öyle denmesi gerekiyor; çünkü bu savaş, ne Kuzey Amerika halklarının savaşı, ne de Saddam Hüseyin’e karşı bir savaş.</p>
<p>Bu savaş, Bay Bush’un temsil ettiği paranın savaşı (ki bu, onun zekâ yoksunu olduğunun kanıtıdır). Bu savaş, insanlığa karşı bir savaş; insanlığın kaderi şu anda Irak topraklarında tehlike altında.</p>
<p>Bu, korkunun savaşı.</p>
<p>Savaşın amacı, Saddam Hüseyin’i Irak’ta yenmek değil. Savaşın amacı, El Kaide’yi ortadan kaldırmak da değil, Iraklıları özgürlüğe kavuşturmak da&#8230; Bu savaş adalet için yapılmıyor; demokrasi için de yapılmıyor&#8230; Bu terörün amacı özgürlük de değil. Amaç, korku.</p>
<p>Kendisine neyi, nasıl ve ne zaman yapması gerektiğini söyleyen bir polise, dünyanın boyun eğmeyeceği korkusu. İşte bu korkunun savaşı&#8230;</p>
<p>Dünyanın, yağmacılığı reddetmesinden duyulan bir korku.</p>
<p>İnsanlığın özünde olan bir isyanın korkusu.</p>
<p>Bütün dünyada bugün harekete geçen milyonlarca insanın barış çağrılarının daha da yükseleceği korkusu.</p>
<p>Irak topraklarına düşecek olan bombaların kurbanları sadece Iraklı siviller, çocuklar, kadınlar, erkekler ve yaşlılar olmayacak. Bu insanların ölümleri, Tanrı’yı ölüm ve yıkımda mazeret olarak göstermek isteyen Bush’un düşüncesizce ve rasgele ilerlediği bu yolda, birer &#8220;kaza&#8221; olarak adlandırılacak.</p>
<p>Bu aptallığı yöneten kişi olan Bay Bush, (ki aynı aptallık İtalya’da Berlusconi, İngiltere’de Blair ve İspanya’da Aznar tarafından destekleniyor) Irak halkının üstüne boşaltmaya çalıştığı gücü parayla satın aldı.</p>
<p>New York’taki ikiz kulelerin gölgelerinin ve 11 Eylül terör kurbanlarının bahane edildiği büyük bir hileyle, Bay Bush kendini dünya polisinin başı ilan etti. Bunu unutmamak lazım.</p>
<p>Ne Saddam Hüseyin, ne de Iraklılar ABD hükümetinin umurunda değil. ABD’nin umursadığı tek şey, cezalanmayacağından kesinlikle emin olup, dünyanın her yerinde, her an suç işleyebileceğini gösterebilmek.</p>
<p>Irak’a düşecek olan bombalar, dünyadaki tüm ülkelere de düşmek için uğraş verecek. Ayrıca kalplerimize de düşerek, içlerinde taşıdıkları o korkuyu evrenselleştirmiş olacaklar.</p>
<p>Bu savaş, tüm insanlığa karşı, bütün dürüst erkek ve kadınlara karşı olan bir savaş.</p>
<p>Bu savaş, korkunun ne olduğunu bilmemizi istiyor, parası ve ordusu olanın, hakkı da olduğuna inanmamızı istiyor.</p>
<p>İstiyorlar ki, bu savaşı umursamayalım, umutsuzluğu yeni bir din yapalım, susalım, boyun eğelim, vazgeçelim, pes edelim&#8230;. ve unutalım.</p>
<p>Cenova asilerinden Carlo Giuliani’yi unutalım.</p>
<p>Zapatistalar, rüyalarında ölülerini gören insanlardır. Bugün, ölülerimiz &#8220;HAYIR&#8221; diyen bir asiyi rüyalarında görüyorlar.</p>
<p>Bizim için tek bir şerefli kelime var ve bu savaşla yüzyüzeyken tek bir vicdanlı davranış var: &#8220;HAYIR&#8221; kelimesi ve isyan hareketi.</p>
<p>Bundan dolayı savaşa &#8220;HAYIR&#8221; demeliyiz.</p>
<p>Bahanesiz ve koşulsuz bir &#8220;HAYIR&#8221;.</p>
<p>Ölçüsü olmayan bir &#8220;HAYIR&#8221;.</p>
<p>Lekelenmemiş bir &#8220;HAYIR&#8221;.</p>
<p>Dünyanın tüm renkleriyle boyanmış bir &#8220;HAYIR&#8221;.</p>
<p>Net, kesin, bütün dünyada yankılanan, ve nihai bir &#8220;HAYIR&#8221;.</p>
<p>Bu savaşta tehlikede olan şey, güçlü ve zayıf arasındaki ilişki. Güçlü, gücünü bizim zayıflığımızdan alıyor. Bizim emeklerimiz, bizim kanımızla yaşıyor. Bu nedenle biz zayıf düşerken, o semiriyor.</p>
<p>Güçlüler bu savaşta Tanrı’ya müracaat ettiler; onların gücünü, bizim de zayıflığımızı, kutsal bir planın parçaları olarak kabul etmemizi istedikleri için bunu yaptılar.</p>
<p>Bu savaşın arkasında para tanrısı dışında bir tanrı yok; ölüm ve yıkım arzusu dışında bir hak da yok.</p>
<p>Güçsüzlerin tek gücü onurlarıdır. Savaşarak güçlülere karşı koymak ve isyan etmek için onlara ilham veren de zaten budur.</p>
<p>Bugünkü &#8220;HAYIR&#8221;, güçlüleri zayıflatacak ve zayıflara güç katacak.</p>
<p>Bazıları, dünya çapında birçok insanı bir araya getiren bu kelimenin savaşı engelleyip engelleyemeyeceğini, veya savaş başladığında, savaşı durdurup durduramayacağını soruyor olabilir.</p>
<p>Ama sorulması gereken soru, &#8220;Güçlülerin ölümcül yürüyüşünü durdurabilir miyiz?&#8221; olmamalı. Hayır. Sormamız gereken soru şu: Bu savaşı engellemek ve son vermek için elimizden gelen herşeyi yapmazsak, utancımızla yaşayabilir miyiz?</p>
<p>Böyle bir anda, hiçbir dürüst erkek veya kadın sessiz ve ilgisiz kalmamalı.</p>
<p>Hepimiz, kendi sesimizle, kendi yolumuzla, kendi dilimizle, kendi eylemimizle &#8220;HAYIR&#8221; demeliyiz.</p>
<p>Güçlüler eğer ölüm ve yıkımla korkuyu evrenselleştirmek istiyorlarsa, biz de &#8220;HAYIR&#8221;ı evrenselleştirmeliyiz.</p>
<p>Çünkü bu savaşa &#8220;HAYIR&#8221; demek, aynı zamanda, korkuya &#8220;HAYIR&#8221;, pes etmeye &#8220;HAYIR&#8221;, teslim olmaya &#8220;HAYIR&#8221;, unutmaya &#8220;HAYIR&#8221; ve insanlığımızı reddetmeye &#8220;HAYIR&#8221; demek olacak.</p>
<p>Bu insanlık için ve neo-liberalizme karşı bir &#8220;HAYIR&#8221;.</p>
<p>Umuyoruz ki, bu &#8220;HAYIR&#8221; sınırları aşar, gümrük kapılarından süzülür, dil ve kültür farklılıklarının üstesinden gelir ve insanlığın dürüst ve asil kesimlerini birleştirir -unutmamak gerekir ki bu kesim aynı zamanda çoğunluğu oluşturuyor-.</p>
<p>Çünkü bu, birleştirici ve onurlandırıcı bir reddediştir.</p>
<p>Çünkü öyle reddedişler vardır ki, insan olmanın onurunu tasdik eder.</p>
<p>Bugün gökyüzü, savaş uçaklarıyla ve kontrolü altında oldukları kişilerin aptallığını saklamak için kendilerine &#8220;akıllı&#8221; diyen füzelerle (Berlusconi, Blair ve Aznar gibileri bu füzeleri savunuyor), hayatın nerede olduğunu ve ölümün nerede olacağını gösteren uydularla, bulanıklaşmış vaziyette.</p>
<p>Yeryüzü ise, dünyayı kana ve utanca boyayacak olan savaş makineleriyle lekelendi.</p>
<p>Fırtına yaklaşıyor.</p>
<p>Ama şafak, sınırları aşabilmek için bulut olan kelimelerin sımsıkı bir &#8220;HAYIR&#8221;a dönüşmesiyle sökecektir; ve dağılan karanlığın içinden bir &#8220;yarın&#8221; sıyrılıp gelebilir.</p>
<p>Asi ve onurlu İtalya’nın kardeşleri:</p>
<p>Lütfen biz Zapatistaların size gönderdiği bu &#8220;HAYIR&#8221;ı kabul edin.</p>
<p>Bizim &#8220;HAYIR&#8221;ımızın, sizinkiyle ve bugün tüm dünyada çoğalan &#8220;HAYIR&#8221;larla birleşmesine izin verin.</p>
<p>Yaşasın &#8220;HAYIR&#8221; diyen isyan!</p>
<p>Ölüme ölüm!</p>
<p>Güneydoğu Meksika dağlarından&#8230;</p>
<p>Subcomandante Marcos.</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/subcomandante%20marcos.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/subcomandante%20marcos.jpg" /></a></p>
<p>Not 1: Güncelliğini kaybetmeyen bu metni, siteye koydum. Bence hiç de fena olmadı&#8230; Bu arada, bir süre önce kırmızı alarm vererek tüm militanlarını yer altına çeken ve yeni bir karar aşamasında olduklarını söyleyen EZLN (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu), son bir ay içinde Meksika ve tüm dünya soluna mesajlar içeren altı bildiri yayınladı. Subcomandante Marcos, son bildiride, neo-liberalizme karşı alternatif bir siyaset yaratma önerisini tartışmak üzere Chiapas&#8217;tan çıkarak tüm ülkeyi baştan başa yürüyeceklerini açıkladı.</p>
<p>Bu yürüyüşün yeni bir  &#8220;Zapatur&#8221; olup olmayacağı henüz bilinmiyor. Hatırlanacağı üzere ilk yürüyüşte, Subcomandante ve adamlarının Chiapas&#8217;ta başlattığı yürüyüş, 1.200 kilometre sonra Meksika başkanlık sarayına ulaştığında, tam 5 milyon kişiye ulaşmıştı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/08/01/iraka-dusen-bombalar-kalplerimize-de-dusecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne mutlu Tresnjevac’lıyım diyene!</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/07/18/ne-mutlu-tresnjevac%e2%80%99liyim-diyene/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/07/18/ne-mutlu-tresnjevac%e2%80%99liyim-diyene/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2005 18:23:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[politika, kültür, tresnjevac

Anneler öyle bir cumhuriyet kurmuşlar ki, sınır mınır çizmemişler. Ne maddi, ne manevi&#8230; Cumhuriyetin soyadını da “Düşünce Cumhuriyeti” koymuşlar. Düşüncenin sınırı nereye kadarsa, Tresnjevac’ın sınırları da o kadar demişler: “Sınırsız, sonsuz…”
Adını telaffuz etmek bayağı bir maharet gerektiriyor, Tresnjevac. Nam-ı diğer, Macarcası “Oromhegyes”… Eski Yugoslavya topraklarında, Belgrad ile Voyvodina arasında küçük bir Macar köyü. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/politika">politika</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/kültür">kültür</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/tresnjevac">tresnjevac</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/tresnjevac01.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/tresnjevac01.jpg" /></a></p>
<blockquote><p>Anneler öyle bir cumhuriyet kurmuşlar ki, sınır mınır çizmemişler. Ne maddi, ne manevi&#8230; Cumhuriyetin soyadını da “Düşünce Cumhuriyeti” koymuşlar. Düşüncenin sınırı nereye kadarsa, Tresnjevac’ın sınırları da o kadar demişler: “Sınırsız, sonsuz…”</p></blockquote>
<p>Adını telaffuz etmek bayağı bir maharet gerektiriyor, Tresnjevac. Nam-ı diğer, Macarcası “Oromhegyes”… Eski Yugoslavya topraklarında, Belgrad ile Voyvodina arasında küçük bir Macar köyü. Köyde çoğu Macar kökenli 2.000 kişi ya var, ya yok.</p>
<p>İşte bu köy, Tresnjevac, bir cumhuriyet. Ve öyle bir cumhuriyet ki; ne devleti var, ne milleti, ne de “bölünmez bütünlük” diye bir ilkesi&#8230; Vergi, askerlik, milli marş gibi şeyler de yok! Tresnjevac vatandaşı olmak için nüfus kağıdı, ikametgâh il muhaberi, sorgu-sual, para-pul falan gerekmiyor. “Tresnjevaclıyım” demek yetiyor. Dahası, Tresnjevac “tırışka”dan bir cumhuriyet de değil, şimdiden ABD’de ve Almanya’da konsoloslukları bile var.</p>
<p>Kesin bir tarih vermek zor ama 1992 yılında kurulduğunu söyleyebiliriz. Kuruluş hikâyesi, son derece ilginç. 1992’de, Sırbistan hükümeti, eski Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Tresnjevac sakinlerini “yurttaşlık görevleri”ni yapmaya davet etmiş. 200 adet celp kâğıdı gelmiş köye. Sırp hükümeti, Tresnjevac’lı 200 delikanlıyı “seferberlik manevrası”na çağırıyormuş meğer. Köylüler çabuk uyanmışlar, “manevra” denilenin Hırvatlarla ya da Boşnaklarla savaşmak demek olduğunu hemen anlamışlar. Davete icabet etmemişler tabii. Sırplar da sağlık olsun dememiş. 200 reddiyeci hakkında tutuklama emri çıkarmakla kalmamışlar, köyü tanklarla sarıp ablukaya almışlar. Köyün öte yanındaki sınırda da Macar Ordusu teyakkuza geçtiğinden, tank paletleriyle köyü dümdüz etmeye de gözü yememiş Sırpların.</p>
<p>Bir, iki, üç derken bıçak kemiğe dayanmış. Oğullarını savaşa göndermek istemeyen Tresnjevaclı anneler uluslararası kuruluşlarla temasa geçmişler ve ardından bağımsızlıklarını ilan etmişler, Tresnjevac Cumhuriyeti’ni kurmuşlar. Ama öyle bir cumhuriyet kurmuşlar ki, sınır mınır çizmemişler. Ne maddi, ne manevi&#8230; Cumhuriyetin “soyadı”nı da “Düşünce Cumhuriyeti” koymuşlar. Düşüncenin sınırı nereye kadarsa, Tresnjevac’ın sınırları da o kadar demişler: “Sınırsız ve de sonsuz…”</p>
<p>“Kim olursan gel” demişler, vatandaş olmak için “Ne mutlu Tresnjevaclıyım” demek yeterli demişler&#8230;</p>
<p>Not 1: Google&#8217;da adımı arattığımda, kendime dair en eski kaydın, 29 Ekim 1997 günü ZaMir NET&#8217;e attığım <a href="http://mediafilter.org/sj/Pages/October.29.1997.04.12.06">bu mesaj</a> olduğunu gördüm. Mesajda, Tresnjevac kasabasına ulaşmak için yardım arıyormuşum&#8230; Dünyanın bu en güzel ülkesini anmadan edemedim, sizi de bu ülkeyle tanıştırmak istedim :)&#8230;</p>
<p>Not 2: Tresnjevac&#8217;ın öyküsü özetle, Bosna Savaşı sırasında oğullarını Sırp ordusuna vermek istemeyen bir grup annenin başlattığı bir direnişin, nasıl başarıya ulaştığını anlatır. Ama burada &#8220;hikâye içinde hikâye&#8221; var, geçmişte bunu bir dergide uzun uzadıya anlatmıştım, şimdiyse ne adına &#8220;blog okuru&#8221; dediğimiz okur cinsinin dinlemeye ne de benim anlatmaya o kadar sabrım var&#8230; Özetleyerek anlatıyorum.</p>
<p>Mesajı attığım ZaMir Net, dünyanın ilk internet portallarından biriydi, kuruluşu yanılmıyorsam, BBS sunucularına bağlandığımız yıllara (1992) dayanan bu ağ, Bosna Savaşı sırasında dağılan ailelerin birbirlerini bulabilmeleri için kurulmuştu. Zamir Net üzerinden kimisi 12 yaşındaki kızı Rukija&#8217;yı, kimiyse bir daha asla göremeyeceği kocasını arıyordu. Sırpça &#8220;Barış&#8221; anlamına gelen Zamir Net&#8217;te yayınlanan on binlerce <a href="http://mediafilter.org/sj/sjmsg.html">çığlık</a>tan çok azı yerine ulaşabiliyordu&#8230;</p>
<p>Kısa bir süre sonra, Balkanlar&#8217;ın dört bir yanında, Hırvatistan&#8217;da, Bosna Hersek&#8217;de, Sırbistan&#8217;da, Kosova&#8217;da, Slovenya&#8217;da kardeş ZaMir Net&#8217;ler kuruldu&#8230; Birlikte yaşama isteği olmasa da, acılar, birbirinin kanına ekmek doğrayan halkları bir internet ağı üzerinde birleştirmeyi başarmıştı! ZaMir Net zamanla büyüdü ve Balkanlar&#8217;ın en güçlü ve muhalif internet servis sağlayıcılarından biri oldu. ZaMir Net&#8217;i kapatmaya, ne &#8220;kasap&#8221; Miloşeviç&#8217;in ne de &#8220;kıyma makinesi&#8221; Franco Tudjman&#8217;ın gücü yetmişti&#8230; İnternet ve B92 gibi radyoların etrafında büyüyen muhalefet sayesinde, bir süre sonra, her iki lider de tarihin çöplüğüne gittiler&#8230;</p>
<p>Bir internet servis sağlayıcısı &#8220;müşterilerine&#8221; daha ne verebilir ki?</p>
<p>Not 3: <a href="http://gezegen.linux.org.tr/">Gezegen Linux</a>&#8216;dan şutlanmak üzere olduğumun farkındayım. Gelecek hafta söz, sadece açık yazılıma dair yazacağım :)&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/07/18/ne-mutlu-tresnjevac%e2%80%99liyim-diyene/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>La fetâ illa Ali, la seyfe illa Zulfikâr!</title>
		<link>http://www.burkinafasafiso.com/2005/07/11/la-feta-illa-ali-la-seyfe-illa-zulfikar/</link>
		<comments>http://www.burkinafasafiso.com/2005/07/11/la-feta-illa-ali-la-seyfe-illa-zulfikar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2005 21:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AliIsingor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://burkinafasafiso.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[ırak, hayat

Savaş zamanı Kuzey Irak’a girmek zor iştir. Hele hele bir de sınır kapısı kapatıldıysa&#8230; Önünüzde iki yol vardır: Ya size kendisinin “şerefli bir Türk subayı” olduğunu söyleyen ordudan kovulma bir “albay eskisi”ne 3.000 dolarınızı kaptırır, ya da sınırdan eşeklerle kaçak mazot ve “beyaz” geçiren “at hırsızı kılıklı” bir kaçakçı ile karşıya geçersiniz&#8230;
Ben ikinci yolu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/ırak">ırak</a>, <a rel="tag" href="http://del.icio.us/velista/hayat">hayat</a></div>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/kucuk%20kiz.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/kucuk%20kiz.jpg" /></a><br />
Savaş zamanı Kuzey Irak’a girmek zor iştir. Hele hele bir de sınır kapısı kapatıldıysa&#8230; Önünüzde iki yol vardır: Ya size kendisinin “şerefli bir Türk subayı” olduğunu söyleyen ordudan kovulma bir “albay eskisi”ne 3.000 dolarınızı kaptırır, ya da sınırdan eşeklerle kaçak mazot ve “beyaz” geçiren “at hırsızı kılıklı” bir kaçakçı ile karşıya geçersiniz&#8230;</p>
<p>Ben ikinci yolu tercih ettim. Bizim “at hırsızı”nın adı Kâzım olsun. Ya da İtalyan gazeteci arkadaşların taktığı ad ile söylemek gerekirse “Quasimodo”&#8230; Yüzünde çıkan şark çıbanı ve hafif kamburu ile Quasimodo’yu fazlasıyla andırıyordu bizim Kâzım. Özal öncesi günlerde bölgenin mûteber sigara kaçakçılarındanmış kendileri. Şimdilerdeyse “gündüz insan, gece hırt” olarak geçiriyor günlerini&#8230; Sıkı bir pazarlıktan sonra “kelle başı 400 dolar”a anlaştık. Cizre’den Şırnak’a geçilirken Kasrik Boğazı’nda arabalardan inilecek, geniş bir yay çizerek Çukurca ile Silopi arasında bir yerden karşıya geçilecek. Son dakikada çıkan bir pürüz yüzünden geçiremedi bizi karşıya Quasimodo&#8230;</p>
<p>Kaldık mı savaşın 12 kilometre ötesindeki Silopi’de? Neyse, “başka bir çaresi” bulundu ve geçtik Zaho’ya. Arkamızda sınırın açılmasını bekleyen 700 gazeteci bırakarak&#8230;</p>
<blockquote><p>Kural No 1:  Eğer gazeteciyseniz, bu gibi durumlarda “asla ve asla” nereye nasıl gideceğinizi kimseye söylemeyeceksiniz! Çünkü bazı haberler hızlı yayılır ve en yakınınız olarak gördüğünüz meslektaşınızın yaptığı teklif yüzünden “rakam” yükselir. Bu yüzden sadece dergiden “Feyzi Hoca”ya telefonda haberi verdim. Bir de “patron”un kızkardeşine: “Kendi başıma çıkamazsam, beni buradan çıkarın” diye&#8230;</p>
</blockquote>
<p>“Welcome to Kurdistan”<br />
Silopi’de “iyi görüntü veren” az sayıdaki yerlerden biri, son kontrol noktasından önceki trafik kilometre tabelasıdır. Yanlış anımsamıyorsam, &#8220;Habur 13- Zaho 20 kilometre&#8221; yazar. Televizyoncuysanız eğer, “Irak Sınırı’ndan bildiriyor” olmak için iyi bir yerdir.</p>
<p>Burada biz de fotoğraf çektirdiğimiz için, Habur’dan sonraki ünlü “Welcome to Kurdistan” tabelası önünde de bir görüntü almak istedik. Ya tabelayı “birileri” kaldırmış ya da biz atladık, bilmiyorum, tabelayı göremedik. Geçmişte birkaç kere kurşunlanan, panzerler tarafından ezilen ama sonra yerine yenisi konan tabela, belki de yeni bir saldırıya kurban gitmişti. Kimbilir?</p>
<p>Neyse Zaho’ya vardık. Oteller Silopi’den biraz daha ucuz, biraz daha kötü ve biraz daha “kısa” burada&#8230; Zaho’nun en iyi otelinin iki katını (Otel üç katlı) kapatan bir Amerikan televizyon kanalı yüzünden fiyatlar fırlamış. Çoğu yabancı gazetecinin yaptığını yapıp, bu “köy irisi” yerin eli yüzü düzgün evlerinden birini 400 dolara tuttuk.</p>
<p>Belki çok bilinen bir gerçeği tekrar etmek olacak ama hem Barzani hem de Talabani artık “devlet geleneğine sahip” iki aşiret lideri olmuşlar. Zaho’daki belediyecilik hizmetleri, sınırın öte yanındaki bir Cizre ya da Silopi’ye göre çok daha ileri. En azından çöpleri toplanıyor, içecek temiz suları var ve bir belediye başkanları var!</p>
<p>Pardon, “Ne yani, Cizre ilçesinin bir belediye başkanı yok mu diyorsun sen şimdi?” dediğinizi duyar gibiyim&#8230; Evet, yok! İşin garibi, dört yıldır yok! Türkiye’nin diğer tüm ilçelerinde olduğu gibi burada da yerel seçimler düzenlenmiş. Seçimi önce “devletin istemediği parti”nin kazandığı açıklanmış. Seçimde ikinci olduğu ilân edilen bölgenin en büyük korucubaşısı, sonuçlara itiraz etmiş. Karşılıklı yapılan itirazları inceleyen Yüksek Seçim Kurulu, başkanlığı önce korucubaşına, sonra da ilk kazanana vermiş. İlçede olaylar çıkıp da korucubaşı Cizre’yi basınca seçimler iptal edilmiş! “Devlet Baba”, hem korucubaşından hem de halktan korkunca, belediyenin yönetimini kaymakama vermiş ve sıyrılmış işin işinden&#8230;</p>
<p>Cizre’de doğumgünü partisi<br />
Silopi’de zaman yavaş geçer&#8230; Kediler uyuşuk, akrep ve yelkovan yavaş, sinekler ise tembeldir&#8230; Güneş bile saatlerdir aynı yerde asılı gibidir, zaman geçmez bilmez&#8230;</p>
<p>Sanırım Cizre’deki 17’inci günümüzdü. Sabah eşim aradı: “Doğumgünün kutlu olsun canım!” Doğumgünü mü? Irak sınırında? Allah Allah? Teknik bir arıza olmalı&#8230;</p>
<p>Akşama, Diyarbakır-Habur hattındaki tüm “İtalyan Basını Muhabirleri”nin Cizre’de Uluslararası Basın Merkezi’ne dönüştürülen Öğretmenler Evi’nde toplanması yönünde bir ortak karar alındığını öğrendik. Kararın gerekçesi ise bir süre sonra belli oldu. Tam İtalyanca bir gerekçe: “Akşama ortaklaşa spaghetti alla milanese yapılacak!”</p>
<p>Neyse, Cizre Öğretmenler Evi’ne gidildi ve yönetimine “cebren ve hile” ile el konuldu. Ayağının tozuyla Fildişi Sahilleri’ndeki savaştan gelen Bruno Crimi parmesan peynirini rendelerken, World Press Photo ödülünü üç kez kazanan Francesco Zizola domatesleri doğradı, Afganistan’da dört ay kalan Pietro Suber mantarı közledi, Rai Uno ise makarnayı karıştırdı&#8230; Garsonlar, 27 kişilik İtalyan gazeteci grubuna Spaghetti alla Milanese’yi servis etmek için masaya getirdikleri tencerenin kapağını açtığında, ortaya makarnaya saplanmış bir “şamdanlık mumu” çıkar!</p>
<p>Biraz garip ama &#8220;italo-curdo&#8221; usulü bir doğumgünü “pasta”sı oldu bu&#8230;</p>
<p>Zaho’nun ötesi<br />
Zaho’dan sonra daha ileri gidemedik. Çünkü Irak’a girdiğimiz gün, yedi İtalyan gazeteci birden Basra’da kayboldu! Asıl ilginç hikâye de tam burada başlıyor.</p>
<p>İtalyan gazeteciler sendikası <a href="http://www.fnsi.it/">FNSI</a>, “24 saat içinde” İtalya’nın tüm gazete, dergi, radyo ve televizyon kanallarına ulaşarak bölgedeki muhabirlerinin isim listesini ve uydu telefonlarını alır. Hemen ardından da teker teker bu gazeteciler aranarak, konumları ve sağlık durumları öğrenilir. Bu arada durumu uygun olanlardan da kibarca “24 saat içinde Irak’tan ayrılmaları” rica edilir. Birkaç gün önce İtalya’nın dört Iraklı diplomatı sınırdışı etmiş olmasından ötürü “korkulan”, Irak yönetiminin misilleme amacıyla İtalyan gazetecileri tutuklamaya başlamış olması ihtimalidir&#8230;</p>
<p>Sadece bizim uydu telefonumuz eski tip bir “INMARSAT” (küçük bir valiz büyüklüğünde olanlardan) olduğundan ve günün belirli saatleri açık tutulduğu  için bize (Ben ve Panorama’dan Bruno Crimi) ulaşmada zorluk çekilir. Gecenin ilerleyen bir saatinde uydu telefonumuzu çaldıran hanımefendi bize konumumuzu, bulunduğumuz oteli ve “savaş bölgesi sigorta numara”mızı sorar!</p>
<p>Bendeniz “zavallı ve afyonu patlamamış” bir Türk olduğumdan, önce soruyu algılayamadım. Sonra dank etti. İtalyan Gazeteciler Sendikası tüm basın kuruluşlarına çalışanlarını riskli bir bölgeye gönderdikleri zaman bir “özel sigorta” yapmalarını şart koşarmış&#8230; Bu sigorta, savaş bölgesindeki gazeteci ya da ailesine bir yaralanma ve ölüm halinde çok ciddi ödemeler yapılmasını sağlıyormuş! Bruno’ya sordum, “Ölümün halinde ne alacak seninkiler?” diye&#8230; Biraz düşündü, bazı hesaplar yaptı ve söyledi: “34 yıllık gazeteci ve şu maaşı aldığıma göre&#8230; Galiba emeklilik ikramiyemin biraz fazlası olması lazım. Yaklaşık 600-700 bin euro kadar!”</p>
<blockquote><p>Kural No 2: Bir daha bölgeye geldiğinde, anlaşmalı olduğun yabancı kuruluştan “Savaş Bölgesi Sigortası” yaptırıyorsun. Bu arada, Kürtlerin “Süreyya” adıyla çağırdığı Thuraya’dan bir tane alıyorsun!</p>
</blockquote>
<p>Yaşama verilen “değer”e ilişkin bir diğer ilginç anektod, Bruno Crimi’nin anlattığı, Amerikalıların Somali’de uyguladığı “tarife” üzerine olabilir:</p>
<p>Somali’de halktan büyük tepki gören Amerikalılar, ilişkileri yumuşatmak için yanlışlıkla öldürdükleri her keçi başına 100, her deve başına 300 doları hemen operasyondan sonra “cash” olarak ödüyorlarmış&#8230;  “Çocuklar için fiyat neydi?” diye soracak oldum. Bruno düşünmedi bile: “1.000 dolar!” Önce şaka yapıyor sandım. Çok ciddiydi&#8230;</p>
<p>Dikkat edilmesi gerekenler<br />
Kuzey Irak’ta dikkat etmeniz gereken şeyler var. Örneğin, bölgenin en leziz meyvası olan hurmaya “hurma” dememek gibi! Kuzey Irak’ta hurmaya aynen İran’daki gibi “temur” deniyor. Hurma kelimesi ise “kadın” anlamına geliyor. Kısacası, bir sokak satıcısından “hurma” isterseniz, sonuçları kimi zaman hoş olmayabiliyor&#8230;</p>
<p>Bir diğer dikkat etmeniz gereken konu ise kıyafetlerinizin rengi. Her renk bir siyasal hareketi temsil ediyor çünkü&#8230; Sarı giyinirseniz Barzani’ci, yeşil ve hâki giyinirseniz Talabani’ci, elbiseniz kahverengi ise İslamcı, mavi renk ise Türkmen’siniz demektir!</p>
<p>Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu, bölgeye girerken üzerinize aldığınız Amerikan dolarlarının “sadece ve sadece” 1996 serisi olması gerektiği! Saddam’ın 1997’den itibaren sahte kalıplarla Merkez Bankası’nın darphanesinde dolar basıyor olması, dolar bozmak istediğiniz dövizcinin hemen paranın üzerindeki basım yılına bakmasına yol açıyor! “İyi de kardeşim, ben bankadan aldım bu parayı, 2002’de basılmışsa ne olacak?” demeyin. 1996 yılında basılan dolarlar en az yüzde 10 daha değerli!</p>
<p>Pazaryerini vuran füze<br />
Güneydoğu’ya yolu sık düşenler bilirler, şehirlerin dışına çıktığınızda gökyüzü elinizle tutacakmışsınız gibi yakındır. Üzerinize sanki yıldız tozlarının döküldüğünü hissedersiniz. Yine böyle bir günün gecesinde Cizre ile Silopi arasında ilerlerken gökyüzünden bir grup Tomahawk füzesinin geçişini izledik.</p>
<p>Hayatımda ilk kez “seyir füzeleri”ni görüyordum. İlginç bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Çok değil, 300-400 metre yüksekten uçan ve garip bir “kağıt yırtılması” sesi çıkaran ölüm makineleri&#8230; İster istemez insanın aklına bir düşünce takılıyor: “Birkaç dakika sonra kimler ölecek? Nereyi vuracak?”</p>
<p>Bağdat’ta pazaryerinin vurulduğu günün sabahıydı. Otelimize döndük ve yattık. Ertesi sabah Bağdat’ta “yanlışlıkla” pazaryerini vuran Amerikan füzesinin haberi patladı. Bir telaş hâli&#8230; Önceki gece görmüş olduğunuz füzelerin görüntüsü bir an için beyninizi yalayıp geçiyor tekrar&#8230; “Acaba?” diyorsunuz, “Onlardan biri miydi?” Böyle bir olasılığı düşünmüş olmak bile rahatsız edici. Bir an için insanlıktan uzaklaştığınızı hissediyorsunuz&#8230;</p>
<p>İki gün sonra Deniz Baykal’ın demecini okuyoruz gazetelerden: “Bağdat’taki pazaryerini vuran füze, Türk hava sahasını kullanan Tomahawk’lardan biriydi!”</p>
<p>Füze icad oldu, mertlik tam bozuldu!<br />
Zaho’da ve Kürtlerde hâkim olan hava, bu savaşın adil olmayan bir savaş olması. Bir de “caş”lık duygusu var, yani “ülkesine hainlik” etmiş olmak çekincesi var&#8230; Saddam’a kızgınlar ama Barzani’ye de 1996’da Saddam ile ittifak yaptığı için kızıyorlar&#8230; Araplardan hoşlanmıyorlar ama ya karısı ya da eniştesi bir Arap&#8230; Barzani’yi Türkiye’ye “posta attığı” için seviyorlar ama dost meclislerinde onu “Caşhayati” (hayatı boyunca birilerine ihanet eden) diye çağırıyorlar&#8230;</p>
<p>Bir yandan kendi dillerini konuşacakları, kendi renklerini, kendi bayraklarını sallandıracakları bir vatana kavuşacakları için sevinirken; öte yandan Irak halkına “ihanet etmiş olmak” duygusu rahatsız ediyor onları&#8230;</p>
<p><a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/saddam.jpg"><img border="0" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/saddam.jpg" /></a></p>
<p>Hâsılı, karmaşık duygular içinde Kürtler. Ama içten içe Amerikalılara da kızıyorlar. Peşmergesinden basit köylüsüne bölgedeki tüm Kürtlerin gözünde bölgedeki “Amerikan Özel Kuvvetleri”; uzakta patlayan topun gürültüsünden korkan, Iraklıların önüne peşmergeyi süren, düşmanı ile göz mesafesinde çarpışmaktansa füze ile bombalamayı tercih eden bir “korkak sürüsü”&#8230; En çok da başlarının üzerinden geçen füzeler rahatsız ediyor onları&#8230;</p>
<p>Zaho’da, otelin lobisinde bölgede net bir şekilde izlenen bir Türk televizyon kanalına bakıyoruz. Haberlerde “pazaryeri”nin mahşeri görüntüleri var.</p>
<p>Ağzımdan istemsizce dökülüyor sözler: “La fetâ illâ Ali, La seyfe illa Zulfikâr&#8230;”</p>
<p>Yaşlı adam sessizce onaylıyor&#8230;</p>
<div>Ali Işıngör / Cizre-Silopi-Zaho<br />
2003 yılı, Nisan başı</div>
<p>Not 1: Pazar akşamını pazartesiye bağlayan bu saatlerde tembellik yapma hakkımı kullanıp, eski ama en sevdiğim yazılarımdan birini buraya koyayım dedim. Yaklaşık iki yıl kadar önce, savaşı izlemek için Irak&#8217;a geçtiğimde yazdığım bu makale, ertesi ay çalıştığım dergide yayınlanmıştı. Bölgeye, eskiden birlikte birçok konuda birlikte çalıştığım, İtalyan Panorama dergisinden gazeteci dostum Bruno Crimi ile gitmiştim.</p>
<p>Not 2: İki yıl önce, henüz savaşın başındayken ve koalisyon güçleri Irak&#8217;ı işgal etmeden önce yazdığım bu yazı, o günden bu yana, aslında hiçbir şey değişmediğini düşündürüyor. Sanki Zaho&#8217;ya bugün tekrar gitsem, otelin lobisinde televizyon izleyen o ihtiyarı tekrar bulacağım gibi bir his var içimde.</p>
<p>Not 3: “La fetâ illa Ali, la seyfe illa Zulfikâr”: Ali’den başka yiğit, Zülfikâr’dan başka kılıç yoktur! (Alevi/Şii deyişi)</p>
<p>Not 4: Sabah işte fırsat bulursam, dünkü <a href="http://www.blogkardesligi.com/">Blog Kardeşliği</a> toplantısını ve bana düşündürdüklerini yazacağım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.burkinafasafiso.com/2005/07/11/la-feta-illa-ali-la-seyfe-illa-zulfikar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
