Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • Diğer maceralar
  • Kampanya
  • İletişim

48 saat bekletilen gemi

3 Temmuz 2006
edebiyat, aziz nesin, türkler

aziz nesin.jpg

İki gündür kafamda olmasına karşın Aziz Nesin hakkında bir şeyler yazacak vaktim olmadı. Yazmaya vakit bulduğumdaysa, ortaya çıkan metnin bir parça daha olgunlaşması gerektiğini hissettim…

Her neyse, kusuruma bakmayın. Hakkında yazı yazacağım kişi dergicilik/yazarlık mesleğine başlamama neden olan kişi olunca, insan her yazdığını beğenmiyor. Söz, en kısa zamanda güzel bir Aziz Nesin yazısı burada yerini alacak!

Sizleri, Aziz Nesin’in beni uzun uzun düşünmeye sevkeden bir yazısı ile başbaşa bırakıyorum. Ha bu arada, doğumgünün kutlu olsun Usta!

(…)

Dünya tarihinin en alçakça yargılanmalarından biri belki de başlıcası Mithat Paşa davasıdır. Bu davanın acı sonu ve o korkunç siyasi cinayet satılmışlarını bu siyasi davada oynadıkları alçakça rol bir yana, bu eski olayda beni en çok üzen, Ahmet Mithat Efendi gibi büyük bir yazarın, yazılarıyla Abdülhamit’i desteklemiş, bir büyük caniyi haklı göstermeye çalışmış olmasıdır.

Bilindiği gibi, Anayasa yani “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” yapıcısı Mithat Paşa, Yıldız’daki uydurma mahkemede, kiralık yargıçlar önünde, yapma ve uydurma suçlardan mahkum edilir. Sonradan boğdurulacağı zindana sürgün edilecektir. Bir gemiye bindirilip, gemi kalkar… Ama Boğaz’dan dışarı çıkmaz. Kızkulesi önüne gelince demir atar, durur. 48 saat burada yatar gemi, ondan sonra yola çıktığını bir türlü anlayamamışlar. Pek öyle üstünde durup düşünen de yok ya… Mithat Paşa kimdir, ne yapmak istemiştir, Abdülhamit ona neden kızmıştır? Bütün bunlar kimin umurunda… Ama yine, ne de olsa birkaç meraklı var. Mithat Paşa’nın bindirildiği geminin kazanı mı patladı, makinası mı bozuldu, daha yolun başında dibi mi delindi? Nedir, ne oldu da gemi birkaç yüz metre açıldıktan sonra, kırksekiz saat Kızkulesi açığında demir atıp durdu?

Yakınlarından olanlar, bir yolunu bulup uygun biçimde bunu Abdülhamit’e sormuşlar, Padişahların en işkillisi ve en kurnazı olan Sultan Abdülhamit şu cevabı vermiş:

- Mithat Paşa’nın uğruna kendisini feda ettiği millet, bakalım onun için ne yapacak, Mithat Paşa’yı kurtarmaya çalışacak mı, diye merak ettim de, bunu anlamak için gemiyi hareket ettirdikten sonra Kızkulesi önünde 48 saat beklettim.

Mithat Paşa’yı, milletinin anayasayla yönetilmesini istediği için, boğdurulacağı zindanına götürecek olan gemi, 48 saat değil, 48 gün Kızkulesi önünde demirli kalsa, kimsenin kılının kıpırdayacağı yok: Sağır bir ortam, sağırlaştırılmış bir ortam, vurdumduymaz olmuş bir ortam… Tanrının yeryüzündeki gölgesi “Zillullah-ı fil-âlem” olan Sultan Abdülhamit bunu çok iyi biliyor. Biliyor ama, işkilli ve kurnaz olduğu için, bir kere daha denemek, anlamak istiyor.

Mithat Paşa’nın hapsedildiği gemi, Kızkulesi önünde demirliyken, gazeteler bu karara karşı yayın yapsalar, İstanbul’da küçük bir kıpırdanma, başkaldırma, ayaklanma başlangıcı olsa, kurnaz padişah, Mithat Paşa’yı Taif Zindanı’na göndermekten vazgeçecek. Ya bir aff-ı şahane, ya bir karar değişikliği… Ama, Mithat Paşa’nın kiralık, satılık kalemler, hem de en büyük tanınanları, en ünlüleri, sözde kanun yoluna sokulmuş, bir meşru biçim verilmiş bu eşsiz siyasi cinayeti savunmakta, onun doğru olduğunu millete isbata çalışmaktadırlar.

Kısaca anlatmaya çalıştığım, ortamın sağırlığını gösteren bu olay, beni çok düşündürür. Mustafa Kemal’i düşünürüm; milletinin kurtuluşu uğruna yalnız rütbelerini, nişanlarını saltanatın suratına çarpan değil, canını ortaya koyan Mustafa Kemal’i… Makam-ı saltanatın elinde Mustafa Kemal’in idamı için ölüm fermanı vardır. Osmanlı Müslümanlığının en ulu, en yüce din adamı, Mustafa Kemal’in idamına fetva vermiştir.

Biliyorum, pek çokları şimdi söyleyeceklerime sinirlenecekler kızacaklardır. Bir varsayım olarak şöyle tasarlıyorum: İdamına fetva verilmiş Mustafa Kemal’i padişahçı ve emperyalist uşağı Kuvvai İnzibatiye ele geçirip yakalamış olsaydı. Mithat Paşa’yı hapsettiği gemiyi de İstanbul Limanı’nda 48 saat bekleten Sultan Abdülhamid gibi, Sultan Vahdettin de Mustafa Kemal’i darağacına göndermeden, bakalım ne olacak diye 48 saat, 48 gün, 48 hafta bekletseydi, ne olurdu, dersiniz? Uğruna canını koyduğu insanlar, Mustafa Kemal için ne yaparlardı?

Kaynak: Aziz Nesin Vakfı sitesi

Fotoğraf: Muammer Yanmaz

[ratings]

Kategori
Edebiyat, Türkiye
RSS Yorumlar
RSS Yorumlar
Trackback
Trackback

« Google her şeyi bilir! Uzun Tüfek aşkına! »

9 yanıt var

Evet, yine hoş ama can alıcı bir konu. O zaman

semih | 4 Temmuz 2006 | 2:41 pm

Evet, yine hoş ama can alıcı bir konu. O zaman ne olabilirdi bunu bilmemiz zor sanırım, ama şu oldukça açık, neredeyse ölümünden sonra başlatılan hareketin amacına ulaştırılmasına az kaldığı.

ne olacağı belli mithat paşaya ne olduysa mustafa kemalede aynısı

yalnizlikokulu | 5 Temmuz 2006 | 10:14 am

ne olacağı belli mithat paşaya ne olduysa mustafa kemalede aynısı olacağı bu toprakların bir gerçeği…
o fetvalardan bir başkası da çanakkale şavaşında çıkarılmış tüm müslüman alemi cihata çağrılmış ama sonuç koca bir fos çıkmış…
insanoğlu ciğ süt emmiş derler ya galiba bu yüzden arkamıza bakmadan insanları yarıyolda bırakıyoruz…kimimiz az kimimiz çok ama belli zamanlarda bizde yanımızdakileri yarıyolda bırakı veriyoruz…

not: ali abi burayı çok boşladın haberin olsun eski yazıları tekrar tekrar okuyorum ben yeni bişeyler bekliyorum…yok sen böyle yazmamaya devam edersen blogda bir araştırma yapıp söz veripte yazmadıklarını(şayet varsa tabi…) bulup su yüzüne çıkaracağım :)))

Yalnızlık Okulu; Söz verip de yaz(a)madığım yazıların sayısı herhalde son dönemde

isingor | 5 Temmuz 2006 | 10:32 am

Yalnızlık Okulu;

Söz verip de yaz(a)madığım yazıların sayısı herhalde son dönemde çok arttı… Temmuz ayı içinde bunların en azından üçünü yazıp, bir parça rahatlamayı istiyorum.

Bu arada, zamanında söz verip de bir türlü kaleme alamadığım yazılardan birini daha geçenlerde Moleschino\’ya yazdım: Ya Settar Ya Gaffar

Aziz Nesin'in Abdülhamit'i böyle nitelendirmesine şaşırdım açıkcası.. Tabii böyle birşey

Alper KANAT | 7 Temmuz 2006 | 12:36 am

Aziz Nesin’in Abdülhamit’i böyle nitelendirmesine şaşırdım açıkcası.. Tabii böyle birşey söylediyse mutlaka araştırıp belli bir düşüncenin arkasına sığınarak öyle söylemiştir; o yüzden “hayır öyle değildir” diyemiyorum. Araştırmam lazım nedenini.. Konuya gelirsem..

Çok ilginç bir yere parmak basmışsınız hakkaten.. Yazıyı okumayı bitirdiğim zaman düşünmeye başlardım ne olurdu diye….. O geminin orada olduğunu, içinde Atatürk olduğunu bilse bu millet birşey yapar mıydı acaba diye… Acaba millet ya da gazeteler geminin orada beklediğini biliyorlar mıydı ?

Yazınız bu şekilde olduğuna göre biliyorlar….maalesef büyük ihtimalle sonuç söylendiği gibi olurdu. Zira sık sık duyduğum şey de Atatürk’ün ülkeyi parçalayanlarla mücadele ettiği kadar aslında içerdeki hainlerle uğraştığı…..insanları azmettirmeye, onları harekete geçirmeye çalışmış ki bunun ne kadar zor olduğunu ben de çok iyi biliyorum.

Diyecek söz bulamıyorum..Sevgiler..

"Türk Milleti 1980 öncesinde böyle tepkisiz değildi." derler; oysa bu

edip utandı | 15 Temmuz 2006 | 7:08 pm

“Türk Milleti 1980 öncesinde böyle tepkisiz değildi.” derler; oysa bu Mithat Paşa olayından da anlıyoruz ki, yüzyıllardır üzerine ölü toprağı serpilmiş bir koyun sürüsünden başka bir şey değiliz. Rahmetli Aziz Nesin, Türk milletinde aptallığın oranına değinirken bildiği bir şey vardı demek. Biz bir iki kişi bir araya geldiğimizde veya burada olduğu gibi görüşlerimizi boş bir sayfaya kimseyle muhatap olmadan aktarma fırsatı bulduğumuzda çok gürlüyoruz da -13 yıl önce Uğur Mumcu’nun katledilişinde ve son Danıştay baskını protestosunda hariç- bir türlü yağmıyoruz.
Saygılarımla

kama görmek istiyoz yazi degil tarihi kamalar nerde

fatih | 21 Temmuz 2006 | 9:55 pm

kama görmek istiyoz yazi degil tarihi kamalar nerde

Bu ne demek şimdi?

AliIsingor | 22 Temmuz 2006 | 5:04 pm

Bu ne demek şimdi?

Sayın Ali Işıngör, " Bu ne demek şimdi?" benim içinse

edip utandı | 24 Temmuz 2006 | 12:39 am

Sayın Ali Işıngör,
” Bu ne demek şimdi?” benim içinse , düşüncelerimi çok yalın yazdığımı düşünüyorum; kama görmek isteyen Fatih içinse, onu ben de anlamadım. Sahi, kimden ne kaması bekliyorsun arkadaş, kama ne ola ki???

Sayın Edip Bey; Sorum elbette "Fatih" isimli arkadaşa yönelik. Ben de

Ali Işıngör | 24 Temmuz 2006 | 1:53 am

Sayın Edip Bey;

Sorum elbette “Fatih” isimli arkadaşa yönelik. Ben de anlayamamış durumdayım bu arkadaşın derdini :)…

Yorum gönder

Bu kodları kullanabilirsiniz : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Biliyor Musunuz?


Son Yorumlar

  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi… yazısı için sohbet tarafından yapılan yorum
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? yazısı için istanbul kckcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • Bir geliştirici olmak… yazısı için istanbul kckcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • 10 kaplan gücünde geliyoruz! yazısı için ela kurt tarafından yapılan yorum
  • Blogların gücü adına… yazısı için atakan tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (12)
  • Özgür yazılım (92)
  • Blogger (29)
  • Coğrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • Fotoğraf (11)
  • Hayat (58)
  • Kültür (52)
  • Politika (25)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)

Arşiv

  • Şubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • Ağustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Şubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • Ağustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Şubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • Ağustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal Şalala”
  • Şark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç düşünce…
  • Just for fun!

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • Özlem Pak Işıngör
  • Barış Metin
  • Duygu Özpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma Şevkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Bunları dinliyorum

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox