“Bir ihtimal daha var…”

, , ,


Bu yıl 13 Ağustos günü Can Baba’nın aramızdan ayrılışının 6. yılını anacağız. O tarihlerde yeni bir sayının en “civcivli” günlerini yaşayacağımdan, kafamdaki yazıyı şimdiden kağıda dökeyim dedim…

Can Yücel’in pek bilinmeyen bir özelliğinden bahsetmek istiyorum size bugün. Şairliğinin, bohem hayatının, güzel küfürlerinin “gölgesinde kalmış”, ama bence onun asıl dehasını gösteren yanından bahsetmek istiyorum sizlere…

Yanılmıyorsam Jean Cocteau’nun ünlü bir lafıydı: “Şiir öylesine ayrı, öylesine apayrı bir dildir ki, başka herhangi bir dile çevirilemez. Hatta yazılmış olduğu kendi diline bile…” Bu nedenle şiir kitaplarının çevirileri çoğunlukla bir hüsranla sonuçlanır. İtalyanca bilmeyen bir insan için Dante “Dante değildir”; İspanyolca gürlemeyen bir Pablo Neruda “Neruda’nın kötü bir taklididir”; Farsça okunmayan Mesnevi de Mevlana’yı anlamamak* demektir!

Can Yücel, Türk edebiyatında bu aşılmaz dağı aşmak için en çok çaba gösterenlerden biridir. Çevirilerinde serbest davranmış, kendi deyimiyle, şiirleri “Türkçe söylemiştir”. Bir örnekle anlatmak gerekirse, Shakespeare’in 66. sonesini Can Baba şöyle “söyler”:

Vazgeçtim bu dünyadan
Tek ölüm paklar beni
Değmez bu yangın yeri
Avuç açmaya değmez

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
Ezilmiş hor görülmüş el emeği göz nuru
Ödlekler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e

Vazgeçtim bu dünyadan
Dünyamdan geçtim ama
Seni yalnız komak var
O koyuyor adama

Peki, Shakespeare’in ne söylediğini merak ediyor musunuz? Satırına dokunmadan, aşağı alıntılıyorum:

Tired with all these, for restful death I cry,
As to behold desert a beggar born,
And needy nothing trimm’d in jollity,
And purest faith unhappily forsworn,
And gilded honour shamefully misplac’d,
And maiden virtue rudely strumpeted,
And right perfection wrongfully disgrac’d,
And strength by limping sway disabled
And art made tongue-tied by authority,
And folly, doctor-like, controlling skill,
And simple truth miscall’d simplicity,
And captive good attending captain ill:
Tir’d with all these, from these would I be gone,
Save that, to die, I leave my love alone…

Can Yücel’in “çevirisine” baktığımızda, 16 . yüzyıl İngilizcesiyle yazılmış metnin içindeki imgelerin “yeniden keşfedildiğini” görmemek mümkün değil. “And captive good attending captain ill”in bir anda “Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e”ye dönüşmesi ya da “mertliğin bozulması” gibi imgelerle, Can Yücel, Shakespeare’in dizelerini, Türk okurlar için anlamını ve ağırlığını kaybetmeyecek bir yere taşır. Bir başka deyişle, “Türkçe söyler”…

Shakespeare’in Hamlet’indeki ünlü “To be or not to be. That is the question!” repliğinin Can Yücel tarafından Türkçe’ye çevrilişi ise bence çok daha mükemmeldir: “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin!”

…Eh be Can Baba! Senin gibi bir adamın ölmesi, ne hain bir ihtimaldir!

Not 1: Aranızda Mesnevi’yi okuyan birileri varsa, sanırım “anlamamak” kısmına bozulabilir. Kusura bakmasınlar ama bu böyle… Eserlerini Farsça yazan Mevlana’yı ya da Sadi’yi günümüz Türkçesiyle okumaya çalışmak, kendi kendine eziyetten başka bir şey değil… Bahçesinde gülü arayan bülbül “Ku! Ku!” diye öterken, aynı zamanda Farsça “Nerede! Nerede!” demektedir. Eğer Farsça bilmiyorsanız, divan edebiyatının da temel direklerinden olan bu kelime oyununu anlayamazsınız. Ve ne yazık ki şiir, bir dile çevrildiğinde geriye “söylenememiş ne kalırsa” odur…

Edebiyat

If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.

Comments

3 Responses to ““Bir ihtimal daha var…””

Leave Comment

(gerekli)

(gerekli)