İyi ki varsın “Hazreti İsa”…
10 Åžubat 2006
Nikos Kazancakis, “Günaha Son Ã?aÄ?rı” kitabında Hazreti İsa’yı Å?öyle konuÅ?turur: “Bir balta olsam keser, bir ateÅ? olsam yakardım; ama ben bir kalbim ve bildiÄ?im tek Å?ey sevmek…”
“Bizim İsa”nın da bildiÄ?i tek Å?ey sevmekti… O kadar çok sevdi ki bu dünyayı, o çekik ve küçük gözleriyle gördüÄ?ü herÅ?eyi ölümsüzleÅ?tirmeye, kendisinde ondan bir parça biriktirmeye çalıÅ?tı çaresizce. GördüÄ?ü herÅ?eyi çekmeye ve çoÄ?altmaya çalıÅ?tı umutsuzca: Kapıları, pencereleri, sokak lambalarını, kaybolan meslekleri ve artık yaÅ?amayan tüm o güzel insanları…
Ve hiçbir zaman yetiÅ?emedi yapmak istediklerine…
İsa Ã?elik’ten bahsediyorum. “İsa Abi”den. Anadolu’nun bütün sokaklarını gezmiÅ? bir adamı arıyorsanız, aradıÄ?ınız odur. Eski aÄ?ır kapı tokmaklarını, sardunyalı pencereleri, yüzünde eski öyküler gezdiren o insanları ölümsüzleÅ?tirmek için sokak sokak, adım adım yürüyen “Hazreti İsa”.
Bir havarisi bile olmayan, kimsenin izlemediÄ?i bir peygamber gibi dolaÅ?tı Anadolu’yu “ünlü fotoÄ?rafçı” İsa Ã?elik. Tanrının ona verdiÄ?i o garip mucizeyi kullanarak yeni bir hayat verdiÄ?i, ölümsüzleÅ?tirdiÄ?i insanların sayısını o dahi bilmiyor…
“Peki ne kaldı elinde İsa Abi?” diye soracak oluyorum, “Anılar, EczacıbaÅ?ı takvimleri ve albümlerden baÅ?ka?”
Å?aÅ?ırıyor. Sanki arkasında onu izleyen kimsenin olmadıÄ?ını 40 yıl sonra farkeden “Musa Peygamber” kadar Å?aÅ?kın… DüÅ?ünüyor. Bir ara unutuyor vereceÄ?i cevabı. Sonra birden hatırlıyor:
“Benim hiç albümüm olmadı ki bugüne kadar, Ali Bey!
Kendimi tanımasam, bir yaralı hayvan gibi baÄ?ırarak sokaÄ?a atacaÄ?ım kendimi. KarÅ?ımdaki, tüm dünyanın önünde saygıyla eÄ?ildiÄ?i, ünlü fotoÄ?raf ustası İsa Ã?elik!
“Nasıl yani, siz mi özellikle yapmadınız?”
“Ben çok utangaç birisiyimdir Ali Bey… Hayatımda hiç kimseden ne borç para ne de bir sigara hiçbir Å?ey istemedim bugüne dek. ‘Hadi bir albüm yapalım’ da diyemedim. Herhalde karÅ?ı taraf da isteyemedi ki, bir fotoÄ?raf albümüm olmadı bugüne dek!”
Nezaketini hiç kaybetmiyor “İsa Abi”. Ama bunu söylerken, bir kristal kadeh kırılganlıÄ?ında çıkıyor sesi.
“Benim babam Ziraat Bankası’nda odacıydı. Orda ortaokuldan baÅ?ka bir Å?ey yoktu. Dolayısıyla ortaokuldan sonra okuma Å?ansım da. Ã?ünkü ortam çok kısıtlı. Hiçbir Å?ansın yok…
Günlerden bir gün babam geldi ve dedi ki ‘Ziraat Bankası, çalıÅ?anlarının çocuklarını okutacakmıÅ?. Aklını baÅ?ına devÅ?ir, iyi dereceyle bitirirsen seni okutabilir banka!’ O hırsla okulu iyi dereceyle deÄ?il, pekiyi dereceyle deÄ?il, okul birincisi olarak deÄ?il, Mersin birincisi olarak bitirmiÅ?im! BaÅ?ka çarem yoktu çünkü…
Å?imdi bizim oralarda yani Toroslar’da -ki ben tam olarak TaÅ?eli Platosu’ndan geliyorum- her yer taÅ?tır. Kafam kadar, yumruÄ?um kadar taÅ?larla doludur toprak… BaÅ?ka bir yerde olsa yere tohum eksen, bir süre sonra o güneÅ?e ulaÅ?ır. Fakat bizim orada o taÅ?ın altından çıkmak, taÅ?ı dolanıp ıÅ?ıÄ?ı bulmak zorundadır. Ben de aynı o tohum gibi ıÅ?ıÄ?ı bulmak zorundaydım! Ã?aresiz bir Å?ekilde “en iyi” olmak zorundaydım…”
“Küçük İsa”, Ankara’ya/ yatılı okula gönderilir. Ankara Koleji’nden KurtuluÅ?’a giderken, bir küçük dükkân vardır İsa’yı bir mıknatıs gibi çeken. Vitrinine her hafta 30×40 boyutlarında “yeni bir fotoÄ?raf” konur bu dükkânın. O yıllarda bozkır Anadolu’sunun baÅ?kentinde, her hafta vitrindeki fotoÄ?rafı deÄ?iÅ?tirmek büyük bir olaydır!
İsa Ã?elik “o fotoÄ?raf için” her hafta okuldan kaçtıÄ?ını gülerek anlatıyor;
“FotoÄ?raf ne demek, sanat fotoÄ?rafı ne demek haberim yok ama nedense çarpıldım. Ve 12 yaÅ?ındaydım…”
Okulun top oynanan arka bahçesinden kaçarak, “yaÄ?mur çamur” demeden her hafta o fotoÄ?rafı görmeye gider “Küçük İsa”…
İlk makina, ilk sevgili
İsa Ã?elik kitap okumaz, sinemaya gitmez ve para biriktirerek ilk fotoÄ?raf makinasını satın alır. Ã?niversite çaÄ?ı geldiÄ?inde ise gönlünden geçen, “Akademi’ye girip, ressam olmak”tır.
“FotoÄ?rafçılıÄ?ın bir meslek olabileceÄ?ini dahi bilmiyordum” diyerek anlatıyor o günleri İsa Ã?elik. Ancak onu okutan Ziraat Bankası’na da “borcunu ödeme” zamanı gelmiÅ?tir. Banka ondan “iktisat okumasını” ister… Ã?yle de yapar. Okul bittiÄ?inde, “Dosya ve ArÅ?iv Memuru” adayıdır ama bankanın grafik bölümünde afiÅ?ler yapmaktadır:
“BaÅ?ta Sami Güner olmak üzere çok tanınmıÅ? fotoÄ?rafçılarla tanıÅ?maya baÅ?layınca, anlamaya baÅ?ladım bu iÅ?in bir meslek, hem de çok ciddi bir meslek olduÄ?unu!”
O gündür, bugündür fotoÄ?rafçı İsa Ã?elik… Yıllar sonra o dükkândaki fotoÄ?rafların da kime ait olduÄ?unu öÄ?renir; “FotoÄ?raf çalıÅ?maları nedeniyle Almanya’nın Köln Å?ehrinden fahri hemÅ?ehrilik alan Å?inasi Barutçu…”
… “Ve kopya edilen iÅ?lerle dolu, sekiz klasör biriktirdim” diyor İsa Ã?elik.
Türkiye standartlarının bu kadar düÅ?ük olması, yabancıların Türk fotoÄ?rafçısına olan bakıÅ?ını bile etkilemiÅ?. Yabancıların bile artık “Bu Türk fotoÄ?rafçıdır, nasıl olsa alıÅ?ıktır para ödenmemesine, biz de ödemeyelim” demeye baÅ?ladıÄ?ını, gülerek anlatıyor:
“GeçtiÄ?imiz dönemde dünyanın en büyük ajanslarından SIPA -ki sahibini tanırsınız, GökÅ?in SipahioÄ?lu’dur- Amerika ve Avrupa’yı dolaÅ?acak devasa bir sergiyi organize etti, Türk fotoÄ?rafçılıÄ?ı’ baÅ?lıklı iddialı bir sergi. ArÅ?ivler karıÅ?tırıldı ve Türkiye’deki ustaların en iyi kareleri toparlandı. Hemen herkes bir beklenti içindeydi, herhalde iyi bir telif verirler diye… Tek kuruÅ? vermediler! Neden? Ã?ünkü onlar bile biliyorlar artık bu ülkeyi, baÅ?ka bir ülkenin fotoÄ?rafçısına yapamayacakları bir Å?ey yapıp, Türk fotoÄ?rafçısını ucuza getirmeye çalıÅ?ıyorlar! Bunu üstelik bir Türk’ün yaptıÄ?ını düÅ?ününce daha da kötü oluyorum…”
UludaÄ?’a çıkın, teleferiÄ?in yanında İsviçre daÄ?larının devasa fotoÄ?raflarını göreceksiniz. Neden? Nedenini söyleyeyim, çünkü adamlar bir Türk fotoÄ?rafçısına para vermektense, internetten bir yerden buldukları bedava fotoÄ?rafları kullanmıÅ?lar! Böyle bir Å?ey var mı?
Siz adamı dünyanın bir yerinden UludaÄ?’a turist olarak getirmeye çalıÅ?acaksın ama teleferiÄ?in üstüne İsviçre resmini koyacaksın!”
Sadece bu mu? DeÄ?il elbet. Bir de korsancılar var. Bu çok daha acıklı bir öykü. İsa Abi’nin anlattıkları bana kalsın, canınızı daha fazla sıkmayayım artık…
Anıları yel üfürdü, su götürdü!
İsa Ã?elik’in Tünel’deki stüdyosu, Türkiye’deki muhtemelen en büyük antika fotoÄ?raf makinesi koleksiyonlarından birini barındırıyor. Eski makinelerin çokluÄ?u ve birçoÄ?unun bugün bile çalıÅ?ır olması Å?aÅ?ırtıcı. Koleksiyonda Leica’lar, Hasselblad’lar, Yashica’lar hatta eski KGB casus kameralarından bile var! Ama benim için asıl muhteÅ?em parça, eski Arap denizcilerinin usturlablarını anımsatan pozometreler.
Sadece bunlar mı? TaÅ? plaklar, ünlü fotoÄ?raf ustalarının imzalı fotoÄ?rafları, sokak tabelaları, arkasında ünlü Türk Å?airlerinin imzası bulunan boÅ? rakı Å?iÅ?eleri… Osmanlıca tabelalardan bir tanesi, Cahit Arf’ın evinin istimlakından bir iki önce evinden sökülmüÅ?! Ã?zerinde Fransızca ve eski alfabe ile “İstanbul Sular İdaresi” yazıyor.
Arkası imzalı Å?iÅ?elerden bir tanesini elime alıp okumaya çalıÅ?ıyorum: “23 Nisan 1978, bu Å?iÅ?eyi de güzel içtik!” İmzalar: Fikret Otyam, Ara Güler, Aziz Nesin…
İsimlerin gerisi okunmuyor… Bunun gibi diÄ?er 10-15 Å?iÅ?eyi süsleyen imzalar da silinmiÅ? geçen haftaki(*) su baskınında! Evet, su baskını, çünkü İsa Abi’nin üçüncü kattaki stüdyosunu, yukarı katta patlayan bir boru harabeye çevirmiÅ?! Ben röportaj için büroya geldiÄ?imde, yan odada “çöpe atılacaklar” bir kenara toplanıyordu… Maddi deÄ?erini bilemem ama manevi deÄ?eri ölçülemeyecek, fotoÄ?raf, belge, kitap, hatıra, çöpe gidiyordu!

FotoÄ?rafların anlattıÄ?ı öyküler
İsa Abi’nin tüm fotoÄ?raflarının ayrı bir öyküsü var. Her biri bambaÅ?ka bir dünyayı anlatır. Bazı fotoÄ?rafların ise öyküsü çok ayrı.
Taksim’deki o ünlü 1 Mayıs YürüyüÅ?ü’nde çekilen karede olduÄ?u gibi… Meydandaki tüm gazetecilerin yürüyen insanları çektiÄ?i anda, İsa Ã?elik’in gözü ‘insana dair” bir baÅ?ka kareyi yakalar. Å?ehre yeni gelen köylüler, “iÅ?çi-köylü bayramının” Å?aÅ?kınlıÄ?ını yaÅ?amaktadır.
“Hazreti İsa”nın en az her peygamberin olduÄ?u kadar deli olduÄ?unu söylemiÅ? miydim size? SoÄ?uk ve karlı bir Å?ubat gecesi, Ankara-İstanbul otobüslerinin mola verdiÄ?i Varan Bolu DaÄ?ı Tesisleri’nde çekilir bir lambanın fotoÄ?rafı. İsa Ã?elik, sabah otobüsle Ankara’dan İstanbul’a giderken konaklama tesisinde gördüÄ?ü sokak lambasını akÅ?amüstü ıÅ?ıÄ?ında hayal etmiÅ?, İstanbul’a döndüÄ?ünde dayanamayıp otobüsün bagajından üçayakı indirip kurmaya baÅ?lar! Otobüs, “İsa Peygamberi bekleyemediÄ?inden” gider, İsa Ã?elik bir sonraki İstanbul otobüsünü bekler bu kare yüzünden :).
Yukardaki kare ise Atatürk’ün eÅ?i Latife Hanım’ın KarÅ?ıyaka’daki evinin penceresine ait. İçerdekiler artık yok olmuÅ? bu virane evin küçük kiracılarıdır. O ev yok artık, Latife Hanım da, peki ya çocuklar? İsa Ã?elik, Latife Hanım’ı tanıyamamıÅ? olmaktan üzgün. Latife Hanım’ın o bir ömür boyu süren sessizliÄ?ini, “Ben bu sessizliÄ?e Greta Garbo’luk diyorum” sözleri ile anlatıyor…
Bir baÅ?ka karedeyse Haliç’teki Camialtı Tersanesi’nde iÅ?çiler artık paydosa hazırlanmakta. EreÄ?li Demir-Ã?elik’teki iÅ?çi ise çeliÄ?e su vermeye…

Kaybolan meslekler
Bazı kareler vardır, çekerken belki de bunu bir daha kimsenin çekemeyeceÄ?ini düÅ?ündüÄ?ünüz… İsa Ã?elik’in 1970′lerde Anadolu’nun dört bir yanını dolaÅ?arak çektiÄ?i “Kaybolan Meslekler” serisinin kareleri gibi.
Hasırcılar, kaÅ?ıkçılar, tüfekçiler, kelleciler… Artık eskide kalan bir dünyanın parçaları oldular. İsa Ã?elik için hepsinin hüzünlü bir öyküsü var.
“Tam bir Fellini filmi gibiydi!” diyor İsa Abi, kaÅ?ıkçılar için. KaÅ?ıkçıları çekmek için önce Konya’ya gitmiÅ? İsa Ã?elik. Konya’ya vardıÄ?ında kaÅ?ıkların orada yapılmayıp, “sadece boyandıÄ?ı”nı öÄ?renmiÅ?. Kısa bir araÅ?tırmanın ardından ver elini AkÅ?ehir! Neyse, maceralı bir yolculuktan sonra bir tahta kapıyı açmıÅ? ki, bir de ne görsün! Ben diyeyim 100 metre boyunda, siz deyin ki 150 metre geniÅ?liÄ?inde bir arsa… Arsanın üzerinde de güneÅ?e serilmiÅ? binlerce tahta kaÅ?ık!
Sohbet geliÅ?tikçe İsa Abi’den fotoÄ?rafçılıÄ?ın hilelerini de öÄ?reniyorum. Tüfekçilerde olduÄ?u gibi “görüntülenmekten” hoÅ?lanmayan meslek erbabı ile yarenlik fotoÄ?raf makinesini öylece masanın üzerine kormuÅ? İsa Abi… Arada bir çantadan bir objektifi çıkartıp onu siler, sonra da yerine, çantasına kaldırırmıÅ?. Hiç fotoÄ?raf çekmezmiÅ?, ta ki sokaktan bir horoz ya da inek geçinceye kadar… AlırmıÅ? eline kamerayı, çekermiÅ? horozu! 10 dakika sonra yoldan bir topal kedi mi geçti? “Ne enteresan kedi!” deyip onu çekermiÅ?. Normalde fotoÄ?raf çektirmek için binbir naz yapacak olan ustalar alınmaya baÅ?larmıÅ?: “Eee, horozu çektin, kediyi çektin… Bizi adam yerine koymaz mısın, be birader!”
Semerci “Ali Osman Amca” da bunlardan biri. İsa Ã?elik, son semerci ustası Ali Osman Amca’yı Beykoz’da bulmuÅ?. FotoÄ?rafları çekerken bu son semerci ustasının, “Å?eytan dürter” İsa Ã?elik’i; “Ali Osman Amca, nerden buluyorsun müÅ?teriyi İstanbul’da?”
Ali Osman Amca Å?öyle bir süzer İsa Ã?elik’i; “Delinin sorduÄ?una bak, İstanbul’da eÅ?ek mi ararsın?”
Uçurumun kenarında
Madem Kazancakis ile açtık yazımızı, yine onunla bitirelim. Yunan yazar Kazancakis’in kilise tarafından aforoz edilen İsa’sı, bir umutsuzluk anında “İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz” der.
“İsa Abi” neredeyse uçurumun kenarından, Toros’un fakir bir yörük ailesinden çıkarak kanatlanmıÅ?… Farkında deÄ?ilsiniz ama o fotoÄ?raflarıyla bize sadece insanları deÄ?il; kapıları, pencereleri, kedileri, İstanbul’u ile herÅ?eyi sevmeyi öÄ?reten kiÅ?i… Gerçek bir peygamber.
İyi ki varsın “Hazreti İsa”!
(*) Not 1: Bu röportaj 2003 yılının Eylül’ünde yapıldı. Dolayısıyla yazıda bahsi geçen su baskını o tarihlerde gerçekleÅ?ti.
Not 2: En yukardaki İsa Ã?elik fotoÄ?rafı, Sevgi Ã?içek’e ait. DiÄ?er karelerse, fotoÄ?rafların telif hakları çiÄ?nenerek çoÄ?altılmasını engellemek amacıyla, “uzun kenarı 320 piksel” ile sınırlı olacak Å?ekilde siteye konmuÅ?tur. Lütfen, yüksek çözünürlüklü hallerini talep etmeyin.
Not 3: Sebastiao Salgado, Henri-Cartier Bresson, Cem Boyner, Francesco Zizola derken “İsa Ã?elik” abimiz hakkında bir yazı yazmamak olmazdı. Bir Å?eyi 40 kere dilerseniz olurmuÅ?, siz de katılın bu duaya: “İsa Ã?elik albüm çıkarsın! İsa Ã?elik albüm çıkarsın! İsa Ã?elik…”









İsa Ã?elik gibi bir kiÅ?inin albümsüz olması, diÄ?er İsa'nın kitapsız
metin | 11 Åžubat 2006 | 1:01 amİsa Ã?elik gibi bir kiÅ?inin albümsüz olması, diÄ?er İsa’nın kitapsız olması ile eÅ? deÄ?erli.
Yok mu sizin yayın dünyasında bu iÅ?e el atacak ” sosyal yönü aÄ?ır basan ” bir yayıncı.
Ali, Ellerine saÄ?lık. Ã?ok güzel bir blog olmuÅ?. Belki de tüm
Atilla Aktuna | 11 Åžubat 2006 | 1:06 amAli,
Ellerine saÄ?lık. Ã?ok güzel bir blog olmuÅ?. Belki de tüm blogların içinde en iyilerinden…
Selamlar,
-a.
Atilla Aktuna! Eski ev arkadaÅ?ım, kardeÅ?im..
Ali IÅ?ıngör | 11 Åžubat 2006 | 1:47 amAtilla Aktuna! Eski ev arkadaÅ?ım, kardeÅ?im..
Sayın IÅ?ıngör blog unuza sevgili damadımız MEREN sayesinde ulaÅ?tım.Sizleri tanımaktan
cengiz güven- büyükbaba | 12 Åžubat 2006 | 12:14 amSayın IÅ?ıngör blog unuza sevgili damadımız MEREN sayesinde ulaÅ?tım.Sizleri tanımaktan büyük mutluluk duydum.Tüm blog u iki gündür inceliyorum.Yazılarınız ve ilgilendiÄ?iniz iÅ?lediÄ?iniz konular çok güzel.Yazılarınızı takip edeceÄ?im. BaÅ?arılı, saÄ?lıklı, mutlu günler diliyorum.
Ecz.Cengiz Güven BURDUR
Sevgili damadınız Meren'i ben de çok seviyorum. �vgülerinize gelince, ne
Ali IÅ?ıngör | 12 Åžubat 2006 | 9:51 pmSevgili damadınız Meren’i ben de çok seviyorum.
�vgülerinize gelince, ne diyeyim beni utandırıyorsunuz. :)
hocam, gerçekten çok keyifle okudum. ellerinize saÄ?lık. düzenli takipteyim bendeniz
bilmemkinedesem | 13 Åžubat 2006 | 4:31 pmhocam, gerçekten çok keyifle okudum. ellerinize saÄ?lık. düzenli takipteyim bendeniz de.
Saygılar
cok güzel hikayeler yazior ama benim daha cok bilgilere ihtiyacim
melis | 25 Haziran 2007 | 12:22 pmcok güzel hikayeler yazior ama benim daha cok bilgilere ihtiyacim var mesela tam olarak nezaman dogmustur camii icin kücük bir arastirma yapmam gerek……….
Bu yazıyı röportajdan çok baÅ?arılı bir portre yazısı olarak, hatta
Fatma Ã?zdirek | 5 Temmuz 2007 | 10:02 amBu yazıyı röportajdan çok baÅ?arılı bir portre yazısı olarak, hatta bir öykü olarak okudum. Sevgili İsa Ã?elik’i çok güzel anlatmıÅ?sınız.
DiÄ?er yazılarınızdan bazılarına Å?imdilik sadece göz atabildim, fırsat buldukça okuyup yararlanacaÄ?ım.
Saygı ile…