Pardus’a Osmanlıca
karakter seti desteği!

11 08 2006

 Fatih
Aziz Nesin’in unutulmaz başyapıtı "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz", nüfus kâğıdı olmadığı için başına olmadık işler açılan Yaşar’ın maceralarını anlatır. Devlet bürokrasisine karşı yeryüzünde yazılmış en başarılı yergilerden biri olan bu güzel oyun, Kafka’nın "Dava"sından ya da George Orwell’in "Hayvan Çiftliği"nden çok daha çarpıcıdır. Neden mi? Çünkü fazlasıyla "sahici" ve "tanıdık"tır da ondan!

Nitekim, kitabın arka kapağından kahramanımız "Yaşar Yaşamaz" biz sadık okurlara şöyle teşekkür eder:

"… Ünümün bu kadar yaygınlaşmasına, beni bu kadar sevmenize ilk zamanlar akıl erdiremiyordum ama şimdi biliyorum artık… Nasıl hepimizde bir parça Don Kişot’luk varsa, demek ki biraz Yaşar Yaşamaz’lık da varmış… Başıma gelenler yabancınız olsaydı, sever miydiniz beni, arar mıydınız?"

(…)

Şimdi bunu niye anlattım? Kısa bir süre önce, son derece ilginç bir mektup aldım. Mektup, altı koca yılını "Osmanlıca karakter seti"nin ortaya çıkması için uğraşmış bir diğer "Yaşar Yaşamaz"dan gelmişti. Aslında bu arkadaşın bir adı da var bir nüfus kağıdı da, altı koca yıldır arayıp da bulamadığı şeyin adıysa, "Osmanlıca karakter seti"ydi!

"Şimdi bu da ne demek?" diyeceklere hemen anlatalım. Klavye ile yazdığınız bir metnin ekranda ve internet sayfasında ü’sü, ş’si, i’si, yumuşak g’si ve Türkçe’ye özel tüm harfleriyle doğru düzgün gözükmesini sağlayan şeydir bir karakter setinin varlığı… Farsça ve Arapça’da bulunmayan harfler içeren Osmanlıca dili için bir karakter seti yoktur örneğin.

Peki, bu ne anlama geliyor? Şimdi eminim şunu soracak bazı münafıklar bile çıkacaktır aranızdan: "Peki böyle bir karakter seti yoksa, 700 yıllık tarihimize, edebiyatımıza, geçmişimize dair belge ve metinler bilgisayar ortamına ve internete nasıl aktarılıyor?"

Hemen vereyim cevabını: "Aktarılmıyor…" :)

Milli Kütüphane, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Devlet Arşivleri, Başbakanlık, üniversitelerimiz, müzelerimiz, anlı şanlı milliyetçilerimiz/islamcılarımız/solcularımız hepsi bir anda gözünüzün önünden bir "film şeridi" gibi geçti değil mi? :) Ben de ilk duyduğumda, aynen bu hissi yaşamıştım… [1] [2]

Osmanlıca’ya özel bir karakter setinin olmaması, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük utançlarından biri olsa gerek…

(…)

Yukarda, bana gönderdiği mailinden bahsettiğim kişi, Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı öğretim görevlisi Ali Rıza Tosun. Bu utanç verici durumdan rahatsız olarak yaklaşık altı yıl önce devlet bürokrasisiyle güreşmeye başlayan Ali Rıza Tosun’un bu süreçte başına gelmeyen iş kalmamış. Yılması için önüne inanılmayacak bürokratik engeller konan ve 40 kadar kurumdan onay almak zorunda kalan Ali Rıza Bey, sonunda TSE’den 13026 numaralı "Osmanlıca harflerin Türkçe klavyeye uyarlanması" isimli standardı çıkarmayı başarmış…

İş burada da bitmemiş elbette… İsmi lazım değil, bir dünya devi olan yazılım şirketinin Türkiye ofisi, yıllarca oyaladıktan sonra "Kusura bakmayın, biz bunu yapamayız" demiş Ali Rıza Tosun’a. O günlerde "ulusal dağıtım" Pardus’un adını sağdan soldan duymaya başlayan Ali Rıza Bey, geliştiricilerden beni gözüne kestirerek, yukarda bahsettiğim uzun maili atmış bana. Anlattıklarının bazıları, eminim "Yaşar Yaşamaz"ı bile şaşırtırdı!

Her neyse, Ali Rıza Bey’in başından geçenleri uzun uzun anlattığı maili alır almaz harekete geçtik. Bu konuyu önce Görkem Çetin ve Gürer Özen ile, ardından da aslında bir bilim tarihçisi olan ve Osmanlıca’yı okuyabilen Hakan Uygun ile paylaştık. Hakan, çıkan TSE standardını ve Linux içinde bulunan karakter setlerini ve araçları inceledikten sonra bu karakter setini bir-iki hafta içinde hazırlayabileceğini aktardı bizlere.

Dün ayağının tozuyla Ankara’dan gelen Ali Rıza Bey ile Beşiktaş’ta buluştuk. Eğer her şey yolunda gider ve beklenmedik teknik engellerle karşılaşmazsak, Pardus’un bir sonraki sürümüne Osmanlıca karakter seti desteğini de ekleyeceğiz…

İşte size Pardus’u sevmek için bir neden daha! :)

[ratings]

 


 

Dipnot [1]: Bu kurumlarımızın ne yaptığını şöyle anlatayım: Buralarda Osmanlıca belge ve metinler "mikrofilm"lere çekiliyor. Mikrofilm, tüm dünyada kullanılan ve asıl amacı belgeleri yok olmaya karşı korumak olan bir "saklama" yöntemidir. Fotoğraf tabanlı olduğundan, belgelere "güvenli ve kolay erişim"in dışında araştırmacılara pek bir şey sunmaz. Belgelerin içeriğine ilişkin "Google misali" bir arama yapmanıza izin vermez. Bir başka deyişle, bir özel isme ilişkin bir araştırma yapıyorsanız, iki milyon mikrofilme tek tek bakmak zorunda kalmanız pek olasıdır!

Dipnot [2]: Mikrofilmlerin dışında, bazı yerlerde "çok sınırlı sayıda" belge, günümüz Türkçesine de çevrilerek saklanıyor. Ancak ortaya çıkan şey bir "çeviri" olduğundan, "belge" niteliğini kaybediyor. Belgenin hatasız bir şekilde text haline çevrilip bunun başka başka bilgisayarlarda doğru şekilde görüntülenmesini sağlayacak "Osmanlıca karakter seti", Pardus içinde yapılan bu çalışmayla ilk defa hayata geçirilecek.



Pardus’un yelkeni olsa, açsa da gelse

6 08 2006

 470
Deniz ve yelken bu hayatı katlanır kılan az sayıdaki şeylerden biridir. Bir diğerini geçenlerde anlatmıştım. İlginçtir, Pardus ekibi içinde birbirinden habersiz çok sayıda yelkensever yaşıyormuş. "Ne yapsak da bir yelkenli bulsak" diye düşünürken, arayışlarımız neticesini verdi. Sanayi Mahallesi’nde bir atölyenin bir kenarında duran bir 470 bulduk, bir aksilik olmazsa bu hafta içinde durumuna bakıp tamiratına (Ben, Gürer ve Görkem) başlayacağız.

Teknenin ismi henüz belli değil, ama bir gün vapurda gazetenizi okurken yanınızdan hızla geçen bir Pardus görürseniz şaşırmayın, e mi?

[ratings]