Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • Diğer maceralar
  • Kampanya
  • İletişim

Necefli maşrapa niyetine…

30 Haziran 2005
edebiyat, firdevsi, iran, efsaneler

Son bir masal. Aslında tam bir masal değil bu, Afganistan sınırının hemen yanı başında, Tus kasabasında yatan bir şairin mezarının başında dinlediğim bir öyküdür bu…

Neyse. Bir varmış, bir yokmuş…

Allahın kullarının şimdiki kadar çok olmadığı dönemlerde, Gazneli Mahmut adında bir sultan yaşarmış. Kudretli mi kudretli, 40 beye hükmeden, Sind’den Çin-i Maçin’e kadar tüm kavimlerin itaat ettiği bir sultanmış…

Çok sevdiği üç de büyük şairi varmış. Bu üç şair, bir gün Keşhef nehrinin yanıbaşında, Tûs kasabasının hemen girişinde, mola vermişler. Dinlenirlerken aralarında şair atışması başlamış. Bir süre sonra yanlarına 8-10 yaşlarında küçük bir çoban gelmiş.

“Aranıza katılabilir miyim? Ben de yarışmak isterim sizlerle!”

Şairler bu küçük çobanın cüretine gülmüşler ve biraz eğlenmek için çobanın teklifini kabul etmişler. Ve bir iki saat sonra küçük çoban, üç şairin de hakkından gelmiş…

Tûs’dan gelen küçük çoban, İran’ın en unutulmuş masallarını dahi ezbere bilmekte ve şiir okuduğu zaman nehir bile akışını durdurmaktadır! Şairler küçük çobanı Gazneli Mahmut’un huzuruna çıkartmışlar…

“Duydum ki, şairlerimi yenecek kadar mahirmişsin!” demiş Gazneli Mahmut. “Hem 5.000 yıllık İran mitolojisinin tamamını da bildiğini söylemişsin!”

“İzin verirseniz size bu 5.000 yılın tüm masallarını kâğıda dökerim” demiş küçük çoban.

Gazneli Mahmut, çobanın dediğine inanmamış;

“Bunca şair yapamadı, sen mi düzeceksin İran’ın tüm efsanelerini kâğıda! Hele bir yap da seni 60 deve yükü altın ile ödüllendireyim.”

“Hay hay” demiş küçük çoban ve çekilmiş huzurdan…

(…)

Ortadan kaybolup tam 40 yıl sonra geri döndüğünde “Firdevsi” adlı bu çoban, kolunun altındaki divân ile Gazneli’nin huzuruna çıkmış.

Şahname isimli bu eser, o güne dek benzeri görülmemiş, mükemmel bir divanmış! Firdevsi’nin divânını alıp odasına kapanan, İran’ın kendinden önceki tüm şahlarını anlatan Şahname’yi kendinden geçercesine 40 gün 40 gece okuyan Gazneli Mahmut, divanı okumayı bitirdiğinde, vaad ettiği 60 deve yükü altını hatırlar. Çare yoktur, bu şaire ödülü her neyse vermek artık “namus borcu”dur!

Kıskançlaşan diğer şairler sultanın kulağına fısıldarlar:

“Sultanım, bu nasıl olsa bir çobandır. Bakır ile altını bile birbirinden ayırt edemez. Onu köyüne yollayın, ardından da bakır yüklü develeri gönderirsiniz!”

Firdevsi köyüne gönderilmiş, ardından da bakır yüklü develer… Develer köye vardığında şair hamamda yıkanmaktaymış. Develer daha uzaktayken bakırın güneşin altında parlamasından sultanın kendisini kandırdığını anlayan Firdevsi, sultanın bu “lütfunu” tellağa bahşiş bırakır! Şairin sultana ettiği “hakaret” muhteşemdir! Artık bütün İran bu bahşiş ile çalkalanırken, yüzyıllar boyu anlatılacak bir hakarete uğrayan Gazneli Mahmut, Firdevsi’yi astırmak için ülkenin dört bir yanına cellatlarını salar!

(…)

Kovalamaca yıllarca sürmüş. Firdevsi her gittiği kasabada halk tarafından saklanır, cellatlar da Firdevsi’yi bir türlü bulamazlarmış…. Uzun yıllar, bazılarına göre tam 30 yıl geçmiş. Bu kovalamaca pişman olan ve artık çok yaşlanmış olan üç şairin, Gazneli Mahmut’a onun birer mısrasını hediye etmelerine kadar sürmüş. Artık kocamış olan sultan,

“Bugüne kadar benim için yazdığınız en güzel mısralarınız bunlar” deyince pişman olan şairler:

“Bizim değil sultanım, ölüm emrini verdiğiniz şairin” dediklerinde hatasını anlamış Gazneli Mahmut…

“Tanrım ben ne yaptım! Hemen o çobanın köyüne 60 deve yükü altını gönderin!”

O gün Tûs’un bir kapısından 60 deve yükü altın girerken, öbür kapısından dört kişinin sırtında bir tabut sessizce çıkmaktaymış…

(…)

Gökten üç elma düştü… Biri benim, biri senin, biri…

Not: Keyfim gelirse, belki bir gün o 60 deve yükü altının nereye harcandığını da anlatırım. Dostlukla.

Kategori
Coğrafya, Edebiyat
RSS Yorumlar
RSS Yorumlar
Trackback
Trackback

« Aşk yeniden Veled mazbût velakin memleket puşt! »

2 yanıt var

çok keyifli devamını dileriz...

edepsiz süvari | 30 Haziran 2005 | 3:31 pm

çok keyifli devamını dileriz…

Günümüzde herkes kendi blogunun çobanlığını yapıyor...

Helplessness | 29 Temmuz 2005 | 5:13 am

Günümüzde herkes kendi blogunun çobanlığını yapıyor…

Yorum gönder

Bu kodları kullanabilirsiniz : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Biliyor Musunuz?


Son Yorumlar

  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi… yazısı için sohbet tarafından yapılan yorum
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? yazısı için istanbul kckcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • Bir geliştirici olmak… yazısı için istanbul kckcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • 10 kaplan gücünde geliyoruz! yazısı için ela kurt tarafından yapılan yorum
  • Blogların gücü adına… yazısı için atakan tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (12)
  • Özgür yazılım (92)
  • Blogger (29)
  • Coğrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • Fotoğraf (11)
  • Hayat (58)
  • Kültür (52)
  • Politika (25)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)

Arşiv

  • Şubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • Ağustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Şubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • Ağustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Şubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • Ağustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal Şalala”
  • Şark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç düşünce…
  • Just for fun!

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • Özlem Pak Işıngör
  • Barış Metin
  • Duygu Özpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma Şevkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Bunları dinliyorum

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox