Düş gücü denizlerinin korsanıdır oyuncular…
14 Ocak 2006
Ali PoyrazoÄŸlu, bir süredir oyuncuların, palyaçoların, kuklaların, canlı müziÄŸin ve dansın iç içe geçtiÄŸi muhteÅŸem bir güldürüyü sunuyor. Tiyatronun perdesinin, koltuklarının, kostümlerinin, anılarının, kulise asılı kalmış tiradların satıldığı bir açık arttırmanın öyküsü olan “Ben Eskiden Küçüktüm” adlı oyunu Ali PoyrazoÄŸlu şöyle anlatıyor bizlere:
“Ben eskiden küçüktüm adlı yeni oyunumuz dün gece baÅŸladı. Herkes soruyor ne satıyorsunuz bu oyunda ne anlatıyorsunuz. Dedim ki bilet satıyoruz, sahnenin tozunu satıyoruz. Kardaki kuÅŸ izlerini satıyoruz. Satıyorum efendim, sahnenin tozunu satıyorum… Tozundan, tıpkı küllerinden yeniden dirilen Anka kuÅŸu gibi dirilecek olan, sahnenin tozunu satıyorum. Sahnenin tozu da kar gibidir… Kar gibi bembeyaz ve büyülü. Gece simsiyah, içi kararmış bir ülkede yatarsın, sabah bir kalkarsın ki, her yer bembeyaz. Kar yaÄŸmış… Büyülü bir el bütün pisliklerin, çirkinliklerin üstünü örtmüş… Karın mucizesi pencerene el sallıyor… Sahnenin tozu da öyledir tıpkı kar gibi inanılmaz bir büyüyle örter her ÅŸeyi… Tiyatroya gittin mi içine tertemiz bir havayı çeker gibi olursun… Oyun izlemek kısa bir süreliÄŸine de olsa yaÅŸamdan tatile çıkmak gibidir… Kar yaÄŸdı mı serçeler ortaya çıkar, dolaÅŸmaya baÅŸlarlar… Ben eskiden küçüktüm… Serçe olmak isterdim… Oyuncularda, seyircilerde bütün çocuklar küçükken serçe olmak ordan oraya uçmak isterler… İnsanoÄŸlu hem yaÅŸar hem de yaÅŸadıklarını gözlemleyip hafızaya alır. Bir gün kullanmak için biriktiririz bizler gözlemlediklerimizi. Kar yaÄŸarken camın kenarına oturur, bir serçe olduÄŸumu düşlerdim… Uçar giderdim evden dışarıya… Gider baÅŸka bir evin camının önüne konuverir içeriyi dikizlerdim. Ne olup bitiyor, içerdeki çocuk niye aÄŸlıyor. Bir kalp kırılınca nasıl bir ses çıkarıyor. Ufak kanat çırpışıyla kalkar giderdim düğün evinin duvarına… Türkü yakan damada eÅŸlik ederdim. Oradan ver elini ölü çıkan bir evin cumbasına… Üç kanat vuruÅŸu yol… Yitirilen evden çıkarken, çığlıklar nasıl düğümlenir birbirine… Onu da kaydederdim hafızama. Bizim gibi kuÅŸların kaderidir bu. Hem için acır, hem de dışardan bakan biri gibi acını izlersin, paramparça olursun. GözyaÅŸlarının ülkesi gizli bir ülkedir ki hepimizde anahtarı gizlidir. Biz tek kanatlı serçeler, siz tek kanatlı avare serçeler oradan oraya dolaşır dururuz… Gözyaşının sesi olur mu? Olur, bilirim… Biz duyarız gözden akan yaşın sesini. Kırılan kalbin sesini… Hepsini toplar oyunlara dönüştürürüz… Serçenin ÅŸakıması boÅŸuna deÄŸildir. Duyan kulaÄŸa öykü anlatmaktadır serçe. Serçelere benzer oyuncular biriktirdikleriyle, gözlemledikleriyle öyküler kurar, anlatırlar… “Ben bu dünyadan geçerken dinledim, durdum baktım, biriktirdim… Öykülerinizden öykülerimi, ÅŸarkılarınızdan ÅŸarkılarımı yarattım” der dolaÅŸan benim gibi avare serçeler. Tek derdim bu anlamsız, saçma küçük dünyalarımıza bir serçenin kanat çırpışının, ÅŸakımasının sesini izini bırakmak. YaÅŸamın kasvetini dağıtmak, azıcık içinizi açmak istemez mi bütün sanatçılar. Eh, ben de öyle yaptım iÅŸte. Arabalarınızın camına konarsam, sevgilinize sarılırken omzunuza iliÅŸiverirsem, mahpushanedeyken camınızın kenarında bitiverirsem… Bilin ki tekbaşınalıktan. Ayrılıklarda gidenin arkasından sizinle aÄŸlıyorsa bilin ki hep yalnızlıktan… Hep yalnızlıktan korktuÄŸum içindir ÅŸakımalarım. Onun için yalnızlığıma, yalnızlığınıza arkadaÅŸ olun diye öyküleri paylaşırım sizlerle… Hep paylaÅŸmak isterim… Bir iz kalsın diye… Bir serçenin ayak izleri kalsın sahnenin tozunun üstünde diye… SevdiÄŸimiz insanlar, oyuncular, yazarlar, ÅŸairler, seyirciler hep iz bırakırlar… Giderken iz bırakırlar. Kar yağıp izleri örtse de izlerin zihnimizdeki uzantısı kalır. Bıraktığımız izler sizin içindir, sizlerindir… Hepimiz uçmak isteyen tek kanatlı serçeleriz, ancak birbirimize sarılarak uçabiliriz. Var mı ötesi? Düş gücü denizlerinin korsanıdır oyuncular, seyirciler… İstedikleri limana demir atar… Satıyorum bayanlar baylar, “Ben Eskiden Küçüktüm” oyununda sahnenin tozunu satıyorum…”
(…)
“Ben Eskiden Küçüktüm”ü kaçırmayın derim. Oyunda Ali PoyrazoÄŸlu, 23 ciltlik Anıtkabir Özel Defteri’nden seçtiÄŸi bazı bölümleri seyircilerle paylaşıyor. ÖrneÄŸin aÅŸağıdaki sayfa, bu ülkede baÅŸbakanlık yapmış ve Anıtkabir defterine beÅŸ kere yazı yazan (ilk dördü ne yazık ki tüm çabalara raÄŸmen okunamıyor!) Tansu Çiller’e ait:
“Yüce önder. Ulu ve büyük Atam!
DoÄŸru Yol Partisi’nin 14′üncü yılını idrak ediyoruz (Sonra 14′ün üzerini karalamış, 15 yapmış). Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ve demokrasinin bekçileri olarak 16′ıncı yılımızda huzurundayız… Davamız yarım asırlık yani 65 yıllık bir davadır. Milliyetçilik ve çaÄŸdaÅŸlık yolunda yarım asırdır yani tam kırk yıldır yürüyoruz. Bu ülkenin çimentosu olmanın sevinci içindeyiz. Biz bu ülkenin çimentosuyuz. Bizimle tuÄŸlaları yapıştıracaklar, duvar örecekler, bina yapacaklar, içimize girecekler. İlkelerinin ışığı altında partimizin 17′nci yılını kutluyor saygılar sunuyorum.
Görüşmek üzere…”
.








ya ilahi siz kadın siyasetçi matematikçi mi kardeşim.iki sayı yanlış
YALNIZLIK OKULU | 15 Ocak 2006 | 1:44 pmya ilahi siz kadın siyasetçi matematikçi mi kardeÅŸim.iki sayı yanlış yazmış…siz bir yazıyı yazana kadar kaç kere yanlış yazıyorsunuz…
hep eleÅŸtiri hep eleÅŸtiri:)))
tansu çiller'in gafları malum. bundan beterleriyle ciltler dolar. ama anıtkabire
Anonymous | 16 Ocak 2006 | 3:34 pmtansu çiller’in gafları malum. bundan beterleriyle ciltler dolar. ama anıtkabire büyük ihtimalle yazılı metinle gidiyordur. bu metin bana fazlasıyla kurgu gibi geldi. bir sakıncası yok, ama söylemekte, ayırdetmekte fayda var.
Muhterem "Yalnızlık Okulu" kardeşim, Cahil cehaletiyle karışık ukalalıktan önce, sitenizdeki yazım
Metin | 17 Ocak 2006 | 12:08 pmMuhterem “Yalnızlık Okulu” kardeÅŸim,
Cahil cehaletiyle karışık ukalalıktan önce, sitenizdeki yazım hatalarını düzeltin hele bir siz…
Sayın anonim arkadaşım,
O kadının Anıtkabir’e yazılı metinle gittiÄŸini hiç sanmıyorum. Danışmanları eline bir metin tutuÅŸturmuÅŸlarsa bile, yazarken yüzüne gözüne bulaÅŸtırmıştır! Muhtar bir, Tansu iki. (Sahi, bu ikisinden muhteÅŸem bir “MuhteÅŸem İkili” çıkardı!)
Ali Poyrazoğlu'nun tiyatrodan çok satış konusunda uzman olduğunu düşünüyorum, ne
burçak | 17 Ocak 2006 | 12:11 pmAli PoyrazoÄŸlu’nun tiyatrodan çok satış konusunda uzman olduÄŸunu düşünüyorum, ne yazık ki. Samimiyetine hiç mi hiç güvenmiyorum.
Metin Bey; Yalnızlık Okulu'nu yanlış anladığınızı düşünüyorum. Onun ince bir alayla
Ali Işıngör | 17 Ocak 2006 | 2:39 pmMetin Bey;
Yalnızlık Okulu’nu yanlış anladığınızı düşünüyorum. Onun ince bir alayla asıl söylemek istediÄŸi, “Tansu Çiller elbet yapmıştır bunu…” minvalinde bir ÅŸeydi.
Bu arada hani kırmasak diyorum birbirimizi?
tansu çiller'den günahım kadar bile hazzetmem, ama metnin kurgu olduğundan
Anonymous | 19 Ocak 2006 | 1:42 pmtansu çiller’den günahım kadar bile hazzetmem, ama metnin kurgu olduÄŸundan hala şüpheliyim. dedim ya, yalnızca ayırdetmek açısından.. sonra, gerçekten yaptıklarına da inandırmak zor olur insanları. kendisinin dil gaflarından çok daha büyük günahları var.
kırıcı olmamak, üsluba dikkat etmek tamam. ama sitelerine “bu sitede de ayrı yazılır” linkleri koyanların çok basit hatalarla yazmaları gibi örneklerle dolu ortam. yani, baÅŸkalarına laf edenlerin kendi yazdıklarına da bakmaları gerekiyor galiba. en azından okunmalarını kolaylaÅŸtıracak virgülleri ihmal etmeseler..
Kırıcı üslubum için özür dilerim. Yalnızlık Okulu kardeşimin benim sert
Metin | 23 Ocak 2006 | 1:04 pmKırıcı üslubum için özür dilerim. Yalnızlık Okulu kardeşimin benim sert üslubuma aynı sertlikte cevap vermeyişine de samimi duygularımla şapka çıkardım. Saygıyla arzolunur.
Yani hiç cevap vermeyip beni yanlış tutumumla başbaşa bırakmasına demek
Metin | 23 Ocak 2006 | 1:06 pmYani hiç cevap vermeyip beni yanlış tutumumla baÅŸbaÅŸa bırakmasına demek istedim…
Metin Bey; Olgun davranışınız için teşekkür ederim.
Ali Işıngör | 23 Ocak 2006 | 2:05 pmMetin Bey;
Olgun davranışınız için teşekkür ederim.