İnsan niye yaşar?
Türkiye’de en zor işlerden biri, herhalde çizgi roman yayıncılığıdır… Yılların "namlı" korsan yayıncılarının "Türkiye’de çizgi roman benden sorulur" havalarında kasım kasım gezindiği bu âlemde; işini düzgün yapan, teliflerini tıkır tıkır ödeyen, borca harca girmek pahasına bile olsa en iyi kâğıtla çıkmak için didinen, çevirilere titizlenen, az konuşup çok iş yapan yayıncılar da vardır.
Bu ikinci sınıfa giren yayıncılar içinde, benim için Murat Mıhcıoğlu ve Hakan Şaşmaz ikilisinin yeri ayrıdır… Yıllardır büyük bir inatla Rodeo Yayıncılık aracılığıyla hayatımızı şenlendiren bu adamlar, tüm olumsuz koşullara rağmen bir Strip gibi çizgi roman kültürü dergisi, Dylan Dog ve Ken Parker gibi muhteşem yayınları çıkarmaya devam ediyorlar. Üstelik titiz bir çeviriyle ve güzel bir kâğıda basarak, borçlanarak, bu yayınları sadece 2.000-2.500 kişinin satın alacağını bilmelerine rağmen…
Murat Mıhcıoğlu ve Hakan Şaşmaz gibilerini yakından tanıdıkça, hep kendime şu soruyu sorarım: "İnsan ne için yaşar?" Tamam biliyoruz, Linus abimiz buna "Just for Fun" diyerek cevap veriyor. İlginçtir, Fellini’nin de şöyle bir sözü var: "Engelleri ve paradoksları gülerek karşılarsak, bunlar bizi öldürmez. Ancak sıkıntı bizi öldürebilir. Sıkıntı ise ne mutlu ki çizgi romanların uzak tuttuğu bir şeydir."
Murat ve Hakan’ın her yanıyla sıkıcı olan bu dünyada, çoğumuzun yapmaya cesaret edemediği bir şekilde yaşadıklarını düşünüyorum. Onlar bu şekilde yaşarken eğlencelerine de bizi ortak ediyorlar. Bu nedenle de onlara, 1980′li yılların Gırgır dergisini çıkaran (bunun ne demek olduğunu ancak o günleri yaşayanlar bilir) ekip için hissettiğim kadar büyük bir saygı duyuyorum…
Rodeo’cular pek çoğumuzun sahil kasabalarına dadandığı bugünlerde "can sıkıntısını" bizden uzak tutacak bir paket hazırlamış. Üç ayrı Dylan Dog ve Ken Parker macerasından oluşan bir Yaz Pakedi çıkartıp, 10 lira gibi çok avantajlı bir fiyata stoklarını tüketmeye karar vermişler!
"Artık çizgi roman okuyacak kadar vakit bulamıyorum" diyorsanız, sürdürdüğünüz hayatı bir gözden geçirin derim…
Sıkıntı insanı öldürebilir. Çizgi roman ise bizi ölümden uzak tutar…
If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.



Strip içeriğinin bundan sonra albümlere kaydırılacağını okumuştum rodeo sitesinde, üzülmüştüm. beni bayiye çeken az sayıda yayındandı. anadolunun bitmez otobüs yolculuklarıyla geçen yıllarımda en güzel vakitleri otogarlarda bu yayına ve ResimliRomana nadiren rastlamam sonrasındadır. rodeo elemanlarıyla istanbul kitap fuarında görüştüm geçtiğimiz yıl, olayın dağıtımda düğümlendiğini ve dergiye son verilmesi halinde de eski sayıya yeni dağıtım uygulanacağını, albümlerden önce yakalanabilecek her okuru yakalamak gibi düşüncelerden bahsettiler. benim anladığım, bu sayfada ve rodeo sitede anlatılan dağıtımlar o dağıtımlardır. bahsi edilen her kitap bende var ama almasam da gözüm otogar bayilerinde olacak. arka bahçe, rodeo ve lal gibi bayi dağıtımı yapan yayıncılar (diğerleri artık sadece kitapçı üzerinden şeklinde bir bilgim var) için ben kendimce bir tavsiyede bulunarak çizgi romanları özellikle otogar bayilerinde bulundurtmalarını istiyorum. yazınızda değinilen gırgır dönemini de yaşamış bir insan olarak hem resimli romanların hem mizah dergilerinin bize çok şeyler ifade etmekle beraber genel okur için seyahat, teneffüs, plaj eğlencesi değeri taşıdığının önemli bir dağıtım kriteri olduğunu, iş gereği ömrünü yolarda tüketen bir okur olarak benim de istanbul lükslerinden uzakta en çok bu şekilde bu yayınlara doyabildiğimi vurgulamak isterim.
Kucukken Cin Ali okurduk. Benim icin yeterince fazla cizgi vardi. Resimlerine bakmazdim bile, yazilari okur okur gecerdim. Sevmiyorum demeyi hic gururuma yediremedim. ‘Ne demek efendim, herkes sever Cin Ali’yi.”
Resimli kitaplari hala sevmem. Onlarin kapladigi yerde, kahramanimiz umulmadik birseyler yapsa keske; unlu padisah, bir rock konserinde gitar parcalasa…
Tutku bambaska birsey. Ben sevmesem de cizgiroman tutkunu olmak da bunun icinde. Bir insan neye tutkuyla baglanirsa baglansin, takdiri hakediyor bence. Bunun; zoru, entellektueli, banalli yok. Herkesin tutkulari var, sahip cikabilmek mesele.
Sıkıntı öldürmez, surundurur diye dusunuyorum. Sıkıntıyla surunecegime tutkumla ölürüm!
Artık bizim gezegende yazmıyor musunuz?
Necdet Bey,
Aslında nedenlerini şurada açıklamıştım, ama sanırım gözünüzden kaçmış. Evet, bir süre önce aldığım bir kararla açık yazılım dışı yazılarımı Gezegen Linux’ta yayımlamamaya başladım. Bu beni de üzen ama er ya da geç almak zorunda olduğum bir karardı, kısacası Gezegen Linux’un giderek kozmopolitleşen yapısı beni “ürküttü” diyelim :))…
Gezegen Pardus’tan olan yayın ise “şimdilik” kesintisiz devam ediyor.
Yazınızı hatırlıyorum ama gezegen’de “konu dışı” yazılara da ihtiyaç var diye düşünüyorum. Neyse en azından yakın bir gezegen’de okumak mümkün sizi.
Bu konuda da Necdet Hocaya katıldığımı belirtmekten başka bi’şey demeye gerek bırakmamış.
Her zaman gazetecilerin okurlarının düşüncelerine değer ve önem verdiğini düşünmüşümdür hem ;)
Kışkırtmayın adamı :)…
O zamanda anlamamistim, simdi de anlamadim, linux gezegenin ‘kompositlesen yapisi’ ne demek ?
Kışkırın bence :)
Windows ipuçlarının bile yazıldığı, yazısı en üstte görünsün diye tarihiyle oynayan insanların bulunduğu bir gezegen’de “konu dışı” yazılarımı yayınlamak istemiyorum demenizi de anlıyorum aslında.
Neyse, siz bilirsiniz…