“İran’ı sevmek için 41 neden” ve Moleschino…

Son zamanlarda inanılmaz bir tempo içindeyim, bunda hem işlerin yoğunluğu hem de aynı anda pek çok iş ve uğraşı bir arada götürme inadım rol oynuyor. Bu nedenle de Burkina Fasa Fiso‘ya bir zamanlar harcadığım zamanın beşte birini bile artık ayıramıyorum.
Neyse ki hayatımın bir başka köşesinde Moleschino var ve oraya bu daha sık yazıyorum. Moleschino, hem birbirinden farklı ilgi alanlarına sahip yazarlarının fikir zenginliği, hem de son derece renkli okur yorumlarına (Geçenlerde birisi peygamberliğini ilan ederek bizi kendi dinine çağırdı) sahne olmasından ötürü, o ortamda yazmak çok daha keyifli.
Son yazdığım yazının düzeltmelerini yaparken, ansızın Burkina’da uzun zamandır hikâye anlatmadığımın farkına vardım. Belki de bu yüzden eskisi kadar sevmiyor, bir kenarda yetim bir şekilde bekletiyorum Burkina’yı…
İyisi mi, Moleschino’dan ödünç bir hikâye ile bir geri dönüş yapalım eski göz ağrımıza… Bu alıntının yapıldığı yazının ilk kısmına buradan, ikinci kısmınaysa şuradan ulaşabilirsiniz.
Karabük’te kol gibi demirler düzeliyor, bu site de düzelecek elbet…
(…)
42) Hoseyniye Emini (Hüseyin’e emanet): Bir varmışlı bir yokmuşlu zaman kiplerinde, Ahmet Han adında biri, İran’ın en zengin beylerbeylerindenmiş. İşte o zamanlardan birinde, İran şahı Tebriz’deki yazlık sarayından Rey kentine dönerken, yolu her yanı bakımlı, köylüleri zengin mi zengin bir köyden geçmiş. Yanındaki vezire sormuş:
"Bu kimin köyüdür böyle?"
Vezir, "Beylerinizden Ahmet Han’ındır" demiş.
Neyse, bir sonraki mola yerine doğru yola koyulmuşlar. Birkaç saat kadar gittikten sonra başka bir bol çeşmeli, zengin bir köyde durmuşlar. Şah yine soracak olmuş:
"Peki, bu köy kimindir?"
Vezir çekinerek yine aynı cevabı vermiş: "Beylerinizden Ahmet Han’ındır."
Yol boyunca hangi zengin, müreffeh köyde duracak olsalar o köyün Ahmet Han’ın (İsmini hatırlayamadığım için uydurdum-A.I.) olduğunu, biraz canı sıkılarak ama çokca da kıskançlıkla öğrenmiş İran Şahı. En sonunda dayanamayıp, patlamış:
"Kimmiş bu Ahmet Han! Götürün bakalım beni onun evine!"
Şah’ı Kazvin kentinin içinde, muhteşem bir konağa götürmüşler. Köşkte tek bir cam olmamasına rağmen, içerde yüzlerce renkli gölge dolaşıyormuş. Pencereler, eşi görülmedik bir şekilde güneşte parıldıyor, içeriye seyredeni sarhoş eden çeşitli ışık oyunlarını bırakıyormuş. Meğerse Ahmet Han, tüm konağın vitraylarını cam yerine Karagöz-Hacivat figürlerinin de yapıldığı gergedan derisinden yarı şeffaf/renklendirilmiş süslemelerle kaplamış! Bütün bir konak, tavanını süsleyen aynalarla birlikte bir masal sandığını andırıyormuş…
Şah, kendi sarayından bile güzel olan bu konağı ve sahibini çok kıskanmış… Konağa "usulünce" el koymak için Ahmet Han’a herkesin duyacağı bir şekilde seslenmiş:
- Ahmet Han, çok güzel bir saray yapmışsın! Burası "şahlara layık" bir yer olmuş!
Ahmet Han’dan ses çıkmamış.
- Ahmet Han! Sana diyorum! Bir "şaheser" olmuş burası!
Ahmet Han yine duymamazlığa gelmiş. Şah hiddetlenmiş:
- Ahmet Han! "Şahane" bir konak olmuş burası. Çok güzel!
Ahmet Han başını yerden yavaşça kaldırmış, kimsenin beklemediği bir cevabı yapıştırmış:
- Sahibi daha da güzel!
İran şahı çok hiddetlenmiş kendisini küçümser gibi konuşulmasından. Korumalarının elleri Ahmet Han’ın boynunu oracıkta almak için kılınçlarının kabzalarına uzanırken, öfkeyle haykırmış şah:
- Demek öyle seni densiz! Kimmiş sahibi bakalım buranın!
- Hazreti Hüseyin‘dir efendim!
Konağını o dakika Hz. Hüseyin’e vakfeden Ahmet Han, böylelikle hem evini hem de boynunu kurtarmış… Bugün, halkın "Hoseyniye Emini" yani "Hüseyin’e emanet" dediği bu konak, İran’ın "ulusal hazine"lerinden biri ilan edilmiş durumda. Camlaşıncaya kadar inceltilen ve renklendirilen gergedan derisiyle kaplı bu konağın eşsiz vitrayları, insana dev bir Karagöz-Hacivat sahnesinin içinde olduğunu düşündürür…
[ratings]
Fotoğraf: Flickr (Horizon)
If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.



Burkina’da yayınlanan fotoğrafların neden Gezegen Pardus’un güzelim yapısını “haşat ettiğini” birisi bana anlatabilirse sevinirim.
Ali
:(