Yorumsuz

31 07 2006

GuernicaVe_Beyrut

bu yol bir şehre giderdi
güneşin tutuştuğu
denize batmış güle

mavi ıslak gecelerde
ne sevgiler açardı
dünya menekşe bahçesinde
alev alev

ey şehir!
sen yoksun

uyudun uyandın
büyü bozuldu
bir kapı kapandı geçmişe

toprak yok artık,
su yok!
sevinç telaş yok!

ey şehir sen yoksun!

bu kıyıda bir ağaç yeşerdi
sedefin toprağında
diz çöktüm aya

bir masal vardı bu şehre dair
sütü bal koyuluğunda
gözleri kara

uyudun uyandın
büyü bozuldu
bir kapı kapandı geçmişe

ey şehir, sen yoksun…"

Ezginin Günlüğü / Beyrut (İstavrit albümünden)


Resimler: Flickr

[ratings] 



“Ben diğer Linux’çulardan farklı olarak, iflah olmaz bir kılıbığım”

30 07 2006

, ,

 Gorkem_Cetin
Şimdi bu başlığa bakıp da şaşırmayın e mi? Dün balkonda Görkem Çetin ile yaptığımız iki tavla partisinin birincisini yitirmiş durumdayım :(… Tavla partisinin kaybeden arkadaş kendi blogunda, kazananın iki ayrı yazısını, içeriğine karışmaksızın yayımlamak zorunda.

Bunu üstelik, yorum kısmı açık ve her iki cihanda (Gezegen Pardus ve Gezegen Linux) görülecek şekilde yayımlamak zorundayım. Bu yayınların birincisi, tepede gördüğünüz başlığın ta kendisidir. İkincisine artık "Allah kerim"…

Bu arada, "Yukardaki hamal resmi de neyin nesi?" diye soracak arkadaşları hemen aydınlatayım. O resim, ikinci parti tavlayı kaybeden Görkem Çetin’in gelecek hafta Beşiktaş semt pazarında gireceği durumdur. Kendileri benim ve saygıdeğer refikamın uzuuuuuuuuuuuuuuun alışveriş listesini küfeyle yüklenip bizim için evimize kadar taşıma "zahmetinde" bulunacak…

Cumartesi günü, eğlenmek isteyen arkadaşları Beşiktaş semt pazarına "ma’aile" bekleriz efendim. :)

Ben şimdilerde büyük bir ciddiyetle bu cumartesi için uzun alışveriş listesi hazırlamaktayım:

- Özlem önümüz kış… Kışlık patatesimizi de alalım!

- Ne kışı Ali? Delirdin mi?

- Yok yok alalım. Sen beni dinle…

[ratings]



İnsan niye yaşar?

23 07 2006

Dylan Dog ve Ken Parker birlikte!

Türkiye’de en zor işlerden biri, herhalde çizgi roman yayıncılığıdır… Yılların "namlı" korsan yayıncılarının "Türkiye’de çizgi roman benden sorulur" havalarında kasım kasım gezindiği bu âlemde; işini düzgün yapan, teliflerini tıkır tıkır ödeyen, borca harca girmek pahasına bile olsa en iyi kâğıtla çıkmak için didinen, çevirilere titizlenen, az konuşup çok iş yapan yayıncılar da vardır.

Bu ikinci sınıfa giren yayıncılar içinde, benim için Murat Mıhcıoğlu ve Hakan Şaşmaz ikilisinin yeri ayrıdır… Yıllardır büyük bir inatla Rodeo Yayıncılık aracılığıyla hayatımızı şenlendiren bu adamlar, tüm olumsuz koşullara rağmen bir Strip gibi çizgi roman kültürü dergisi, Dylan Dog ve Ken Parker gibi muhteşem yayınları çıkarmaya devam ediyorlar. Üstelik titiz bir çeviriyle ve güzel bir kâğıda basarak, borçlanarak, bu yayınları sadece 2.000-2.500 kişinin satın alacağını bilmelerine rağmen…

Murat Mıhcıoğlu ve Hakan Şaşmaz gibilerini yakından tanıdıkça, hep kendime şu soruyu sorarım: "İnsan ne için yaşar?" Tamam biliyoruz, Linus abimiz buna "Just for Fun" diyerek cevap veriyor. İlginçtir, Fellini’nin de şöyle bir sözü var: "Engelleri ve paradoksları gülerek karşılarsak, bunlar bizi öldürmez. Ancak sıkıntı bizi öldürebilir. Sıkıntı ise ne mutlu ki çizgi romanların uzak tuttuğu bir şeydir."

Murat ve Hakan’ın her yanıyla sıkıcı olan bu dünyada, çoğumuzun yapmaya cesaret edemediği bir şekilde yaşadıklarını düşünüyorum. Onlar bu şekilde yaşarken eğlencelerine de bizi ortak ediyorlar. Bu nedenle de onlara, 1980′li yılların Gırgır dergisini çıkaran (bunun ne demek olduğunu ancak o günleri yaşayanlar bilir) ekip için hissettiğim kadar büyük bir saygı duyuyorum…

Rodeo’cular pek çoğumuzun sahil kasabalarına dadandığı bugünlerde "can sıkıntısını" bizden uzak tutacak bir paket hazırlamış. Üç ayrı Dylan Dog ve Ken Parker macerasından oluşan bir Yaz Pakedi çıkartıp, 10 lira gibi çok avantajlı bir fiyata stoklarını tüketmeye karar vermişler!

"Artık çizgi roman okuyacak kadar vakit bulamıyorum" diyorsanız, sürdürdüğünüz hayatı bir gözden geçirin derim…

Sıkıntı insanı öldürebilir. Çizgi roman ise bizi ölümden uzak tutar…



Güzel bir hafta sonu sabahı…

15 07 2006

icelim_guzelleselim_montezuma_efendi.jpg

Güzel bir hafta sonu akşamı…

Evde kedi ve ben yalnızız, ha bir de kininli sodam var. "Kinin" yüzyıllar boyu humma hastalığının ilacı olarak kullanılmış, herhalde şimdi de beni koruyordur! 4.000 kişilik İngiliz varlığının 400 milyonluk Hindistan’ı yönettiği (şaka değil) dönemde, Muson yağmurları öncesi ortalığı basan sıkıntılı havada serinlemek ve kininli acı ilacı içmek arasında binamaz kalmış bir İngiliz lordunun keşfi olsa gerek "Indian Tonic"…

Bildiğiniz sodanın içine kinini atmayı akıl eden bu İngiliz lorduna karşı dostane hisler duymak imkânsız olsa da, rafine bir "damak tadına" sahip olduğunu söylemek gerekiyor. Sabah sabah bu sıcakta insanı serinletebilecek iki şeyden biri bu. Diğerini zaten biliyorsunuz.

Aslında kinin de bir "sömürge mamulü", İspanyolların Aztek İmparatorluğu’nu yıkıp altın hırsıyla yerlilere işkence yaptıkları dönemde yerlilerin ağzından aldığı en önemli sırlardan biri olmuş kinin. Bu sır önemlidir, çünkü Azteklerle İspanyollar arasındaki sonucu baştan belli mücadele, tarihin ilk biyolojik savaşlarından biri olarak kabul edilir.

Her neyse, konumuza dönelim. İspanyolların Avrupa kıtasını binlerce yıl kasıp kavurmuş olan tifüs, sarı humma, sıtma ve çiçek hastalıklarına bir çeşit "bağışıklığı" vardır. Bu hastalıklar bazı İspanyolları da öldürmekle birlikte, büyük kayıplara yol açmamaktadır. Eski Dünya’dan gelen bu virüslere karşı hiçbir direnci olmayan yerliler içinse kitlesel ölümler kaçınılmazdır. Burada İspanyol kâşif ve generali Hernán Cortés’in yerlilere hastalık bulaştırma konusundaki özel çabasını anmadan olmayacak. Öyle ki, Cortés 1519′da Meksika’ya ayak bastığında Aztek İmparatorluğu’nda yaşayanların sayısı 15 milyondur. Avrupalıların taşıdığı salgın hastalıklar yüzünden bu rakam 1550′de 4 milyona, 1581′de ise 1,6 milyona düşer!

Bir süre sonra, yerlileri kırıp geçiren, İspanyolları ise "öldürmeyen ama süründüren" Avrupa hastalıklardan biri olan sıtmanın ilginç bir şekilde Peru’daki bazı yerli kabileleri hiç etkilemediği fark edilir. Yerlilere işkence yapılarak sıtma hastalığına karşı buldukları tedavinin sırrı öğrenilir. Chincona ağacının kabuklarından elde edilen bu madde, bugün modern tıbbın sıtmaya karşı kullanabildiği hâlâ tek ilaç olan "kinin"den başkası değil…

İspanyol sömürgecinin yerlilere işkenceyle sırrını söylettiği kinin, birkaç yüzyıl sonra bir başka sömürgeci, İngilizler tarafından sodayla karıştırılınca, ortaya adına "Hint karışımı" denilen leziz serinletici çıkmış. Bugün herhangi bir süpermarketten "Indian Tonic" (En iyisi ve kolay bulunanı Schweppes markalı olanlardır) adıyla satın alabileceğiniz bu içecek, yaz sıcağında susuzluğunu gidermek isteyen ama "gazlı ve şekerli" o iğrenç şeylere de alternatif bir serinletici arayanlara tavsiye edilir. Hatta taliplisi çıkarsa, geçen seferki gibi yine GFDL lisanslı olmak şartıyla, birkaç "Indian Tonic"li kokteyl tarifi bile verebilirim. Kokteyllerin bardak birim maliyeti, geçen seferki gibi biranınkine yakın olacak elbette :)…

Bu arada yukardaki resim, Mendoza Kodeksi‘nden alınma. Konusunu da hemen söyleyelim, 1540′lı yıllarda alkollü içecekleriyle "demlenen" Aztekler! Aztek toplumunda "sarhoş olma hakkı" sadece 60 yaşından büyüklere verilirmiş, kendini bilmeden içenleri ve o yaşa gelmeden sarhoşluk mertebesine ulaşanları kimi zaman "ölüm cezası" beklermiş…

Bir "Indian Tonic"den nerelere geldik, farkında mısınız?

[ratings]



Pardus 1.1 Alfa 2′ye doğru ilerlerken

10 07 2006

Pardus 1.1 pre-Alfa görüntüsü

Pardus 1.1 Alfa çıktı, çıkar çıkmaz da 1.1 Alfa 2′ye (evet, yakında nurtopu gibi bir alfamız daha oluyor!) giden yolda karşımıza çıkan buglar birer birer temizlenmeye başladı. 3043 ve 3045 nolu kritik hatalar önümüzdeki süreçte en önemli hedefler gibi gözüküyor. Kurulum sırasında yaşanan sorunların sebebi olan bu hatalar, Alfa 2 sürümüyle temizlenmiş olacak. Alfa 2 sürümünde bunlara ek olarak; ikili paket düzeltmelerinin, İngilizce kurulumda önemli güncellemelerin ve PİSİ’nin bellek kullanımında çok ciddi iyileştirmelerin geleceğini sanırım şimdiden müjdeleyebiliriz!

Bilgisayarlarında Windows ve Linux işletim sistemlerini birlikte kullanmayı hedefleyen gönüllülerin deneme için Alfa 2, hatta Beta sürümünü beklemesini "şiddetle" tavsiye eder; Gezegen Pardus üzerinden bloglarını yayınlayan geliştiricilerin yazdığı notları dikkatle okumanızı rica ederiz!

Örneğin Çağlar Onur’un son girdisinde yazdığı ama kuru gürültü içinde kaybolan şu not gibi: "Pardus’u birkaç ay içinde kullanmaya başlayacak onbinlerce kamu çalışanı ve onlardan hizmet alan…"

Kısacası, Pardus "gümbür gümbür" geliyor!

[ratings]



Pardus 1.1: What’s New?

7 07 2006
,

Pardus geliyor
Pardus 1.1′i sabırsızlıkla bekleyenler, bu hafta sonu çıkması hedeflenen alfa sürümünde nelerle karşılacaklar bir bakalım:
  • Müdür: Pardus’un en önemli yeniliklerinden biri olan Müdür, açılış zamanlarını inanılmayacak sürelere düşürüyor. Eskiden 1:33 dakikada açılan bir makine artık 17 saniyede açılıyor. Bu süre içinde Java ile çalışan Zemberek dahil tüm sistem servislerinin açıldığı göz önüne alınırsa, Pardus diğer Linux dağıtımları arasında rekor açılış süresine sahip!
  • PİSİ: Pardus’un paket yöneticisi PİSİ büyük bir değişim geçirdi. Pisi artık çok daha hızlı ve kullanışlı. Yeni LZMA sıkıştırma algoritmasıyla Pisi paketleri daha da küçüldü ve son kullanıcıların indireceği dosya boyutları azaldı. Bu arada yeni yönetim arayüzüyle paketleri güncellemek, yeni paket yüklemek çok daha kolaylaştı…
  • YALI: Pardus 1.1′in kurulum sihirbazı YALI, yeni ÇOMAR ve PİSİ altyapısıyla çalışmak için ayarlandı ve bazı hataları giderildi. Ayrıca arayüzü daha da geliştirilerek mevcut renk teması değiştirildi.
  • Kernel 2.6.16: Pardus ile birlikte gelen son sürüm (2.6.16) çekirdek sayesinde pek çok donanım sorunu çözüldü. Bu çekirdekle birlikte USB ADSL modem desteği geliyor ve eski makinelerde APIC/ACPI nedeniyle açılamama sorunları da giderilmiş durumda. IDE sabit disklerin tanınma süresini çok kısaltan bir yama sayesinde Linux çekirdeğinin açılış süresi 3 saniye kadar kısaldı.
  • KDE 3.5.3: Pardus 1.0 ile gelen KDE 3.5 sürümüne kıyasla 1500 kadar irili ufaklı iyileştirme getiriyor. Bu değişiklikler arasında en göze çarpan yenilik, yüzde 20 daha hızlı yüklenme süresi. KMail, Akregator, Kopete ve KPDF bileşenlerinde de yeni özellikler göze çarpıyor.
  • OpenOffice 2.0.3: OpenOffice’in bu yeni sürümü çok sayıda düzeltmenin dışında, özellikle Calc tarafında yüzde 23′lük bir performans artışı sağlıyor. MS Office dosya tipleriyle daha fazla uyumluluk getiren OpenOffice 2.0.3 içinde, PDF’leri dosya dönüşümü ve baskı öncesinde daha iyi yönetmenizi sağlayan özellikler mevcut.
  • Yeni yazılımlar: Yeni LZMA sıkıştırma algoritmasıyla paket boyutlarında ortalama yüzde 30′a varan bir yer kazancı elde edildi. CD içinde açılan bu yeni alan, yeni yazılımlarla şenlendiriliyor! Hangileri olduğunu söylemeyelim, sürpriz olsun :)…
  • Kullanıcı yöneticisi: Bu yeni araç, Pardus’a yeni kullanıcı eklemeye ya da mevcut kullanıcıları haklarını düzenlemeye yarıyor. Kullanıcıların CD’yi kullanabilme, müzik dinleyebilme, oyun oynayabilme gibi haklarını buradan yöneteceksiniz.
  • Güvenlik duvarı: Pardus Güvenlik Duvarı, Pardus 1.1 ile birlikte gelen bir diğer yeni aracımız. Birkaç tıklama ile kolayca port ya da makine bazında engelleme yapabilir, istemediğiniz iletişim protokollerini bu güvenlik duvarıyla durdurabilirsiniz.
  • Sürücüler: Pardus 1.1 içinde çok sayıda yeni yazıcı/modem ve kablosuz donanım sürücüsü yer alıyor. Bir başka deyişle, Pardus 1.1 çok daha geniş bir donanım desteğine sahip!
  • Tulliana 2.0: Umut Pulat’ın imzasını taşıyan yeni simgeseti çok daha temiz bir arayüz sunuyor. KDE-Look listesinde ilk 10′dan aşağı düşmeyen Tulliana 2.0, yaklaşık 3.000 simgeden oluşuyor!
  • Get Hot New Stuff: Pardus 1.1 ile artık sadece KDE-Look’daki içeriği değil; Sanat.Pardus‘daki sizin için özelleştirilmiş tema, duvar kâğıdı, açılış ekranı ve yerelleştirmesi tamamlanmış SuperKaramba temalarını tarayıcınızı açmadan ve görerek indirebileceksiniz!
  • Zemberek: Pardus 1.1 ile birlikte gelen Zemberek, özellikle teknik terimler başta olmak üzere çok daha fazla kelime tanıyabiliyor. Bunun yanında OpenOffice.org ve diğer uygulamalarda (Kmail, Kopete vb) yanlış yazılan kelimelere sunduğu öneriler daha doğru bir sırada veriliyor.
  • "İntergalaktik" İşletim Sistemi: Pardus 1.1′i dünyanın bir ucundan duyan pek çok Linux kullanıcısı, uzun bir süredir dünyanın uzak köşelerinden (Hollanda, Brezilya, İtalya, Almanya, Patagonya v.s.) Gebze’yi mesaj yağmuruna tutuyordu. Pardus Geliştirici ekibi onları da kırmadı ve 65 kadar dildeki (yazıyla: altmış beş!) KDE yerelleştirme dosyalarını da depoya ekledi!

Pardus ekibi olarak büyüklerinden ellerinden saygıyla, küçüklerin gözlerinden sevgiyle öperiz… Aşkla geliyoruz!

[ratings]



Uzun Tüfek aşkına!

5 07 2006

Ken Parker

- Al… Önünde uzun bir yol var… Oğlunu korumak için buna ihtiyacın olacak…

- Hayatım boyunca tüfek elimden düşmedi ama yine de halkım yok oldu, karım işkenceyle öldü… Eğer oğlum yaşayacaksa mücadele etmenin başka bir yolunu bulmalı. Elveda Uzun Tüfek!

- Elveda dostum… Bunun başka yolu yok… Henüz yok…

Ken Parker’ın ilk macerası “Uzun Tüfek” bu sözlerle biter. Ken yani kızılderililerin ona taktığı isimle “Uzun Tüfek”, silahını “vahşi” beyazlarla savaşan Kızılderili şefi Mandan’a uzatır. Mandan tüfeği almaz ve kar fırtınasının içinde kaybolur…

Yarın (perşembe) piyasaya çıkacak olan “Kızılderili” isimli macerada Ken Parker tekrar Mandan ile karşılaşıyor. Mandan eline tekrar silahı almıştır, çünkü başka çaresi kalmadığına, insanlarını beyazların vahşetinden sadece tüfeğiyle kurtarabileceğine inanmaktadır…

Bu karşılaşmada ne mi olacak?

Merak edenler, Uzun Tüfek aşkına, yarın gazete bayilerinin önünde kamp kursun, bu güzelim macerayı kaçırmasın…

[ratings]



48 saat bekletilen gemi

3 07 2006

aziz nesin.jpg

İki gündür kafamda olmasına karşın Aziz Nesin hakkında bir şeyler yazacak vaktim olmadı. Yazmaya vakit bulduğumdaysa, ortaya çıkan metnin bir parça daha olgunlaşması gerektiğini hissettim…

Her neyse, kusuruma bakmayın. Hakkında yazı yazacağım kişi dergicilik/yazarlık mesleğine başlamama neden olan kişi olunca, insan her yazdığını beğenmiyor. Söz, en kısa zamanda güzel bir Aziz Nesin yazısı burada yerini alacak!

Sizleri, Aziz Nesin’in beni uzun uzun düşünmeye sevkeden bir yazısı ile başbaşa bırakıyorum. Ha bu arada, doğumgünün kutlu olsun Usta!

(…)

Dünya tarihinin en alçakça yargılanmalarından biri belki de başlıcası Mithat Paşa davasıdır. Bu davanın acı sonu ve o korkunç siyasi cinayet satılmışlarını bu siyasi davada oynadıkları alçakça rol bir yana, bu eski olayda beni en çok üzen, Ahmet Mithat Efendi gibi büyük bir yazarın, yazılarıyla Abdülhamit’i desteklemiş, bir büyük caniyi haklı göstermeye çalışmış olmasıdır.

Bilindiği gibi, Anayasa yani “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” yapıcısı Mithat Paşa, Yıldız’daki uydurma mahkemede, kiralık yargıçlar önünde, yapma ve uydurma suçlardan mahkum edilir. Sonradan boğdurulacağı zindana sürgün edilecektir. Bir gemiye bindirilip, gemi kalkar… Ama Boğaz’dan dışarı çıkmaz. Kızkulesi önüne gelince demir atar, durur. 48 saat burada yatar gemi, ondan sonra yola çıktığını bir türlü anlayamamışlar. Pek öyle üstünde durup düşünen de yok ya… Mithat Paşa kimdir, ne yapmak istemiştir, Abdülhamit ona neden kızmıştır? Bütün bunlar kimin umurunda… Ama yine, ne de olsa birkaç meraklı var. Mithat Paşa’nın bindirildiği geminin kazanı mı patladı, makinası mı bozuldu, daha yolun başında dibi mi delindi? Nedir, ne oldu da gemi birkaç yüz metre açıldıktan sonra, kırksekiz saat Kızkulesi açığında demir atıp durdu?

Yakınlarından olanlar, bir yolunu bulup uygun biçimde bunu Abdülhamit’e sormuşlar, Padişahların en işkillisi ve en kurnazı olan Sultan Abdülhamit şu cevabı vermiş:

- Mithat Paşa’nın uğruna kendisini feda ettiği millet, bakalım onun için ne yapacak, Mithat Paşa’yı kurtarmaya çalışacak mı, diye merak ettim de, bunu anlamak için gemiyi hareket ettirdikten sonra Kızkulesi önünde 48 saat beklettim.

Mithat Paşa’yı, milletinin anayasayla yönetilmesini istediği için, boğdurulacağı zindanına götürecek olan gemi, 48 saat değil, 48 gün Kızkulesi önünde demirli kalsa, kimsenin kılının kıpırdayacağı yok: Sağır bir ortam, sağırlaştırılmış bir ortam, vurdumduymaz olmuş bir ortam… Tanrının yeryüzündeki gölgesi “Zillullah-ı fil-âlem” olan Sultan Abdülhamit bunu çok iyi biliyor. Biliyor ama, işkilli ve kurnaz olduğu için, bir kere daha denemek, anlamak istiyor.

Mithat Paşa’nın hapsedildiği gemi, Kızkulesi önünde demirliyken, gazeteler bu karara karşı yayın yapsalar, İstanbul’da küçük bir kıpırdanma, başkaldırma, ayaklanma başlangıcı olsa, kurnaz padişah, Mithat Paşa’yı Taif Zindanı’na göndermekten vazgeçecek. Ya bir aff-ı şahane, ya bir karar değişikliği… Ama, Mithat Paşa’nın kiralık, satılık kalemler, hem de en büyük tanınanları, en ünlüleri, sözde kanun yoluna sokulmuş, bir meşru biçim verilmiş bu eşsiz siyasi cinayeti savunmakta, onun doğru olduğunu millete isbata çalışmaktadırlar.

Kısaca anlatmaya çalıştığım, ortamın sağırlığını gösteren bu olay, beni çok düşündürür. Mustafa Kemal’i düşünürüm; milletinin kurtuluşu uğruna yalnız rütbelerini, nişanlarını saltanatın suratına çarpan değil, canını ortaya koyan Mustafa Kemal’i… Makam-ı saltanatın elinde Mustafa Kemal’in idamı için ölüm fermanı vardır. Osmanlı Müslümanlığının en ulu, en yüce din adamı, Mustafa Kemal’in idamına fetva vermiştir.

Biliyorum, pek çokları şimdi söyleyeceklerime sinirlenecekler kızacaklardır. Bir varsayım olarak şöyle tasarlıyorum: İdamına fetva verilmiş Mustafa Kemal’i padişahçı ve emperyalist uşağı Kuvvai İnzibatiye ele geçirip yakalamış olsaydı. Mithat Paşa’yı hapsettiği gemiyi de İstanbul Limanı’nda 48 saat bekleten Sultan Abdülhamid gibi, Sultan Vahdettin de Mustafa Kemal’i darağacına göndermeden, bakalım ne olacak diye 48 saat, 48 gün, 48 hafta bekletseydi, ne olurdu, dersiniz? Uğruna canını koyduğu insanlar, Mustafa Kemal için ne yaparlardı?

Kaynak: Aziz Nesin Vakfı sitesi

Fotoğraf: Muammer Yanmaz

[ratings]