Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • DiÄŸer maceralar
  • Kampanya
  • İletiÅŸim

Vespa satın alanlar, günah işler!

17 Ekim 2005
motosiklet, hayat


Dinler mitolojisi ilginç bir konudur, kurcalamaya kalktığınızda sizi ya içine alıp 72 bin âlemin sırrına ya da heretikliÄŸe (tanrı tanımaz) iter. Dinler mitolojisi son derece keyifli olmasının dışında, demin yukarda bahsettiÄŸim tehlikeleri de içerir. Özellikle de üç büyük dinin etimolojik, kültürel, tarihsel kökenlerini kurcalamaya kalktığınızda…

Üç büyük dinin birbirine en çok yaklaÅŸtığı bölümler, üç büyük peygamberden önce gönderilen “küçük peygamberler”, tufan ve yaradılış efsanelerinin anlatıldığı bölümlerdir. Üç aÅŸağı beÅŸ yukarı, Hz. Adem ile Havva’nın cennetten kovulması öyküsü, üç dinde de aynıdır. Bir yılan ÅŸekline giren ÅŸeytan, Hz. Adem’i kandırabilmek için Havva’nın “kadınsal” merakını kullanır. Bu dini öyküde tek deÄŸiÅŸen, Hıristiyan mitolojisindeki “yasak elma”nın İslam inancında buÄŸdaya dönüşmüş olmasıdır.

Biraz tehlikeli sularda yüzüp, etimolojiye ne dersiniz? Öyleyse sıkı durun! Havva kelimesiinin etimolojik kökeni, antik İbranice’deki “İva” kelimesine dayanır ki, kelime anlamıyla “kötülük” demektir! Günümüz Arapçası’nda Havva kelimesinin eÅŸanlamlılarından biriyse “yalancı”dır. “Elma yemek” kalıbı ise neredeyse tüm batı dillerinde tek bir anlama gelir: “Günah iÅŸlemek, seks yapmak”.

1968′de İtalya’yı kelimenin tam anlamıyla sarsan yeni bir Vespa modelinin reklamı tam da bu cümleye dayanıyordu… Motosikletiyle son sürat giden yakışıklının arkasındaki kız, düşmemek için çocuÄŸa sıkı sıkı sarılmaktadır. Tabi bu yüzden rüzgârla açılan eteÄŸine de hâkim olamadığı için ortaya bir çift güzel bacak çıkmıştır. İlanın yanında ÅŸu sözler yazılıdır: “Chi compra la Vespa, mangia la mela!”

“Vespa satın alanlar, elmayı yer!”

Vespa firmasının motosikletini satın alanları “elmayı yemek” yani günah iÅŸlemekle suçladığı modeli, Vespa’nın Granturismo’sunun ta kendisidir! 1946′dan beri yuvarlak hatlarıyla kendisine milyonları aşık eden Vespa’nın bu modeli, bu satırların yazarının yıllardır rüyalarına girmektedir! Tamam, yüksek gümrük vergilerinden ötürü Türkiye’deki satış fiyatı 8 milyara yakın bir paradır ama “günah iÅŸleme”nin cazibesi, her türlü mantığın ötesindedir!

Biliyorum, Vespa’nın yarı fiyatına Bir Honda Scooter, onun da yarı fiyatına Kanuni marka “iki tekerli düldül” satın alınabilir ama bana söyler misiniz Allah aÅŸkına, bir Vespa’nın yerini ne tutabilir?

EÅŸim de benim gibi bir Vespa tutkunu. Ama bu bile, benim “günah iÅŸlemeye” ne kadar meyilli olduÄŸumu ondan saklamama yetmiyor. Birkaç ay önce aramızda şöyle bir muhabbet geçti aramızda:

O: Åžimdi sen arkana kızları da alırsın bununla…
Ben: Kesinlikle!
O: Demek öyle Ali Bey?
Ben: AÅŸkım, bak bunun sloganı, “Vespa satın alanlar, günah iÅŸler” bir kere… Hem bu yaptığım kötü bir ÅŸey deÄŸil, hem adı üstünde, “peygamber sünneti”!

Yorumlar
4 yorum var
Kategori
Hayat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Mozilla Firefox 1.5′da neler olacak?

15 Ekim 2005
mozilla


Mozilla Firefox 1.5′un ilk aday sürümü (release candidate) ayın 28 ‘inde nihayet karşımızda olacak. Bir aksilik olmazsa, 9 Kasım gibi 1.5′uncu sürümü de göreceÄŸiz.

14 Ekim itibariyle 1.0′dan bu yana 3.601 iyileÅŸtirme ve düzeltme gören bu sürümde pek çok yenilik var. Bu arada Mozilla geliÅŸtiricileri büyük bir “bahar temizliÄŸine” girerek Bugzilla’ya girilen ama doÄŸrulanamayan ya da son bir yıl içinde kimsenin ÅŸikayet etmediÄŸi 9.722 bug’ı “expired” ÅŸeklinde iÅŸaretlediler. Bu bugların büyük bir kısmının, 1.5′ın çok daha temiz olan kodları yazılırken temizlendiÄŸi düşünülüyor.

Mozilla Firefox’da 1.5′daki yeniliklerin listesi şöyle:

  • Yeni bir “Seçenekler” arayüzümüz var. Bu yeni pencere, tablara dayanan daha kolay bir arayüze sahip. Cookie (Çerez) yönetimi de büyük ölçüde kolaylaÅŸmış. Her çereze ya da her siteye ayrı bir kural oluÅŸturabiliyorsunuz artık!
  • Scalable Vector Graphics (SVG) desteÄŸi.
  • Clear Private data. Tarayıcı geçmiÅŸi, çerezler, cache, otomatik form girdileri, kayıtlı ÅŸifreleri tek bir komutla silip izlerini yok etmek isteyen paranoyaklar için birebir!
  • Bfcache. Aynı oturum içinde İleri ve Geri (Back & Forward) tuÅŸlarına tıkladığında sitenin cacheden gösterilmesi. Bugüne dek sadece Opera’da olan bu özellik, gereksiz yükleme sürelerini sıfıra indiriyor.
  • Incremental update. 1.5′dan itibaren Firefox’u update etmek için yeni sürümün tamamını indirmenize gerek kalmayacak. 400-500 K’lık paketlerle sürüm yükseltilebilecek.
  • FTP sitelerine anonim olarak baÄŸlanabilme.
  • XForms desteÄŸi.
  • Yeni eklenti (extension) sistemi. Artık eklentileri tek tek ya da hepsini birden update edebiliyorsunuz.
  • Sekmelerin (tab) yerini deÄŸiÅŸtirme ve düzenleyebilme özelliÄŸi.
  • Update notification window.
  • Mac OS X sistemler ile artan uyumluluk. Dock üzerindeki Firefox logosuna artan sayıda dosya tipini taşıyabiliyorsunuz. Safari Profile Migrator.
  • Firefox ile düzgün çalışmayan siteleri raporlama aracı.
  • Pop-up blocker, artık plug-in’leri kullanarak açılan pencereleri de engelliyor. Flash tabanlı pop-up’lara elveda!
  • Atom RSS desteÄŸi.
  • 404 hatası gibi uyarılar için yeni uyarı sayfaları.
  • Download Manager, artık indirilen dosyaların yüzdesini doÄŸru bir ÅŸekilde hesaplıyor.
  • Java Script Console’a yeni ikonlar eklendi, bazı ikonlar elden geçirildi.
  • Yardım (Help) dosyaları baÅŸtan yazıldı.
  • Yazma Özellikleri (Print Setup) büyük ölçüde düzeltildi.
  • Web sayfalarında 1.0.x sürümlerine kıyasla %14 daha hızlı rendering, %12 daha az bellek (memory) kullanımı

Mozilla Firefox’un Türkçe eklentiler sayfası ise ÅŸurada.

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

En iyi daktiloya sahip fotoğrafçı: Cem Boyner

13 Ekim 2005
fotoÄŸraf, cem boyner


“Foto muaabiri ara güyleriyyyn offiysi!”

Ara Güler’in telefonu böyle açılır… Ara Abi, kulakları çınlasın, elinizde o çok megapiksellik ve kocaman objektifli sayısal fotoÄŸraf makinelerinden birini görürse şöyle diyecektir size “EvlaÄŸdım! O ne ööle, tıraÅŸ makinessi gibi!”

Çok da haksız sayılmaz. Onun için tek bir makine vardır, bir ceketin cebine rahatlıkla sığabilecek büyüklükteki Leica’sı… Hatta size bir sır vereyim mi? Ara Abi, CCD, RAW format, megapiksel, JPEG nedir bilmez! Adı üstünde, Ara Güler’dir o! Ona makinenizin özelliklerini anlatmaya kalkışırsanız, en fazla size muzip bir gülümsemeyle “En iyi makine en iyi fotoÄŸrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı” der!

Bunu niye anlattım…

Son günlerde, ansızın fotoÄŸraf sanatını keÅŸfeden necip Türk basınının -ki ben de bu yapının içindeyim-, Cem Boyner’in Darphane binasındaki sergisi “Uzaktaki Yakın-Yakındaki Uzak”a sayfalarını çarÅŸaf çarÅŸaf açtığını görüyorum.

Söz konusu fotoÄŸraf sergisi, iki ana temaya ayrılmış. Birincisi, Cem beyimizin stüdyo ortamında, vücut çalıştıkları her hallerinden belli olan Beymen modellerinin “Nü” fotoÄŸraflarından oluÅŸuyor. Bu fotoÄŸraf sergisi için bastırılan katalogların kalınlığına, İstanbul’un otobüs duraklarına konan sergi afiÅŸlerini düşündüğünüzde, içine düştüğünüz dehÅŸet duygusu daha da büyüyor… Herhangi bir üniversitenin fotoÄŸrafçılık bölümünde, birinci sınıf öğrencilerinin çekmesi gereken ama fakültenin bir model tutmaya parası olmadığından mahrum kaldıkları kareler, son 10 yılın en çok ses getiren “fotoÄŸraf sergisi”nin temasını oluÅŸturuyor!

İşin daha da kötüsü, karşımızdaki ne ışığı kullanmayı ne de sanatçı yaratıcılığından nasibini almış birisidir. Karelerine hâkim olan genel donukluğu, zekâ pırıltısı eksikliğini görmemek imkânsız gibidir.

Bir an karşınızda Picasso’nun tablosuna bakıp bakıp, “Ne olmuÅŸ yani? Bunu ben de yaparım!” diyen Kenan Evren’in özgüveni ile bir bestseller roman yazacağını söyleyen Banu Alkan’ın cesaretinin bir karışımını görür gibi oluyorsunuz!

Serginin ikinci kısmı olan “Uzaktaki Yakın” kısmındaysa Cem Boyner’in Afrika’ya yaptığı turistik gezisinde “Hanım, dur ÅŸunu da çekeyim de sergiye koyalım” diyerek çektiÄŸi “fotoÅŸipÅŸak”lar, yüreÄŸinizi biraz daha sıkıştırıyor.

Yukardaki kareyi ele alalım. Cem Bey’in “doÄŸru kadraj” diye bir kaygısının olmadığı, karşımızdaki yapının sol yanının kadrajdan biçimsiz bir ÅŸekilde uçmuÅŸ olmasından anlaşılıyor. FotoÄŸrafın saÄŸ yanındaki garip mavilikten, beyimizin polarize filtre kullanmayı henüz öğrenemediÄŸini de anlıyoruz. Fena halde Banu Alkan bir pozisyonla karşı karşıyayız sayın seyirciler, Cem Bey objektifine polarize filtreyi takmış ama onu ışığa göre saÄŸa ve sola çevirmesi gerektiÄŸini bilmemektedir! Ama buna da dua edelim, objektifin kapağını çıkarmayı unutmuÅŸ ve bunu filmlerin banyosu sırasında, Türkiye’de de öğrenmiÅŸ olabilirdi! Neyse ki bu safhayı aÅŸmışız…

AÅŸamadığımız ÅŸeyler de var elbet… “Kompozisyon” gibi örneÄŸin. ArkadaÅŸ Afrika’da Mali’ye kadar gitmiÅŸ, Timbuktu’daki bu muhteÅŸem yapının karşısında “yakalaya yakalaya” fotoÄŸrafın saÄŸ tarafında bir grup insanın durduÄŸu, sakil bir kompozisyonu yakalamıştır! Ah be Cem! FotoÄŸrafçılık zor bir iÅŸtir, insanlara “çiiiiz” dedirtip fotoÄŸraf çektirmeye (sergisinde bu karelerden mebzul miktarda mevcut) benzemez! Sabreceksin ve insanlar istediÄŸin yere gelinceye kadar bekleyeceksin…

Kıssadan hisse, kesinlikle gidilmesi, görülmesi ve “ibret alınması” gereken bir sergi açmış Cem Boyner… Kendisini “esefle kınıyor” ve bundan sonraki sanatsal yaÅŸamında mümkünse fotoÄŸraf çekmemesini diliyoruz.

İstediÄŸi kadar “iç” çekebilir.

Yorumlar
3 yorum var
Kategori
FotoÄŸraf
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Nobel’i kim alacak?

12 Ekim 2005
edebiyat, nobel


Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan kiÅŸinin açıklanması, tarihinde ilk defa bir hafta gecikmiÅŸ durumda. Ciddiyetiyle tanınan İngiliz gazetesi The Observer’ın bu gecikmenin nedenini akademinin Orhan Pamuk konusunda ikiye bölünmesine baÄŸlamasıyla, Türkiye’de bütün gözler, yarın saat 13:00′de yapılacak açıklamaya döndü.

Benim kimin kazanacağına dair bir tahmin, bir de temennim var elbet. Ama bunu sizinle paylaşmadan önce, bu yıl ödül için kimlerin adı geçiyor, bunu bir hatırlayalım.

  • Ali Ahmad Said: Adonis ismiyle de tanınan Suriyeli ÅŸair, son derece lirik ÅŸiirler yazan bir Arap ozanı. Lübnan’da iç savaşın patladığı 1980 yılında Paris’e kaçan ÅŸair, Suriye’deki Baas yönetimine ve Esad rejimine muhalif kimliÄŸi ile öne çıkıyor.
  • Ko Un: 1931 doÄŸumlu Güney Koreli ÅŸair Ko Un’un hayatı, manastır ve hapishanelerde geçti. İnandığı deÄŸerlerden ötürü bugün ülkesinde inanılmaz saygı gören Koreli ÅŸair, 1982′de hapishaneden son kez çıktığından bu yana 100 kadar ÅŸiir kitabı yazdı.
  • Milan Kundera: Varolmanın Dayanılmaz HafifliÄŸi, Åžaka, Gülünesi AÅŸklar gibi ülkemizde de çok satan kitapların yazarı olan Çek yazar Milan Kundera, bu yıl içinde çıkardığı “The Drop Curtain” ile beÅŸ yıl aradan sonra tekrar okurlarıyla buluÅŸtu.
  • Amos Oz: Mevcut İsrail rejimine karşı olan ve bir Filistin devletinin kurulmasını savunan İsrailli yazar Amos Oz’un, 1998 yılında ülkesinin en büyük edebiyat ödülü olan “İsrael Prize”ı kazanması herkes için büyük bir ÅŸok olmuÅŸtu. Amos Oz, bu yılki Nobel Edebiyat Ödülü’nün güçlü adaylarından.
  • Orhan Pamuk: Farklı ve mistik ögeler taşıyan üslubuyla, Avrupa’da eleÅŸtirmenlerin dikkatini üzerine çeken Orhan Pamuk’un adaylar arasında üzerinde en çok tartışılan isim olduÄŸu bir gerçek. Son beÅŸ yıllık satış grafiklerine bakıldığında, kitapları Avrupa’da tüm diÄŸer adaylardan çok daha fazla satan Pamuk’un önünde üç büyük handikap var. Ermeni sorunu hakkındaki sözlerinin ödülü tartışmaya açacak olması, diÄŸer adayların ilerleyen yaÅŸları dolayısıyla ödülü almak için azalan fırsatları ve hepsinden önemlisi, bir diÄŸer Türk yazarı YaÅŸar Kemal henüz hayattayken ödülü ona vermeyi açıklamanın zorluÄŸu…
  • İsmail Kadare: Fransa’nın desteÄŸini arkasına alan Arnavut yazar İsmail Kadare, Ölü Ordunun Generali’ni yazdığı 1961 yılından beri sırada bekliyor. Bu yılın Man Booker Ödülü’nü Kadare kazandı.
  • Ryszard Kapuscinski: Polonyalı gazeteci Kapuscinski, araÅŸtırmacı gazeteciliÄŸin dünyadaki en büyük abidelerinden biri. Akademi’nin Nobel Edebiyat Ödülü’nü bir gazeteciye vermesi zor gibi gözükse de, Polonyalı yazarın adı olası adaylar arasında.
  • Joyce Carol Oates: Amerikalı oyun yazarı, ÅŸair, fantastik roman yazarı ve öykücü Oates, bu yılki ödülün güçlü adaylarından biri.

Åžimdi gelelim “fakir” kulunuzun bu yılki tahmin ve temennilerine…

Tahminim, bu yılki ödülü Adonis’in kazanacağı yönünde. Temennim ise, tamamen kiÅŸisel beÄŸenilerim doÄŸrultusunda olacak: Ryszard Kapuscinski…

Peki, sizin “tahmin” ve “temenni”leriniz kimler?

Not: Soracak olanlara ÅŸimdiden söyleyeyim: Orhan Pamuk’un tartışmalara sebep olan sözlerinin yukardaki “temenni” ile hiçbir ilgisi yoktur!

Yorumlar
5 yorum var
Kategori
Edebiyat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

An Gelir…

11 Ekim 2005
edebiyat, attila ilhan


an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir ÅŸimÅŸek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı’nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Attila ölür…

Yorumlar
4 yorum var
Kategori
Edebiyat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Mecmua deÄŸil, tam bir mec-muamma!

10 Ekim 2005
fotoÄŸraf


Bir dergi bu kadar mı güzel olur? Bu kadar mı kaliteyi sektirmeden yayınına devam edebilir? Bazen onu terk ettiÄŸim, onu unuttuÄŸum da oldu. Bayiden satın almayı aksatsam da, bir mecmuadan çok “mec-muamma” idi benim için… İşin yoksa “GeniÅŸ Açı” al, bütün haftasonun o 96 sayfa, o “muamma” içinde kaybolsun!

Bu sayısında ne varmış bakalım? “Efsanesinden kaçan fotoÄŸrafçı Robert Frank”! Haftasonu yazı yazmam lazım benim, siz ÅŸaka mı yapıyorsunuz? Hadi siz iptal oldunuz, elalemin yazı iÅŸleri müdürlerinden ne istersiz, bre densizler!

Bu arada posta kutuma bir haber düştü. Bir dergici olarak son derece kıskandığım yayınlardan biri olan GeniÅŸ Açı’yı satın almamak için alın size bir neden daha! Hasetten çatlıyoruz efendiler! Çat-lı-yor-uz!

Haber şöyle:

“FotoÄŸraf alanındaki en saygın ödüllerden olan Lucie Ödülleri‘nde “Yılın FotoÄŸraf Dergisi” kategorisinde GeniÅŸ Açı da yarışacak.

GeniÅŸ Açı FotoÄŸraf Sanatı Dergisi, dünya çapındaki en prestijli fotoÄŸraf ödüllerinden biri olan Lucie Ödülleri’nde (Lucie Awards) “Yılın FotoÄŸraf Dergisi” kategorisinde aday gösterildi. Önceki yıllarda American Photo ve PDN dergilerinin ödüllendirildiÄŸi bu kategoride GeniÅŸ Açı’nın yanı sıra Amerika, İngiltere ve Fransa’dan beÅŸ dergi daha yer alıyor. Ödül töreni, 17 Ekim Pazartesi günü New York’ta gerçekleÅŸtirilecek.

Fotoğraf dünyasının Oscarları olarak adlandırılan Lucie Ödülleri, dünyanın en iyi fotoğrafçılarının eserlerini onurlandırmayı, genç yetenekleri keşfetmeyi ve fotoğraf sanatının daha fazla takdir edilmesini sağlayan genç bir organizasyon. Reklam Fotoğrafı, Belgesel Fotoğraf, Moda Fotoğrafı, Fotojurnalizm, Portre Fotoğrafı ve Spor Fotoğrafı gibi çeşitli dallarda üretim yapan fotoğrafçıların uluslararası bir jüri tarafından yılın fotoğrafçısı olarak belirlendiği Lucie Ödülleri, aynı zamanda fotoğraf dergileri, art direktörler, fotoğraf editörleri, fotoğraf kitabı yayımcıları gibi fotoğrafın daha geniş kitlelerle buluşmasını sağlayan yaratıcı dünyanın üyeleri arasından da yılın en iyilerini belirliyor.

Bu yıl William Klein, Larry Clark, Hiro, Peter Lindbergh gibi fotoÄŸrafçıların “Üstün BaÅŸarı Ödülü” alacağı Lucie Ödülleri’nde önceki yıllarda Henri Cartier-Bresson, Mary Ellen Mark, Herb Ritts, Annie Leibovitz, Gordon Parks, Helmut Newton, James Nachtwey, Sebastiao Salgado gibi fotoÄŸraf dünyasının önemli isimleri de ödüllendirilmiÅŸti.”

(…)

GeniÅŸ Açı’ya daha nice Lucie ödülleri diliyoruz… Türkiye’de bir fotoÄŸraf dergisini “inatla” sekiz yıl boyunca çıkartmanın bedeli hangi ödülle ödenebilir ki?

İyi ki varsın Geniş Açı!

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
FotoÄŸraf
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Son yılların en güzel toplantısı

9 Ekim 2005
gpl, creative commons


Uzun zamandır bu kadar çok sayıda “güzel insan”la bir araya gelmemiÅŸtim. Bir hafta kadar öne bana birileri Cafe Kafka’nın üst katında 28 kiÅŸiyi toplayacağımızı ve üç saat boyunca Creative Commons, GPL, FDL gibi konuları tartışacağımızı söyleseydi herhalde inanmazdım! Ama gerçek oldu ve “havanda su dövme”nin dışında, hemen herkesin yeni bir ÅŸeyler öğrendiÄŸi ve elle tutulur önerilerin yapıldığı bir toplantı oldu bu…

Neler öğrenildi peki? Öncelikle toplantıya katılan hemen herkesin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘nun (FSEK) açık yazılıma dair neler getirdiÄŸi konusunda bir fikri oldu…

Öncelikle ilgili yasanın 16. maddesinin ikinci paragrafı son derece ilginç:

“Eser sahibi kayıtsız ve ÅŸartsız olarak izin vermiÅŸ olsa bile ÅŸeref veya itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü deÄŸiÅŸtirilmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleÅŸme yapılmış olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür.”

Bu madde, GPL gibi “hak devri”ne yani yapılan bir iÅŸin baÅŸkaları tarafından geliÅŸtirilmesine ve aynı koÅŸullar altında üçüncü kiÅŸiler tarafından dağıtılmasına izin veren lisanslarda sorun yaratacaÄŸa benziyor. Şöyle bir ÅŸey düşünelim: Bir açık yazılım yazdınız ve bu yazılımdaki bir hata, dışardan birisi tarafından yamanmış olsun. Bu haliyle kanun, “kötü niyetli” kiÅŸilerin, binlerce insan tarafından oluÅŸturulan Mozilla gibi yazılımları ya da koskoca bir iÅŸletim sistemini bloke etmesinin önünü açabilir!

Son olarak 2001 yılında üzerinde bazı deÄŸiÅŸiklikler yapılan kanunun “sakat” doÄŸduÄŸunu ve Borçlar Hukuku’nun temellerinden biri olan “sözleÅŸme serbestisi” ilkesi ile çeliÅŸtiÄŸini söylemek, pek yanlış olmaz. Kanun içinde baÅŸka ilginç maddeler de yok deÄŸil. ÖrneÄŸin 38. madde:

“Bilgisayar programını yasal yollardan edinen kiÅŸinin programı yüklemesi, çalıştırması ve hataları düzeltmesi sözleÅŸme ile önlenemez.”

Bu ne perhiz, bu ne lahana turÅŸusu! Yasanın bu maddesi kaynak kodlarına eriÅŸim hakkı verirken, Microsoft Windows gibi kapalı iÅŸletim sistemlerine “ters mühendislik” yoluyla müdahalenin önünü açıyor! Aynı yasa içinde, 16. madde ile çeliÅŸen ve son derece “ilerici” bir bir baÅŸka madde!

Sonuç olarak, bir hukukçu deÄŸilim ama FSEK içinde “komÅŸu haklar”ın belirlendiÄŸi bölüme açık kaynak kodlu sistemler için bir “istisna”nın konması gerektiÄŸini düşünüyorum.

Toplantıda konuÅŸulan bir diÄŸer konuysa, Creative Commons’ın bir yapı olarak (belki bir yasal ÅŸemsiyenin altında) Türkiye’ye getirilmesiydi… Henüz ortada fol yok yumurta yok ama bu iÅŸ için “taÅŸ taşımaya” gönüllüler, üç aÅŸağı beÅŸ yukarı belli oldu gibi: Ben, Boran PuhaloÄŸlu, Berkin BozdoÄŸan ve belki de A. Murat Eren…

Benzer bir ÅŸekilde, GPL iletiÅŸim listesi bugünlerde kuruluyor. Bunun da duyurusunu buradan yaparız artık…

Muhtemelen üç hafta sonra buna benzer ama daha geniÅŸ katılımlı bir ikinci toplantıyı, Bilgi Üniversitesi’nde düzenlemeyi düşünüyoruz. Yetkin bazı anayasa profesörlerini ve avukatları davet edeceÄŸimiz bu ikinci toplantı, birincisini kaçıranlara “ilaç gibi” gelecek…

Henüz konuÅŸmak için erken ama kiÅŸisel olarak benim niyetim, muhtemelen nisan ayında Bilgi Üniversitesi’nde yapılacak olan “Özgür Yazılım ve Açık Kaynak Günleri“ne kadar iÅŸin Creative Commons tarafında duracak bir yapıyı ayaÄŸa kaldırmak… Lawrence Lessig’in de katılacağı bir parti ile kutlasak diyorum hani CC Türkiye’nin kuruluÅŸunu, fena mı olur?

Bu arada kimler vardı toplantıda? Yukarda saydığım arkadaÅŸların dışında, benim hatırladığım, Selçuk Erdem (Penguen), Hakan Uygun (serbest yazılımcı), Görkem Çetin (Pardus geliÅŸtiricisi), S. ÇaÄŸlar Onur (Pardus geliÅŸtiricisi), Erkan Tekman (Pardus Proje Yöneticisi), Eray Özkural (Pardus geliÅŸtiricisi), Barış Metin (Pardus geliÅŸtiricisi), Gürer Özen (Pardus geliÅŸtiricisi), Bülent MurtezaoÄŸlu (danışman), Fırat Işıldak (avukat), Osman KöroÄŸlu (serbest gazeteci), Arda Çetin (geliÅŸtirici) ve UÄŸur Devril (öğrenci-blogger) vardı. İsimlerini unuttuÄŸum ya da tanışmaya fırsat bulamadığım arkadaÅŸlardan ÅŸimdiden özür diliyorum…

(…)

Eminim baÅŸka arkadaÅŸların da aklına gelmiÅŸtir ama yine de söyleyeyim. Selçuk Erdem’den Pardus için bir tema istesek, bizi dövmeye kalkışır mı acaba? Dünyanın en güzel tavuk, inek ve penguenlerini çizen adam karşımızdaki… Ayrıca benim kedim de aynı fikirde!

Yorumlar
2 yorum var
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Pardus RootFS ve Kafka toplantısına son çaÄŸrı…

7 Ekim 2005
pardus, gpl, creative commons


Bu ayki dergi kapağımızı süsleyen Pardus’un ÇOMAR ve PİSİ’yi de içeren ilk kök dosya sistemi Root FS, 0.1 sürüm numarasıyla dün yayınlandı. Bilgisayarımın d:\ dizinine bu akÅŸam kurmaya çalışacağım. Daha önce hiç Root FS kurmamıştım, bakalım bunun altından kalkabilecek miyiz?

Bu arada yarın saat 13:00′de Kafka’da yapılacak toplantıya herkesi bekliyoruz. Güzel ve ilginç katılımlara sahne bir buluÅŸma olacaÄŸa benziyor :)…

Neyse, gerisini yarın Kafka’da konuÅŸuruz!

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

« Previous Entries Next Entries »

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Biliyor Musunuz?


Son Yorumlar

  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi… yazısı için sohbet tarafından yapılan yorum
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? yazısı için istanbul kücükcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • Bir geliÅŸtirici olmak… yazısı için istanbul kücükcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • 10 kaplan gücünde geliyoruz! yazısı için ela kurt tarafından yapılan yorum
  • Blogların gücü adına… yazısı için atakan tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (12)
  • Özgür yazılım (92)
  • Blogger (29)
  • CoÄŸrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • FotoÄŸraf (11)
  • Hayat (58)
  • Kültür (52)
  • Politika (25)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)

ArÅŸiv

  • Åžubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • AÄŸustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Åžubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • AÄŸustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Åžubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • AÄŸustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal Åžalala”
  • Åžark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç düşünce…
  • Just for fun!

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • Özlem Pak Işıngör
  • Barış Metin
  • Duygu Özpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma Åževkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Bunları dinliyorum

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox