Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • Diğer maceralar
  • İletişim

Kelebeğin Rüyası

2 Mayıs 2009

zombihaci

Çinli bilge Chuangtze şöyle der;

“Bir kere rüyamda kelebek olduğumu gördüm. Şimdi artık rüyasında kelebek olduğunu gören Chuangtze’miyim yoksa rüyasında Chuangtze olduğunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum.”

Şimdiki sorum sizi şaşırtabilir.

Peki, ya siz gerçekten siz olduğunuza emin misiniz? Gördüğünüz bir rüyadan ibaret olmadığınızın bir garantisi var mı?

Ya aslında hepimiz, zombilerin hüküm sürdüğü bir dünyanın rüyasıysak? Biraz dikkatli düşününce siz de göreceksiniz. Chuangtze’nin rüyasında kelebek olduğunu görmesi ile kelebeğin rüyasında Chuangtze olduğunu görmesi olasılıkları arasında hiçbir fark yok. İkisi de olası…

Zombistan‘ın İstila Güncesi size de çok tanıdık gelecek…

Salı, 28 Nisan 2009
Polis, içinde zombilerin barındığı tespit edilen bir eve operasyon düzenledi. Büyük başarıyla tamamlanan operasyon sonucu bir zombi itlaf edilirken, iki memur ve sokaktan geçen birkaç vatandaş şehadet mertebesine erdi.

Salı, 27 Nisan 2009

“Yaşayan ölü” virüsü taşıdığı şüphesiyle havaalanında müşahade altına alınan turistin, aslında domuz gribine yakalanmış olduğu anlaşıldı. Görevliler, söz konusu şahıstan özür dileyerek, kendisini resmi bir araçla Sultanahmet’e bıraktı. Sağlık Bakanı, “Domuz gribi ülkemiz için tehdit değil, örf ve adetlerimiz buna engeldir” dedi.

Pazartesi, 27 Nisan 2009

“Zombilerin Gerçek Kökeni” isimli kitap, H. Yahya imzasıyla çıktı ve dünyanın dört bir yanındaki akademisyenlere gönderildi. Kitapta, maymunlarda hiç zombi vakasına rastlanmadığı halde insanların “yaşayan ölü” virüsü kapabilmesi, “evrim safsatasını çürüten bir ilahî işaret” olarak anlatılıyor.

Perşembe, 23 Nisan 2009

Bazı belediyelerin, itlaf sonrası zombi leşli toplatma ihalesinde usulsüzlük yaptığı iddia edildi. Deniz Baykal, “Küçük bir sokak için milyon dolarlık masraf gösteren var! Böyle bir şey düşünülebilir mi?” dedi. RTE, “Bunlar hayatında zombi görmemiş” şeklinde yanıt verip, zombilerin ‘geri-gömülme’ işlemini dini vecibelere uygun yapmaktaki hassasiyetin altını çizdi.

Pazartesi, 20 Nisan 2009

Emre Kongar, zombi salgınıyla mücadelede hükümetin sınıfta kaldığını; çağ dışı anlayışların bu tür problemler karşısında iflas ettiğini söyledi. Mehmet Barlas ise, dünyada artık sınırların kalktığını, Türkiye’nin bu sorunu liberal bir anlayışla ve darbelere davetiye çıkarmadan çözmesi gerektiğini dile getirdi.

Cumartesi, 18 Nisan 2009

Çocukları zombi salgınından korumak için, Sağlık Bakanlığı ülke genelinde aşı kampanyası başlattı. “Yaşayan ölü olmaktan korkma, geciken diri olmaktan kork” sloganıyla yürütülen kampanyaya, tarikatlar, cemaatler ve fikir önderleri de destek veriyor.

zombikim

Son zamanlarda Türkiye’de çıkan en kaliteli yerli çizgiroman albümü Zombistan çıktı!

Dileyene kasvetli, dileyene cinnetli kapakla! Kaçırmayın!

Yorumlar
2 yorum var
Kategori
Kültür, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Ken Parker “yolu yarıladı”…

10 Ocak 2007

Evim güzel evim
Fi tarihinde sizlere memleketin sayısı giderek azalan "fight-club"larından birinin sahibi olan Murat Mıhcıoğlu ve Rodeo Yayıncılık’tan bahsetmiştim hatırlarsanız. Hatta bir ara çizgi roman kahramanlarının da yüzüne çizgilerin yerleşmesinden dem vurarak "Biz mi yaşlanıyoruz yoksa çizgi roman kahramanları mı?" diye sormuştum…

Görünüş o ki, belki herkes değil ama en azından bir sıra dışı nesil olarak bizler yaşlanıyoruz… Artık pek kimsenin yüzüne bakmadığı çizgi roman kahramanlarımızı da yanımıza alıp, güzel beyaz atlara binerek uzaklaşacağız bir süre sonra bu dünyadan.

70′li yıllarda doğanların "Alaska" adıyla müptelası olduğumuz ve Rodeo tarafından muhteşem bir kaliteyle yayınlanan Ken Parker da bizler gibi "yolu yarılamışa" benziyor… Hem gerçek hem de mecazi anlamıyla yolun yarısında…

59 maceralık yolun 30′uncusunda yani şu an piyasada olan sayıda, Ken Parker’ı bu kez ailesiyle görüyoruz. “Evim, Güzel Evim” adlı bu macerada, Ken baba ocağına dönüyor; biz de ailesiyle ve çocukluk arkadaşlarıyla tanışma fırsatı buluyoruz. Sekiz yıllık bir aradan sonra "eve dönen" Ken Parker, 30. macerası ile bir de güzel sürpriz yapıyor bizlere: sessiz sinemanın ünlü Laurel-Hardy ikilisi ile Vahşi Batı’da karşılaşıyoruz!

Rodeo’dan çıkmış Ken Parker ve Dylan Dog serilerine ait kitapların tekrar-dağıtımları da devam ediyor: Rodeo Çizgi Roman Pakedi #4 kanalıyla, Ken Parker dizisinden 6 farklı kitap dağıtılmış durumda. İki kitap ve bir de özel kitap ayracından oluşan 10 YTL’lik bu paketleri sakın kaçırmayın! :)

Yorumlar
5 yorum var
Kategori
Hayat, Kültür, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

İnsan niye yaşar?

23 Temmuz 2006
çizgi roman, hayat

Dylan Dog ve Ken Parker birlikte!

Türkiye’de en zor işlerden biri, herhalde çizgi roman yayıncılığıdır… Yılların "namlı" korsan yayıncılarının "Türkiye’de çizgi roman benden sorulur" havalarında kasım kasım gezindiği bu âlemde; işini düzgün yapan, teliflerini tıkır tıkır ödeyen, borca harca girmek pahasına bile olsa en iyi kâğıtla çıkmak için didinen, çevirilere titizlenen, az konuşup çok iş yapan yayıncılar da vardır.

Bu ikinci sınıfa giren yayıncılar içinde, benim için Murat Mıhcıoğlu ve Hakan Şaşmaz ikilisinin yeri ayrıdır… Yıllardır büyük bir inatla Rodeo Yayıncılık aracılığıyla hayatımızı şenlendiren bu adamlar, tüm olumsuz koşullara rağmen bir Strip gibi çizgi roman kültürü dergisi, Dylan Dog ve Ken Parker gibi muhteşem yayınları çıkarmaya devam ediyorlar. Üstelik titiz bir çeviriyle ve güzel bir kâğıda basarak, borçlanarak, bu yayınları sadece 2.000-2.500 kişinin satın alacağını bilmelerine rağmen…

Murat Mıhcıoğlu ve Hakan Şaşmaz gibilerini yakından tanıdıkça, hep kendime şu soruyu sorarım: "İnsan ne için yaşar?" Tamam biliyoruz, Linus abimiz buna "Just for Fun" diyerek cevap veriyor. İlginçtir, Fellini’nin de şöyle bir sözü var: "Engelleri ve paradoksları gülerek karşılarsak, bunlar bizi öldürmez. Ancak sıkıntı bizi öldürebilir. Sıkıntı ise ne mutlu ki çizgi romanların uzak tuttuğu bir şeydir."

Murat ve Hakan’ın her yanıyla sıkıcı olan bu dünyada, çoğumuzun yapmaya cesaret edemediği bir şekilde yaşadıklarını düşünüyorum. Onlar bu şekilde yaşarken eğlencelerine de bizi ortak ediyorlar. Bu nedenle de onlara, 1980′li yılların Gırgır dergisini çıkaran (bunun ne demek olduğunu ancak o günleri yaşayanlar bilir) ekip için hissettiğim kadar büyük bir saygı duyuyorum…

Rodeo’cular pek çoğumuzun sahil kasabalarına dadandığı bugünlerde "can sıkıntısını" bizden uzak tutacak bir paket hazırlamış. Üç ayrı Dylan Dog ve Ken Parker macerasından oluşan bir Yaz Pakedi çıkartıp, 10 lira gibi çok avantajlı bir fiyata stoklarını tüketmeye karar vermişler!

"Artık çizgi roman okuyacak kadar vakit bulamıyorum" diyorsanız, sürdürdüğünüz hayatı bir gözden geçirin derim…

Sıkıntı insanı öldürebilir. Çizgi roman ise bizi ölümden uzak tutar…

Yorumlar
12 yorum var
Kategori
Kültür, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Uzun Tüfek aşkına!

5 Temmuz 2006
çizgi roman

Ken Parker

- Al… Önünde uzun bir yol var… Oğlunu korumak için buna ihtiyacın olacak…

- Hayatım boyunca tüfek elimden düşmedi ama yine de halkım yok oldu, karım işkenceyle öldü… Eğer oğlum yaşayacaksa mücadele etmenin başka bir yolunu bulmalı. Elveda Uzun Tüfek!

- Elveda dostum… Bunun başka yolu yok… Henüz yok…

Ken Parker’ın ilk macerası “Uzun Tüfek” bu sözlerle biter. Ken yani kızılderililerin ona taktığı isimle “Uzun Tüfek”, silahını “vahşi” beyazlarla savaşan Kızılderili şefi Mandan’a uzatır. Mandan tüfeği almaz ve kar fırtınasının içinde kaybolur…

Yarın (perşembe) piyasaya çıkacak olan “Kızılderili” isimli macerada Ken Parker tekrar Mandan ile karşılaşıyor. Mandan eline tekrar silahı almıştır, çünkü başka çaresi kalmadığına, insanlarını beyazların vahşetinden sadece tüfeğiyle kurtarabileceğine inanmaktadır…

Bu karşılaşmada ne mi olacak?

Merak edenler, Uzun Tüfek aşkına, yarın gazete bayilerinin önünde kamp kursun, bu güzelim macerayı kaçırmasın…

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (9 oy, ortalama: 4.33 / 5) Loading ... Loading ...
Yorumlar
5 yorum var
Kategori
Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Tema değişikliği

24 Mart 2006
blogger

Ken_Parker_Tapejara
Sitede basit bir tema değişikliği. Panik yok, Burkina Fasa Fiso 2.0 sürümüne daha çok var :)…

Bu arada evet, kendimce bir Ken Parker teması yapmış durumdayım. Derslerimden geri kaldığım için koca bir dolap dolusu Teks’i imha eden anacığımın bile sevdiği, yakmaya kıyamadığı bir kahramandı Ken Parker :)…

Ken Parker yalnız bir kovboy, Edgar Allen Poe okuyan bir silahşor, Karl Marx’ı anlamaya çalışan bir grev işçisi, "altına hücum" döneminde bir anti-kahraman, kızılderililerin yanında bir Amerikalı, idam cezasına karşı çıkan bir insan hakları savunucusu, Marilyn Monroe’nun (Norma) sevgilisi, adaletsizliklerin karşısında ise bir Komiser Cemil’dir.

Ken Parker’ı hâlâ okumayanlardan mısınız yoksa?

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy, ortalama: 4.00 / 5) Loading ... Loading ...
Yorumlar
11 yorum var
Kategori
Blogger, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Ken Parker neden sevilir?

30 Eylül 2005
hayat, kedi, ken parker


Yarın işe gitmeyeceğim. Saat dokuz gibi uyanıp, sevgili eşimi (Özlem) uyandırma işini Van kedimize bırakacağım. Kedi ile uyandırma işi şöyle oluyor. Eşinize o uykudayken “Canım benim, güzel aşkım” gibi sözler söyleyip, dudağına küçük bir öpücük konduruyorsunuz.

İşin bundan sonrası çok kolay. Aşırı derecede kıskanç olan “erkek kedi” yattığı köşeden fırlayıp sizi birebir taklit edip, Özlem’i dudaklarından koklamaya başlıyor… Özlem kediyi itiyor ama o sırada kedi bana karşı bir taktik mücadele verdiğinden “tam saha pres” uygulayarak yeniden Özlem’i koklamaya, suratını yalamaya başlıyor… “Nıyeeeaaahh” şeklinde sıkıntılı bir haykırışla uyanan Özlem bana “Ali ne yapacağız biz bununla?” diyerek üzüntülü gözlerle bana bakacak. O sırada henüz uykulu olduğundan, benim kediye fırlattığım hain gülümsemeyi yakalayamayacak.

Sıra kedinin karşı atağındadır artık… Özlem artık uyanmış ama yataktan kalkmak istememektedir. Lanet olası hayvan, kadın ruhundan benden daha çok anladığından, başı ile pikeyi kaldırarak içeri doğru bir hamle yapar. Artık yatağın içinde Özlem’in omuzuna başını yaslayarak ona sarılan ve ısıtan kedi; 20 desibellik hafif bir fısıltı ile ona en güzel Miles Davis şarkılarını mırıldamaktadır artık…

Ken Parker’ın “Kentucky“sinden bir tane de bana vereydin ne olurdu yarabbim?

Hayır işin kötüsü, “eşek herif”in rekabet işini iyice abartarak beni 24 saat markaja alması! Nasıl mı? Hemen anlatayım. Yorganın ayak ucundan girerek kimseye sezdirmeden içeri sızmada artık kitap yazacak kadar ustalaşan kedinin aramıza yerleştikten sonra yaptığı ilk iş, dört ayağını Özlem’e sırtını ise bana dayayarak “gerinmek”! Bu taktikle 81 kiloluk bendenizi Özlem’den 10 santim kadar uzaklaştırdıktan sonra, sevgili eşime sarılıyor!

Karım ve beyaz tüylü o şey arasındaki yasak ilişki, artık beraber Penguen dergisi okumaya kadar ilerlemiş durumda! Kedi Özlem’in kucağına oturuyor ve tüm karikatürlere bakıncaya kadar Özlem’in sayfayı çevirmesine izin vermiyor.
- Bitirdin mi oğlum sayfayı?
- Mıırrr…

Eşek herifin iyi de bir mizah zevki var. Özellikle Selçuk Erdem’in sayfasına ve oradaki hayvan resimlerine bayılıyor. Evde yaptıklarını nasıl anlatsam ki? Kapıları açmak, lambaları açıp kapatmak gibi “ekstraları” yetmezmiş gibi, benim favori içeceğim limonlu Freşa’ya da sulanmış durumda! Veteriner efendi “abartmamak şartıyla arada sırada içebilir” fetvasını verdiğinden beri, buzdolabındaki Freşalar daha hızlı tükenmeye başladı!

Evet, kesinlikle bir “Kentucky” edinmeliyim! Barutu ağızdan doldurulan, vurduğunu kısa yoldan ulu manituya kavuşturan bir Kentucky! Evet, evet! Bu iyi bir fikir!

Seni seviyorum Ken Parker!

Yorumlar
6 yorum var
Kategori
Hayat, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Quack!

8 Ağustos 2005
çizgi roman, ken parker

sayfa 2

sayfa 3

Ivo Milazzo ve Giancarlo Berardi, Donald Duck’a 70′inci doğumgünü için özel bir hediye verdiler. Macerada Ken Parker ve “uzun tüfek” olmazsa olmazdı elbet…

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Yüzbaşı Tommiks bir karavanacı mı?

4 Ağustos 2005
kültür, tarih, çizgi roman, ken parker

Havadaki sineği bile vuran Vahşi Batı’nın ünlü silahşorları ne kadar gerçek? Yüzbaşı Tommiks, Çelik Blek ve Red Kit’in kullandığı efsane silahların “atış testleri”, başka şeyler söylüyor..

“At, avrat, pusat (silah) satılmaz.” Kırk yılı aşkın bir süredir Asya steplerinde maceradan maceraya koşan çizgi roman kahramanı Karaoğlan’ın ağzından duymaya alıştığımız bu eski Türk deyişi, klasik western çizgi romanın temel formüllerinden birini de açıklamaktadır.

Nitekim, bizim Karaoğlan’ın karşılığı onlarda Yüzbaşı Tommiks’tir. Kulver Kalesi’nin Suzi’ye “yanık” komutanı Tommiks, atı Napolyon ve elindeki 45’likler ile kötülere Vahşi Batı’yı dar eder!

Tommiks’in favori silahı, iki adet 45’lik Colt marka tabancadır. Bu tabancalar, rancerlerin resmi silahı olmasının yanında, dönemin en yaygın altıpatları olarak bilinir. Kahramanımız, rancer yıldızının da sorumluluğuyla, suçluları elinden ya da silahından vurmakta son derece başarılıdır.

Kendisi pek sık kullanmasa da, Yüzbaşı Tommiks’in serüvenlerinde görülen diğer silahlara örnek olarak Derringer ve Winchester’ı sayabiliriz. Boyutları nedeniyle kolay saklanabilen Derringer marka tabancalar, hilekâr kumarbazların ceket kollarından veya şapkalarından ani olarak çıkar. Sık sık güzel bayanların çantalarında da saklanan Derringer’lar, kahramanlarımıza tehlikeli sürprizler yaşatır…

Ferrari mi hızlı, Teks mi?
Yüzbaşı Tommiks gibi rancer olan Teks Willer da, maceralarında ordunun kendisine verdiği 45’lik Colt’u kullanmakta. Üstelik, Tommiks gibi rakibini canlı yakalayıp mahkemelere teslim etmek gibi saplantıları da olmayan rancerimiz, adaleti kendi sağlamaktan kaçınmaz. Hal böyle olunca, kahramanımızın kurşunlarına hedef olan insanların sayısı, Claudio Palieri’nin Türkçe’ye de çevrilen kitabı “Gece Kartalı Teks Willer”a konu olacak kadar yüksektir: “Teks, daha birinci sayıda 38, 2. sayıda 33 ve 3. sayıda da biri sansürlenmiş olmak üzere 36 rakibini öldürür. Sayılabilen ölülerinin sayısı ise 2.047 kişidir. Düşünsenize, Ferrari bile, böyle bir anda sıfırdan yüze fırlayamazdı herhalde!”

Peki, kovboyların kullandığı silahlar gerçekten bu kadar etkili ve isabetli miydi?

45’lik Colt’ların performansına ilişkin ilginç bir istatistiği, FBI’nın kriminoloji laboratuvarından edinmek mümkün. 1870 yapımı 45’lik Colt, her altı atışta ara verilerek tekrar doldurulmasına rağmen, 15’inci atıştan sonra namlusu şişiyor ve tutukluk yapmaya başlıyor! Başka bir deyişle, Teks, Kızılderililer ile giriştiği her 1,5 dakikalık çatışma sonrasında, 5 dakika kadar ara vermek zorundaydı!

Çelik Blek’in efsanevi “çakaralmaz”ı
Amerika’nın bağımsızlığı için “Kırmızı Urbalı” İngiliz askerleri ile savaşan Çelik Blek’in yaşadığı dönemse, seri atışlı tabanca ve tüfeklerin imalatından öncelere (18. yüzyılın üçüncü çeyreği) denk gelmekte.

Kahramanımız “Kırmızı Ceketliler”i ve yandaşlarını bilek gücüyle tepelemeyi tercih etse de, sık sık Fransız ve İngiliz imalatı ağızdan dolma, çakmaklı silahları (piştov) kullanır. Yayınlandığı dönem ülkemizde çok sevilen Kaptan Swing de kılıcı yeterli gelmediği anlarda, dönemin piştovlarını kullanan bir diğer çizgi roman karakteridir. Hem Çelik Blek hem de Kaptan Swing, İngilizleri piştovları ile perişan etmişlerdi!

Peki, gerçek böyle miydi? Amerika’nın İngilizlerden bağımsızlıklarını kazanmalarından 23 yıl sonra, dönemin piştovları ile yapılan bir atış testinin sonuçlarına sahibiz.

1805 yılında, sonradan Bavyera tüfek fabrikasını kuracak olan Alman Generali Manson, Topçu Albay Monfort’u dönemin çakmaklı piştovlarını denemekle görevlendirir. 4.443 atışın yapıldığı bu testin tarihi kayıtları, bize ilginç bilgiler veriyor.

Bu denemenin istatistikleri, 159 çakmaktaşının kullanıldığını gösteriyor, demek ki her taşla 28 atış yapılmış. Haznedeki barut, mühimmatı ateşleyemeden 277 kere yanmış; bu da demek oluyor ki, her 16 atıştan birinde tüfek düzgün ateşlenememişti! Test sırasında gerçekleşen aksilikler bu kadarla da sınırlı değil… Tarihi kayıtlara göre, 4.443 atışın 799’unda, yani her altı atıştan birinde, çakmaktaşı haznedeki barutu bile ateşleyemeden tam tutukluk yapmıştı! Adı üstünde, devir “çakaralmaz”ların devridir!

Her 100 atıştan 85’i karavana!
Çelik Blek’i İngilizler ile savaşırken bekleyen bir diğer sorun, 18. yüzyılın ikinci yarısına ait piştovların sık sık bakım ve parça değişikliği gerektirmesiydi. Her şeyden önce, namlunun her 60-65 atışta bir iyice temizlenmesi gerekiyordu ki, bu işlem 10-15 dakika sürüyordu.

Bağımsızlık Savaşı sırasında İngilizlere karşı Fransa’dan destek alan Amerikalıların başını, “Kırmızı Ceketliler”den çok, kendi silahlarının mühimmat ve yedek parça sorunu ağrıtmıştı. Ağızdan dolmalı piştovlar, sık sık bozulan, narin silahlardır. Nitekim, Napolyon çağındaki cephanelik verileri bunu açıkça söylüyor… 1800’lerin başında, her 1.000 piştov için depoda 4 çakmak seti, 10 yeni namlu, 20 kasatura, 20 barut haznesi, 30 tetik, 30 pim, 80 tüfek kabzası, 100 çene pimi, 150 horoz bulunduruluyordu!

O çağın silahlarının ne kadar isabetli olduğu hakkında Prusya ve Hannover’da 1829’da yapılan denemeler var. Hannover’daki test, Yüzbaşı Tommiks’ten sonra Çelik Blek efsanesini de yıkıyor.

Hannover’daki testte çakmaklı tüfeklerin yüzde 15’i, çeşitli sebepler yüzünden ateş almayı başaramamıştı. Tutukluk yapma, heyecan, barut koyma hataları ve duman da göz önüne alındığında; 100 çakmaklı tüfeklik bir salvonun, 90 metre mesafedeki 100 düşmandan sadece 15’ini vurabildiğini ortaya çıkarmıştı!

Piştovlardan çıkan merminin başlangıç hızı saniyede 300 metreydi ve toplu haldeki düşman birliklerine 180 metreden açılan salvo ateş, ancak bazılarını yaralıyordu. Hedeften sapma oranları da muazzamdı. 1800’lerde Fransa’da ünlü tabanca yapımcısı Piccard, 150 metre uzaklıktaki bir hedefe ayakta ateş ederek istatistiksel çalışmalar yaptı. Sonuçlar şaşırtıcıydı: Dönemin piştovları, hedefe dikey düzlemde 75 cm. ve yatay düzlemde ise, ortalama 60 cm’lik bir sapma ile ateş ediyorlardı!

Kızılderililerin asla sahip olmadığı silah: Winchester
Vahşi Batı’nın en acımasız kovboyu Teks’in 45’lik Colt’u kullanmakta gösterdiği beceri, onun Winchester marka tüfeği için de geçerlidir. Winchester için bir şey daha söylemek zorundayız. Hemen hemen tüm Western çizgi romanlarında yer alan bu tüfek, Vahşi Batı’yı fetheden silah olarak da anılıyor. Seri atışlı bu tüfekler, Kızılderililerin sürülüp yok edilmelerinde son derece etkili olmuştur…

İlginç bir başka nokta da, Teks gibi bazı çizgi romanlarda yerlilerin de sıkça ve bolca Winchester ve Henry gibi tüfekleri kullanırken görülmesidir. Bu durum, bir dönemin Western filmlerinde de görülür. Gerçek ise bambaşkadır… Kızılderililer, 1700’lerin sonunda kıtadan çekilen İngilizlerden ve Fransızlardan elde ettikleri eski model “çakaralmaz”lar dışında bir silaha sahip olamamışlardı! 1876 yılında Little Big Horn’da Amerikan ordusunun bozgununa kadar, Winchester gibi modeller yerliler için hep uzak ve erişilmesi güç silahlar oldu. Başka bir deyişle, posta kervanını çeviren ve etrafında tüfeklerle ateş ederek at koşturan Kızılderililer de bir Holywood efsanesi!

Ken Parker ve “Uzun Tüfek”
Konu, western çizgi romanı ve silah olunca Ken Parker’a iki nedenle değinmek durumunda kalırız. Birincisi, tabanca taşımayan karakterimizin, zaman zaman kullandığı tüfeğin ağızdan dolma bir “Kentucky” olmasıdır. Ardı ardına seri atışlar yapabilen tüfeklerin hakim olduğu bir dünyada, sadece tek atış yapabilen bir tüfek, başlangıçta okurlara garip gelmişti…

Maceralar ilerledikçe, Ken ile çakaralmazı arasında (yazar Berardi’nin çok iyi vurguladığı) farklı bir duygusal bağ oluştuğunu düşünmeye başlarsınız. Ken Parker, sadece Kentucky tüfeği ile değil, marjinal yapısıyla da içinde bulunduğu çağa direnmektedir.

Ken Parker’a değinmemizin ikinci nedeni, öykülerinde resimlenen silahların çeşitliliği ve tarihsel gerçekliğidir. Burada yaratıcı çizer Ivo Milazzo’nun hakkını teslim etmek gerekir. Çizerimiz, öykünün geçtiği mekânlar, kostümler ve silahlar gibi önemli birçok ayrıntıyı verebilmek için ciddi bir ön çalışma yapmaktadır. Öykülerde Amerikan ordusunun popüler tüfeklerinden Spencer, Springfield, Sharp gibi modelleri, hatta Amerikan tarihini etkilemiş olan makineli Gatling’leri fark edebilirsiniz.

Bizden bir örnek ise, Yalçın Didman’ın yazıp çizdiği “Eksi Seksen Derece” adlı öykü: 1906 model pompalı bir Winchester tüfek, sanatçı tarafından ayrıntılarıyla resimlenmiştir. İlginç bir tesadüfse, yakında kitap olarak da yayınlanacak bu maceranın konusunun, Focus dergisinin Mart 1999 sayısında anlatılan bir öyküden yola çıkılarak çizilmiş olması!

Not 1: Hakan Şaşmaz ve Ali Işıngör’ün birlikte hazırladığı bu dosya, Focus dergisinin Şubat 2005 sayısında yayınlandı. Dosyada adı geçen silahları, kahramanlarımızın ellerinde gösteren kareler ile pek çok teknik detaya burada yer veremedim. Yazının asıl güzel kısmı bence oradaydı ama sağlık olsun, bu seferlik de böyle idare edin :)…

Not 2: Çizgi roman okuyun… Çizgi roman okuyun… Çizgi roman okuyun… Nedenini burada açıkladım.

Not 3: Bugünlerde siteye daha az yazı yazmamın nedenini hemen söyleyeyim. İlk kitabımı yazıyorum! Tarih sevenleri çok ama çok şaşırtacak bir kitap olacak :)…

Yorumlar
4 yorum var
Kategori
Kültür, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

« Previous Entries

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Yazı takvimi

Temmuz 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« May    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Sık sık gezdiklerim

  • - Moleschino -
  • Evet Sigorta

Son Yorumlar

  • sibel on Kelebeğin Rüyası
  • kulak brun boğaz on Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • forex on Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Pardusman on Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
  • Hakan on Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (13)
  • Özgür yazılım (95)
  • Blogger (31)
  • Coğrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • Fotoğraf (11)
  • Hayat (60)
  • Kültür (53)
  • Politika (26)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)
  • Tekir (1)

Arşiv

  • Mayıs 2009 (2)
  • Nisan 2009 (1)
  • Ocak 2009 (1)
  • Şubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • Ağustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Şubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • Ağustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Şubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • Ağustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
  • Kelebeğin Rüyası
  • İşletim sistemlerinin evrimi
  • Bir uçak mı, hayır kuş!
  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox