470 macerası (2. Bölüm):
Ship Ahoy!
22
09
2006
Görkem Çetin, Gürer Özen ve bendeniz, bir süre önce hikâyesini yine burada anlattığımız teknelerimize nihayet kavuştuk! Haramidere’deki bir atölyeden kamyonetle bu iki tekneyi nasıl getirdiğimizi anlatmadan önce, şu 470 neymiş onu bir anlatalım…

470, adını kendi uzunluğundan alan olimpik sınıf bir yelkenlidir. İlk olarak 1963′te ünlü Fransız deniz adamı/gemi inşaa mühendisi André Cornu tarafından tasarlanan bu tekne, dünyanın en başarılı centerboard formlarından biri olarak kabul edilir.
4 metre 70 santim boyuyla o kadar dengeli bir tasarımdır ki bu, çoğu modern yelkenlinin de kalkış noktası olmuştur. Sadece 120 kiloluk bir ağırlığa sahip olmasına karşın, 25 metrekareyi aşan (balon ile) yelken alanı ile sizi kelimenin tam anlamıyla uçurabilir! Bir anda 20 Knot‘lık hızlara ulaşmak ve sudan iki metre yukarda trapeze kalkmak (teknenin yanından dışarı doğru uzanarak dengeyi kurmaya yönelik, son derece keyifli bir olay) kesinlikle sürpriz olmaz…
Öte yandan, yelkencilikten anlayan bir baba-oğulun da fazla zorlanmadan kullanabileceği bir teknedir 470. Zaten André Cornu’nun bu tekneyi tasarlarken amacı da, tam olarak budur. 1910 yılında doğan Cornu, oğluyla birlikte kullanabileceği, hızlı, atletik ve eğlenceli bir tekneyi tasarlamayı hedeflemişti. Gerçekten de 470, hem durgun sulu göllerde hem de kıyılarda esen şiddetli havalarda kullanabileceğiniz, farklı havalarda farklı keyifler sunan, sıradışı bir teknedir. Rüzgâra hükmetmeyi bilmeyenlerin ise kesinlikle "uzak durması" gereken bir tehlikeli alettir!
470, iç hacim itibariyle de bir pirat ya da 420 kadar rahatsız edici de değildir. Devrildiğinde kolay kolay batmaz ve suda tekneyi çevirerek eski haline getirmek de çok zor değildir. Bir 470 ile "kafa dinlemek" için Adalar’a doğru yelken basabilir, iyice uzmanlaştıktan sonra kıyıdan kıyıya seyretmek ve sert havalara dikkat etmek kaydıyla daha uzun mesafeleri de katedebilirsiniz…
Ha, bu arada çok da pahalı bir tekne değildir. Bu aralar üçümüze (Ben, Gürer ve Görkem) sağdan soldan yöneltilen "Abi, duydum ki bir yat almışsınız, nereden buldunuz bu kadar parayı?" türünden sorular arttığından, hemen bir açıklama getirelim:
Teknemiz adı üstünde bir 470′tir ve bir balıkçı sandalıyla aynı boyda olan bu teknenin hammaddesi, apartmanlardaki su depolarında da kullanılan fiberglass olduğundan, son derece ucuzdur. Birinci el fiyatı ne kadardır bilemeyeceğim ama eğer bizim gibi nerede arayacağınızı biliyor ve biraz da "şanslı"ysanız, çiçek gibi bir ikinci elini bizim gibi 650 liraya düşürmeniz de mümkün!
Evet, yatımızı pardon "470"imizi 650 liraya aldık! Bir başka deyişle, kişi başına tam 216 lira! Ayıptır söylemesi, abim Cüneyt Işıngör’ü de kandırıp, hazır bulmuşken ikincisini de satın aldık! Ve tüm bunlar bir tonluk fiber su deposundan ucuza geldi :)…
Şimdi sıra teknelere direk bulmakta…
Yakında bu dünyada dikili bir de "direğimiz" olacak. Gerisini de o gün anlatırız artık.
Not: Eskiden Karayipler’de, ufukta bir tekne göründüğünde, direğe çıkan korsan "Ship Ahoy!" yani "Ufukta bir tekne!" diye bağırarak arkadaşlarına haber verirmiş. Bizimki de biraz o hesap: Ufukta teknemiz görünmeye başladı… :)
Categories : Hayat, Kültür, Özgür yazılım











Son Yorumlar