Pardus 2007: Bir ayın bilançosu (2)

22 01 2007

Pardus... Özgürlük İçin...

18 Aralık günü çıkan Pardus 2007′nin kullanıcıları ile ilk buluşmasının ardından yaklaşık bir ay geçti. Bu bir ay zarfında, olan bitene dair ama özellikle de Pardus’un o çok merak edilen "Kaç kişi tarafından indirildi?" gibi sorulara ilk cevap, sevgili Meren’den geldi.

Meren’in yazdıklarını çok anlamlı buluyorum. Sadece bu işin başından beri içinde bulunan geliştiricilerden biri değil, bir süre önce aramızdan ayrılıp Amerika’ya yerleşmiş olmasından da ötürü son derece önemli onun yazdıkları… Pardus projesine hem dışardan hem de içerden bakma yetisine sahip birisi olarak, geldiğimiz noktaya ilişkin dönem dönem ilginç notlar düşüyor tarihe…

Meren’in başlattığı bu "tarihe not düşme" işine bir de ben katkıda bulunayım dedim ve ortaya aşağıdaki notlar çıktı.

(…)

Pardus 2007, 18 Aralık’tan bu yana olan bir aylık süreçte, sadece kendi sunucularımızdan 80.000‘den fazla kez indirildi. İlk 24 saatlik yoğunluğun ardından devreye giren Linux Kullanıcıları Derneği, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve diğer katkıcılarımızın sağladığı sunucular da hesaba katıldığında, bu rakamın daha da artacağı kesin. Benim kişisel tahminim, bu rakamın 120 binler civarına rahatlıkla yükselebileceği yönünde… Bu rakam, Pardus 1.0′ın ilk ayında 25 bin, 60′ıncı günün sonundaysa 40 binlerdeydi.

Pardus 2007′nin sadece İnternet değil, yazılı basın ayağında da büyük bir atağa geçtiğini Meren söylemişti zaten… Pardus’un çıktığı ay içerisinde CHIP dergisi 55.000, PC Magazine 30.000, PC Net dergisi ise 35.000 Pardus’u dergi eki olarak okurlarına dağıttı; PC Magazine dergisi Pardus’a ek olarak, DVD eki içerisinde 5 adet tam sürüm Pardus oyununu da kullanıcılarına hediye etti. Son olarak Elektrik Mühendisleri Odası-EMO da üyelerine 10.000 adet Pardus CD’si dağıtacağını açıkladı.

Bu süreçte geniş katılımlı bir basın lansmanı düzenledik ve "internet siteleri hariç" yazılı-görsel basında Pardus’a ilişkin 60-70 kadar haber/inceleme çıktı. Bir önceki dönemde en yüksek aylık rakam 18-20 civarında dolaşıyordu…

Meren’in söylemediği başka güzellikler de var elbette. Bu haberlerin bazılarını şimdiden "çıtlatalım" sizlere:

İki farklı aylık PC dergisi, şubat ayında tüm Pardus deposunu (Yaklaşık 4 GB) okurlarına dağıtmaya hazırlanıyor. Bu dergilerden biri sayfalarını "tamamen" Pardus’a ayırırken (Pardus Özel Sayısı), öbür dergi bu aydan itibaren sürekli yer vereceği Pardus sayfalarını başlatıyor! Kısacası, "gümbür gümbür" geliyoruz :)…

Bu arada Blog Kardeşliği ile birlikte sürdürülen Pardus banner/buton kampanyasına da muazzam bir katılım oldu. "Özgürlük İçin" çağrımıza destek veren 700 kadar blog (Bu blogların 400+ kadarının listesine Burkina Fasa Fiso’daki kampanya sayfasından ulaşabilirsiniz) buton ve bannerlarımız ile bize yer verdi. Bu kampanya sayesinde daha önce hayatında Pardus’u duymamış kitlelere sesimizi ulaştırmış olmak gibi çok önemli, Pardus.org.tr’nin ziyaretçi sayısının 3 kat artırmış olmak gibi de bazı tâli hedeflere ulaştık.

"Özgürlük İçin…" sloganına destek veren sitelerin profiline bakıldığında, karşımıza çok ilginç bir tablonun çıktığını söyleyebiliriz:

Pardus’a destek veren siteler içinde kendini "Ulusalcı", "İslamcı", "Liberal", "Sosyal Demokrat", "Merkez" ve hatta "Devrimci" olarak nitelendiren birey ve yapıların yer alması; Pardus’un politikalar üstü bir algıya kavuştuğunu göstermesi açısından son derece sevindirici. Benzer bir şekilde, bu kampanyaya destek veren blogların içerik profilleri de birbirinden son derece farklıydı: Aralarında teknolojik gelişmeleri günü gününe takip eden Geek’ler, ev kadınları, köy okulları, yazılım şirketleri, reklam ajansları, yatılı ilköğretim okulları, arkeologlar, doktorlar, warez siteleri, sendikalar, futbolcular hatta ve hatta ornitologlar (kuş gözlemcileri) bile var!

Bunu neye yormak lazım bilmiyorum. Linux’un yavaş yavaş Türkiye’de kabuğunu kırmaya başladığına mı?

(…)

Pardus’a verilen en anlamlı desteklerden biri, bir açık kaynak kodlu yazılım olan Wordpress’ten geldi. Wordpress Türkiye ekibi, 2.0.5 sürümünden itibaren tüm Türkçe Wordpress yönetim panellerinin altına Pardus logosunu yerleştirmeye başladı. Eh, bizim de ellerimiz boş durmuyor elbet, her yeni Pardus 2007 kurulumu ile Firefox’un yer imlerine Wordpress Türkiye’nin sitesi yerleşiyor :)…

Wordpress paneli

Sağolasın Wordpress!



Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü?

19 01 2007

Fotograf: Gokhan Tan /Atlas
Muhtemelen biliyorsunuz, doktorasını "sanat tarihi" alanında yapan (!) ve isminin önünde "Mimar Dr." takısını sürekli kullanan Sayın Dr. Kadir Topbaş, bir süre önce şöyle bir demeç vermişti: "Şişhane’de bir duvar kalıntısı var, bu sur tarihi mi, korunması gerekir mi değil mi, öğrenme noktasındayız…"

Sayın Kadir Topbaş, sanat tarihi doktorası sırasında Galata’yı çevreleyen surları atlamış olabilir elbette… Ya da tıpkı metro kazısına başlamadan önce zemin etüdünü ve yer üstü varlıkların tespitini unuttuğu gibi, bunu da unutmuş olabilir! Halbuki herhangi bir kitapçıya girip, Doğan Kuban’ın ya da İstanbul üzerine yazılmış herhangi bir arkeolojik/ turistik kitabı alıp bir kere okuması yeterliydi… Bilmediği ve okumadığı için, Galata surlarından kalan bu sur ile 1302 tarihinde inşa edilen ve üzerinde hâlâ o günkü Cenevizli ailelerin armasını taşıyan Yanık Kapı’yı yıkmayı ya da yerinden söküp başka bir yere taşımayı düşünebiliyor!

Geçtiğimiz hafta mesaimin büyük bir kısmı, Rai Uno haber koordinatörü Paolo Di Giannantonio ve Atlas dergisinden Gökhan Tan ile birlikte, İstanbul’un en müptezel iş hanlarının aralarında hatta bazıları apartman boşluklarında hapsolan Ceneviz surlarını aramakla geçti… Bazen bir çaycının "abi gel ben sana bir şey göstereyim" deyip, bir hanın yedinci katından aşağı baktırmasıyla, bazen de bir metruk apartmanın çatısına çıktığımızda karşımıza çıktı bu surlar. Hatta bir şey söyleyeyim mi size, Galata Kulesi gibi en az 5 kule daha var Karaköy’ün karanlık kuytularında! Bunlardan iki tanesi beş katlı apartman yüksekliğinde!

Hepsini çektik ve ortaya 8 dakikalık çok güzel bir "yarı belgesel - yarı haber" çıktı. Şu dakikalarda seslendirmesi Roma’da yapılıyor. Eğer seslendirmeler yetişirse, bugün (Cuma) Türkiye saatiyle 24′de, Rai Uno’nun gece haber bandında yayına girecek. İstanbul tarihiyle ilgili olanlar, Digitürk ya da uydu aracılığıyla izleyebilecekleri bu yayını kaçırmasınlar derim. Çünkü en azından İtalya’da ortalık karışacak.

Moleschino yazar ve okurları için bu konuyu ve İstanbul’daki metro kazısına ilişkin bazı bilinmeyenleri anlatan güzel bir yazıysa, hafta sonu yayında olur. Anlayacağınız gibi çok doluyum, çok!

 

Fotoğraf: Gökhan Tan / Atlas



Ken Parker “yolu yarıladı”…

10 01 2007

Evim güzel evim
Fi tarihinde sizlere memleketin sayısı giderek azalan "fight-club"larından birinin sahibi olan Murat Mıhcıoğlu ve Rodeo Yayıncılık’tan bahsetmiştim hatırlarsanız. Hatta bir ara çizgi roman kahramanlarının da yüzüne çizgilerin yerleşmesinden dem vurarak "Biz mi yaşlanıyoruz yoksa çizgi roman kahramanları mı?" diye sormuştum

Görünüş o ki, belki herkes değil ama en azından bir sıra dışı nesil olarak bizler yaşlanıyoruz… Artık pek kimsenin yüzüne bakmadığı çizgi roman kahramanlarımızı da yanımıza alıp, güzel beyaz atlara binerek uzaklaşacağız bir süre sonra bu dünyadan.

70′li yıllarda doğanların "Alaska" adıyla müptelası olduğumuz ve Rodeo tarafından muhteşem bir kaliteyle yayınlanan Ken Parker da bizler gibi "yolu yarılamışa" benziyor… Hem gerçek hem de mecazi anlamıyla yolun yarısında…

59 maceralık yolun 30′uncusunda yani şu an piyasada olan sayıda, Ken Parker’ı bu kez ailesiyle görüyoruz. “Evim, Güzel Evim” adlı bu macerada, Ken baba ocağına dönüyor; biz de ailesiyle ve çocukluk arkadaşlarıyla tanışma fırsatı buluyoruz. Sekiz yıllık bir aradan sonra "eve dönen" Ken Parker, 30. macerası ile bir de güzel sürpriz yapıyor bizlere: sessiz sinemanın ünlü Laurel-Hardy ikilisi ile Vahşi Batı’da karşılaşıyoruz!

Rodeo’dan çıkmış Ken Parker ve Dylan Dog serilerine ait kitapların tekrar-dağıtımları da devam ediyor: Rodeo Çizgi Roman Pakedi #4 kanalıyla, Ken Parker dizisinden 6 farklı kitap dağıtılmış durumda. İki kitap ve bir de özel kitap ayracından oluşan 10 YTL’lik bu paketleri sakın kaçırmayın! :)



Varan 3: PC Magazine’den Tremulous, Warsow ve diğerleri…

8 01 2007

Trapper

Amerika’nın tayfunları ve selleriyle ünlü güzide tatil merkezlerinden (New Orleans) bildiren geliştiricimiz A. Murat Eren, Pardus oyun depolarında bulunan Tremulous için çok hoş bir yazı yazmış. Yazısına koyduğu ekran görüntüsünde gözüken frag rakamlarından Tremulous’da dövecek adam aradığı belli olan Meren’in sözü üzerine söz söyleyecek halimiz yok elbette… Onun yazısında en sevdiğim bölümü aşağı alıntılıyorum:

"Tremulous gerçekten çok başarılı bir oyun. Açık kaynak kodlu yazılım anlayışının gücünü gösteren bir yaratıcılığın ve birlikte çalışmanın ürünü olduğu için de ayrıca seviyorum. Bu noktada Quake II ve III’ün oyun motorunun kaynak kodunu açan ve Nexuiz, Tremulous, Warsow gibi oyunların ortaya çıkmasını sağlayan ID Software’in ileri görüşlülüğünü ve cesaretini tebrik etmek gerekiyor. ID Software’in böyle bir şeyi sadece ortada kendi oyun motorlarını kullanan bir sürü oyun olsun, insanlar coşup eğlensin diye yapmadığını biliyordum fakat fazla oyun oynayan birisi olmadığım için ID Software’in bu işten ne kazandığını anlayabilmek için biraz araştırmam gerekti. Yazılan-çizilenlerden gördüm ki özetle ‘Return to Castle Wolfenstein’ın, oynayanlar tarafından çok daha beğenilen ‘Wolfenstein: Enemy Territory’ye, Quake II’nin kendisinden onlarca kat daha iyi olan Quake III’e dönüşmesi ve ID Software’in şirket olarak değerini ikiye katlaması gibi bir geri dönüşü olmuş bu kararın. Her neyse. Benim asıl bahsetmek istediğim şey, her gün en az 20 dakikamı sömüren Tremulous…"

Baricade

 

Tremulous’un son olarak PlanetQuake‘de okurların oylarıyla en iyi GPL Quake oyunu seçildiğini belirtelim. Quake III kaynak kodlarının daha da geliştirilmesiyle elde edilen bir oyun motorunu kullanan Tremulous, birbirinden çok farklı yapıların (insan/böcek) savaşını son derece ilginç bir oyun zekâsıyla harmanlıyor.

Quake oyun motorunun GPL yani Genel Kamu lisansı ile dağıtılıyor olması, bir zamanlar Unreal oyun motorunun arkasına düşen ID Software’i yeniden ayağa kaldırdı. Hatta kaldırmak ne kelime, John Carmack servetine servet katmaya devam etti ve Quake motoru mükemmelleşerek rakibinden çok daha az sistem kaynağına ihtiyaç duymaya başladı… Yanılmıyorsam bir aralar, Quake turnuvalarında birinci olanlara garajındaki Ferrarileri hediye ediyordu Carmack :)!

Quake motorunun hızlı gelişiminin ardında yatan sır, elbette açık yazılım dünyasının Quake II ve III motorlarına yaptıkları katkılarda saklıydı. Carmack, Genel Kamu Lisansı’nın çok iyi bir "iş modeli" yarattığının farkına varmıştı. Üstelik bu lisans modelinin küçük firmalara rekabet gücü sağlarken, en çarpıcı fikirlere de fırsat tanıyordu. Quake oyun motorunun GPL ile dağıtılması her iki tarafın da işine yaradı: Carmack yeni ürünlerini geliştirirken sayısız geliştiricinin katkısına sahip oluyor, ürününü rakibinden daha hızlı pazara sunuyor ve küçük firmalar üzerinden ciddi paralar kazanıyordu; küçük firmalarsa oyun başına 350.000 dolar, her yeni platform için ekstra 50.000 dolar ve oyunun gelirinden yüzde 3 pay vermek yerine, kendi geliştirdikleri Quake motoru üzerinde oyun tasarlayarak var olmayı başarıyorlar. Üstelik Doom3 motorunu oyun endüstrisinin "büyük abilerine" ciddi rakamlara satmaya devam eden John Carmack’a muazzam bir geliştirici desteğini de sağlayarak!

Nitekim bugün ortalıkta üç resmi Quake oyun motoru sürümünden çok daha fazla "Quake motoru" var: Darkplaces, Qfusion, Tenebrae, Telejano, Twilight bunların sadece birkaçı…

Eskiden "Linux ortamında oynanacak güzel oyun yok ki!" serzenişlerini sık sık duyardık. Görünüş o ki, bu tablo inanılmaz bir hızla değişiyor. Nitekim, bu durumun yavaş yavaş aylık PC dergileri de farkına varmaya başladılar. Örneğin, bu ay Pardus 2007 Kurulum CD’sini okurlarına hediye eden bir diğer dergi olan PC Magazine dergisi, DVD içersine de Pardus oyun deposunda yer alan beş "tam sürüm" oyunu attı…

Pardus 2007 kurulumunun üzerine "tatlı niyetine" Tremulous, Warsow, Nexuis, Warzone 2010 ve Ufo: Alien Invasion’ı oynamak isteyenlere önemle duyurulur!

 PC Magazine kapak



Pardus neden “Anadol STC”dir?

3 01 2007

Anadol "Sport Touring Car"
Sevgili Erkan Tekman, Erhan Ekici’nin son blog girdisine kıvrak bilek hareketleriyle son derece zekice bir cevap vermişe benziyor.

"Kıvrak bilek hareketleriyle" çünkü Anadol STC 16′nın öyküsünü benim gibi bilmeyenleri "ters köşeye" yatırmayı başardı… Anadol’un Reliant-Ogle imzasını taşıdığını bilen pek çokları için Anadol, düpedüz bir İngiliz tasarımıydı ve Erkan’ın işbu itirazı daha ilk teşbihde çökmüşe benziyordu! 

İşin "zekice" kısmı da tam burada başlıyor. Çünkü Erkan’ın sözünü ettiği araç, Anadol STC 16… Başlangıcı, gelişimi ve sonuçlarıyla Anadol STC, Cumhuriyet tarihinin en ilginç Ar-Ge çalışmalarından biridir. Benim "metin okumama" göre Pardus’un bugünü, geleceği ve önünde duran tehlikelere dair bazı ipuçlarını da veren bir hikâyesi varmış Anadol STC’nin…

Bu ilginç hikâyeyi anlatalım o halde:

1960′ların sonlarındayız… O günlerde Türkiye’nin ilk seri üretim bantına sahip olan Anadol’u üreten Otosan, o zamanki teknolojik partner olan İngiliz Reliant’ın desteği olmaksızın, çift kapılı bir spor araba tasarlamaya ve üretmeye karar verir. Hedef, bu aracın Türk mühendisliği ve tasarımına dayanmasıdır. Koç ailesinden Erdoğan Gönül’ün bastırmasıyla, Belçika Kraliyet Akademisi’ni bitirip yüksek resim mastırı yapan ve Fransa, İngiltere ile İtalya’da çeşitli araba firmalarına tasarımlar yapan "harika çocuk" Eralp Noyan Türkiye’ye getirtilir.

Eralp Noyan’ın çizdiği ilk çizgiler yönetimde revizyonlara uğrar ve bu süreç Eralp Noyan’ın projeyi bırakması ile sonuçlanır. Yerine İngiliz tasarımcı Carl Orsen getirilir. Carl Orsen, Eralp Noyan’ın çizimlerinden yola çıkıp, koca burunlu, Jaguar bozması denemelerin arkasından işi bırakmak zorunda kalır. Ardından Hyundai firmasını Hyundai yapan efsane tasarımcı Crosswhite göreve getirilir. Crosswhite ilk çizimleri görünce: "Bu adamı bulun, hemen işi bitirsin!" der…

Tekrar Otosan’a dönen Noyan, STC 16′nın ilk tasarımlarını altı ayda elden geçirir ve maket üzerindeki düzeltmeler tamamlanınca gerçek model ortaya çıkar. Ortaya çıkan araç, bugün için bile pek çok araba için güçlü sayılabilecek 1600 CC’lik motora sahip, iki kişilik, uzun burunlu, agresif görünümlü, ralli tipi deri direksiyonlu, 200 kilometre kadranlı (Yıl 1971, dikkatinizi çekerim! A.I.) Anadol STC’dir. Nitekim, halk arasında STC’nin açılımı "Süper Türk Canavarı"na dönüştürülür :)…

Anadol STC (Sport Touring Car) 16′nın mühendislik çalışmalarını Ekber Onuk, Bernar Nahum, Jan Nahum, Günay Atuk, Kadri Nişel, Necdet Oral, Zeki Diker‘den oluşan efsane bir ekip yürütmüştü. Tasarım sürecinde yaşanan aksamalara ve diğer Anadol’lardan farklı bir şasi ve motora sahip olmasına karşın 11 ay gibi kısa bir sürede ilk prototip hazır hale getirilir.

Her neyse, bu efsane ekibin 176 adet ürettiği bu araç, her ne kadar 1970′lerin Türkiye’sinde "spor araba" satmaya kalkışmak gibi ticari açıdan yanlış bir öngörüyle yola çıkmış olduysa da, Türk otomotiv sektörüne en çok katkıda bulunan proje oldu. O projeden elde edilen birikimle Türkiye’nin ilk ulusal askeri aracı Böcek’in (bu araç geleceğin SUV‘larının atası sayılır) üretimi, Mazda’yı Mazda yapan Wenkel Motor’un Türkiye’de geliştirilmesi ile döneminin en gelişmiş özelliklerine sahip olan ve Ford grubunun "hükümet düzeyinde" baskı uygulayarak  üretimini engellediği "Çağdaş" prototipi bu dönemde ortaya çıkar.

 Anadol Bocek 202 adet üretildi

(…)

Peki, Anadol STC 16′yı yaratan "efsane ekip"e ne oldu? Hemen anlatalım.

Eralp Noyan, Bursa Motor Sanat Okulu’nu bitirdikten sonra dünyanın en iyi arabalarının üretildiği İtalya’ya gitmeyi kafasına doyan deli dolu bir gençtir. Napoli’den edindiği bir kız arkadaş sayesinde İtalya’ya geçer. Mühendis kariyerini saklamak zorunda kalarak, 20 yaşında Ferrari fabrikasında hademelik yaparak profesyonellik kariyerine ilk adımını atar. Belçika Kraliyet Akademisi’ni bitirdikten sonra Avrupa’nın otomotiv devleri tarafından keşfedilir. Anadol STC macerasından sonra aynı ekipten Ekber Onuk ile çalışmaya ve Türk Deniz Kuvvetleri için hücumbot tasarlamaya devam ediyor.

Ekber Onuk, sınıfında dünyanın en gelişmiş hücumbotları kabul edilen Kaan MRTP’lerin üretildiği Yonca-Onuk Tersaneleri’nin sahibi bugün. Kompozit malzemeden üretilen ve Stealth özellikli bu botlar, yarı-aktif değişken geometrili yapıya sahip. Dünyada çok az ordunun sahip olduğu bu teknoloji, Ekber Onuk’un oğlu Kaan Onuk tarafından geliştirilmişti. Kaan Onuk, Türkiye’ye dönüşünden kısa bir süre sonra esrarını hâlâ koruyan bir trafik kazasında öldü. Onun yarattığı Stealth teknolojisi bugün MRTP sınıfı hücumbotlarda kullanılıyor.

Bernar Nahum, Anadol’un Türkiye’de üretilmesini sağlayan cesur girişimcilerdendi. Otosan sonrasında Beko’yu kurdu. Beko’nun "BE"si onun adından gelmektedir :).

Jan Nahum, Tofaş’ı bir montaj fabrikası olmaktan çıkaran ve özgün tasarımlı araçlar üreterek FIAT grubunun tüm dünyadaki en büyük ikinci fabrikası kılan CEO’dur. Tofaş’ın ardından İtalyan FIAT Grubu’nda patronluğa kadar yükselen Nahum, Petrol Ofisi FMS takımı ile GP2′de ilk yılında birincilik kazanan bir Formula takımının da patronu oldu.

Ekibin geri kalanı Otosan’dan sonra Ford, FIAT ve Toyota gibi Türkiye’de üretim yapmaya karar veren devlerin üretim bandını kurulmasına yardımcı olacaktı. Anadol, sonraları pek çoklarının üzüntüyle itiraf edeceği üzere, Türkiye’nin bir otomotiv devi olma yolunda kaçırdığı en büyük fırsat olacaktı. Anadol ile yılda 42 bin araç üretilip özgün tasarımların yapıldığı sırada, ortada ne bir Honda ne de bir Hyundai vardır…

(…)

Şimdi gelelim, "kıssadan hisse" kısmına…

1) Pardus’un başarısı ya da başarısızlığını bugün "cetvelle" değil; belki de 15-20 yıl sonra, bu projede yer alan isimlerin ilerde imza atacağı çok daha büyük çaplı işlerle ölçmemiz gerekeceğini düşünüyorum. Pardus’un asıl başarısı, gelecekte bir A. Murat Eren, Barış Metin, Görkem Çetin ya da Çağlar Onur’un kişisel kariyerleriyle doğru orantılı olacak.

2) Pardus’un "ticari başarısı", bilgisayarına Pardus yükleyen son kullanıcı sayısından çok, etrafında oluşturacağı ve çözüm odaklı iş modellerinde saklı olacak. Olası bir "başarı ya da başarısızlık" sadece Pardus’un değil, Türkiye’deki tüm "açık kaynak"a dayanan iş modellerinin "başarısı ya da başarısızlığı" olacak. Kimse kendini kandırmasın…

3) Pardus, tüm "günahı ve sevaplarıyla", Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük ve en uzun soluklu açık kaynak kodlu yazılım projesi. Bu deneyim, Türkiye’de bir açık yazılım ekibinin ilk defa bu çapta kaynak yönetimi, iş geliştirme, pr ve basınla ilişkiler gibi süreçlerle tanışmasını sağladı.

4) Ve bence en önemli "kıssadan hisse": Geçmişte otomotiv sektörünün kaçırdığı trene benzer bir fırsat, bugün Pardus ile Türk bilişim sektörü oyuncularının önünde duruyor. Açık yazılım bugün bir felsefeden çok, gelecek vaat eden ve dünya devleriyle rekabet etmeyi sağlayabilecek bir "iş modeli".

 

Sözü İskender Aruoba’nın satırlarıyla bitirelim:

"Soichiro Honda 1906′da doğdu; fakirdi. Çocukluğundan itibaren, bisiklet ve otomobil tamirciliği yaptı. İlk otomobilini -iki kişilik bir spor otomobil- 1963′te yaptı; ama asıl Honda adını duyuran ‘Civic’ 1972′de yapıldı. Chung Ju-Yung 1915′te doğdu. O da fakirdi, o da tamirci idi. 1968′de Ford ile lisans anlaşması yaparak, Kore’de Ford Cortina üretti; işi öğrendi ve 1974′te, Guigiaro’ya Hyundai Pony’yi çizdirdi ve üretmeye başladı. Vehbi Koç, bu iki ‘Uzakdoğu Henry Ford’undan’ daha büyüktü. 1901 Temmuz’unda doğdu. Varlıklı idi. Bakkallık ile başlayan esnaflık hayatını, ticaret üstüne kurdu. Otomobili seviyordu, 1966′da üretti; ama otomobilci değildi! Otomobilin ‘özgürlük’ sattığını anlayamadı…"

Bakalım, Pardus’un da aslında "özgürlük sattığını" kimler anlayacak?

[ratings]



Varan 2: Chip dergisi Pardus CD’si!

2 01 2007

Chip Dergisi Pardus 2007 CD'si
Kısa bir süre önce, Pardus’a dair pek çok güzel haberimizin olacağını söylemiştik hatırlarsanız… İlk güzel haberimiz, Chip dergisinden…

Ocak sayısında Pardus 2007 CD’sini veren Chip dergisinin içinde, Pardus’un genel özellikleri ve kurulum sürecini anlatan çok hoş bir dosya da mevcut. Pardus geliştiricilerinden Koray Löker tarafından hazırlanan yazı, "Linux’u kuramadım" diyenlerin derdine derman olacak :)…

Chip dergisiyle işbirliğimiz, önümüzdeki dönemde daha da artacağa, yeni boyutlara taşınacağa benziyor. Şubat ayından itibaren Chip dergisi içinde görmeye başlayacağınız "Pardus Bölümü" bu güzel haberlerin sadece ilki olacak.

Diğer güzel haberleri de artık yarın paylaşalım sizlerle…