Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • DiÄŸer maceralar
  • Kampanya
  • İletiÅŸim

Biraz da Firefox!

19 Mayıs 2005
mozilla

Firefox 1.1′in alpha sürümü de diyebileceÄŸimiz Firefox Developer Release sona doÄŸru yaklaşıyor… Dün itibariyle 1.774 adet bugfix ve optimizasyona ulaşılan geliÅŸtirme sürecinde, gelinen nokta hiç fena deÄŸil… 18 Mayıs tarihli son Trunk sürümü itibariyle gelinen nokta ÅŸu:

  • Yeni bir “Seçenekler” arayüzümüz var. Bu yeni pencere, tablara dayanan daha kolay bir arayüze sahip. Cookie (Çerez) yönetimi de büyük ölçüde kolaylaÅŸmış. Her Cookie’ye ayrı bir kural oluÅŸturabiliyorsunuz artık!
  • Scalable Vector Graphics (SVG) desteÄŸi.
  • Sanitize. Tarayıcı geçmiÅŸi, cookieler, cache, kayıtlı ÅŸifreleri tek bir komutla silip izlerini yok etmek isteyen paranoyaklar için birebir!
  • İleri ve Geri (Back & Forward) tuÅŸlarına tıkladığında sitenin cacheden çağırılması. Bugüne dek sadece Opera’da olan bu özellik, gereksiz yükleme sürelerini sıfıra indiriyor.
  • FTP sitelerine anonim olarak baÄŸlanabilme (Nihayet! Adres satırına ftp.xxx.com@xxx gibi ÅŸeyler yazmaktan sıkılanlar için…)
  • Yepyeni bir eklenti (Extensions) sistemi
Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Dylan Dog, Blogger ve kötü bir yazılım…

blogger, çizgi roman, dylan dog

Bir süredir burkinafasafisoya haber giremiyordum. Bunun nedeni zamansızlık ve yıllık iznimden döndükten sonra biriken iÅŸler deÄŸildi… Blogger aracılığıyla bir blog sahibi olanlar bilir, bu blog konsollarının en kötü yanı, size blogunuzda fotoÄŸraf yayınlamanıza izin vermek için abidik gubidik yazılımlar kullanmanızı ÅŸart koÅŸmalarıdır. Serde yayıncılık olduÄŸu için görsel unsuru olmayan bir yazı düşünemediÄŸimden, Picasa’nın bir eklentisi olduÄŸunu öğrendiÄŸim “Hello” modülünü hem evdeki hem de dergideki bilgisayarıma yükledim… Ama kullanabilmek ne mümkün! Hello haftanın iki günü sunucuya baÄŸlanabilmeyi baÅŸarırken, geri kalan beÅŸ gün sırtüstü yatıyordu!

İşin garibi, bu yazılımın ardında Picasa yani Google yazılımcılarının olması. Dünyanın en iyi arama algoritmalarını yazan ekibin “ftp uploading” gibi basit bir iÅŸi beceremiyor olması mümkün mü? Üstüne üstlük bir internet yayıncılığı aracı olan bu aracın UTF8 karakter setini (Bir baÅŸka deyiÅŸle, Türkçeyi de içeren yığınla dilin özel harflerinin doÄŸru gösterilmesini saÄŸlayan uluslararası web standardı) desteklemiyor olması, bir baÅŸka ÅŸaşırtıcı durum!

Bu resmi Flickr ile gönderdim. Web tabanlı yazılımları kullanmak hoÅŸuma gitmese de, daha iyi bir alternatif bulana kadar bununla idare edeceÄŸiz…

Neyse, ekte bir haftadır göndermeye çelıştığım Dylan Dog kapağı var. Çevirisini Murat MıhçıoÄŸlu’na vereli epey oldu. Herhalde yakında Rodeo Yayıncılık’tan çıkar… Türkçe adı “Kaplanın Rüyası” olan ve çevirmeni olarak “iyi bir kurguya sahip olduÄŸunu” rahatlıkla söyleyebileceÄŸim bu macera, İtalya’da 200′ü aÅŸkın Dylan Dog macerası içinde en iyi 10 kapak listesine 6. sıradan girmiÅŸ…

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Blogger, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Ürünlerimizde domuz yağı yoktur, ama kokusu sinmiş olabilir!

9 Mayıs 2005
creative commons, gpl


İnsan hayatını yazmakla para kazanıp, bunu bir iÅŸ olarak yapmaya baÅŸlayınca, yıllık izine çıktığında elini klavyeye sürmek istemiyor. Bu yüzden de ne yalan söyleyeyim, “Yarına da size ÅŸunu anlatırım” dememe raÄŸmen, siteye bir haftadır giriÅŸ yapamadım…

Nerede kalmıştık? Creative Commons’ta sanırım… Creative Commons, patent sisteminin bakış açısına “taban tabana zıt” bir sistem. Bilgiyi “mülkiyet” düzleminde deÄŸil, “paylaşım” tabanında ele alan ve koruyan bir anlayış. “Koruyan” kelimesinin altını tekrar çizmek lazım, bilginin paylaşıma açılması “Hadi arkadaÅŸlar, çalın çırpın. Allah belinize kuvvet vere…” demek deÄŸil. Bilginin korunmasına kısıtlamalardan deÄŸil, özgürlükler penceresinden bakan bir anlayış sadece…

Biraz daha açmak gerekirse: Diyelim ki, merak ettiniz ve yan sütundaki gri logoya bastınız. Karşınıza bir Creative Commons lisans sözleÅŸmesi gelecek… ÖrneÄŸin benimkisi “by-nc-sa/2.0″ lisansı. Türkçe mealiyle söylemek gerekirse; “Bu sitede yer alan tüm bilgileri ticari olmayan amaçlarla kullanabilir, kaynağını göstermeniz ÅŸartıyla üçüncü ÅŸahıslara da rahatlıkla dağıtabilirsiniz” demek… Creative Commons içindeki onlarca farklı lisans modelinden sadece biri, hatta “en kısıtlayıcılarından” biri bu. EÄŸer dilerseniz, kendi ürettiÄŸiniz içeriÄŸi baÅŸkalarının ticari kullanımına da açabilir, kaynak belirtmesini ÅŸart koÅŸmayabilir ya da içeriÄŸinizin her türlü kullanımını sadece “geliÅŸmekte olan ülkeler” yararına açabilirsiniz. Bunun için “Developing Countries Licence” diye bir lisans modeli bile var.

Ben parasını yazı yazarak kazanan bir fakir olduÄŸum ve bir sonraki ayın dergisine girecek yazıların bir kısmını önceden buraya koymayı düşündüğüm için :), sitedeki içeriÄŸin ticari amaçlarla kullanılmasına izin vermemeyi tercih ettim….

Bu arada, Creative Commons bir “kağıttan kaplan” da deÄŸil. Yakın bir gelecekte Yahoo ve Google resim arama motorları, salt bu lisans modeli ile dağıtılan resimler için özel bir bölüm yaratacak. Orta vadede resim aramalarının sadece bu lisans modeli ile dağıtılan resimlerle sınırlandırılması da söz konusu. Özellikle Google arama motoru sayesinde Türk medyasında “resim araklama” vakalarının çok artması, bu tür global bir önlemi gerektiriyordu…

Belki size çok garip gelecek ama Bill Gates’i en çok korkutan geliÅŸmlerin başında, dünyada her geçen gün gücünü arttıran Copyleft akımı ve onun türevleri olan lisans modelleri geliyor. Creative Commons (CC), General Public Licence (GPL), GNU Free Document Licence (GFDL) gibi paylaşımı esas alan, bir baÅŸka deyiÅŸle “açık kaynak kodlu” lisans modellerinin onun başına ne iÅŸler açtığını zaten biliyorsunuz. Linux’un baÅŸarısı ortada…

Bill Gates’e Creative Commons’u sorduklarında “Bırakın bu eski komünist ayaklarını” mealinde bir ÅŸeyler söylemiÅŸ. Creative Commons’cular hemen Sovyetler dönemindeki Aeroflot‘un ünlü sembolünden bir bayrak üretmiÅŸ. Copyright’ın C’sini tersine çevirmiÅŸler, eh bayrakta da “komünist ayakları” denilen nane de “gani gani” mevcut, olmuÅŸ mu size en güzelinden bir Copyleft arması!

Not: Bu makale ile birlikte siteye bir göz atınca, sitenin fazla “sol kokmaya” baÅŸladığını hissettim. Sitemizde zinhar komünistlik olmayıp, muhalif duruÅŸumuz yandaki bantın en üstünde bahsi geçen “Tersine Dünya” özleminden ibarettir. Zaten “posbıyık“tan da hiç hazzetmeyiz. Ürünlerimizde domuz yağı yoktur, ama kokusu sinmiÅŸ olabilir…

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Blogger, Politika, Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Patent “bilim adamı”nı deÄŸil, bilginin “mülkiyetini” korur!

3 Mayıs 2005
patent, creative commons, gpl


Biliyorum, Focus gibi bir “popüler kültür ve bilim” dergisinin Yazı İşleri Müdürü’nün bunu söylemesi çok alışıldık birÅŸey deÄŸil… Eh, ne de olsa bu tartışmanın öbür yanında duranların arasında ilaç endüstrisi, yazılım ÅŸirketleri, elektronik devleri ve hepsinden önemlisi “reklamveren” var…

Sanat ve fikir ürünlerinde patent uygulaması, Venedik Cumhuriyeti’nde 1470′lerde ortaya çıkan bir uygulama. Asıl kurumsallaÅŸmasını ise 1790′da, ABD baÅŸkanı Thomas Jefferson’un Amerikan Patent Enstitüsü’nü bizzat kurmasıyla yaÅŸamış. Oradan da Paris ve Londra’ya sıçramış. Patent çılgınlığının Amerika’yı sarması ise tam iki asır sonrasına, 1980′lerde elektronik endüstrisinin ÅŸaha kalkmasıyla yaÅŸandı. İnsanlar zengin olma hayaliyle akla gelebilecek herÅŸeyin patentini almaya baÅŸladılar. Patent yasalarının yetersizliÄŸi buna da izin veriyordu…

Bugüne dek nelerin patenti alınmadı ki? ÖrneÄŸin, saçları tepeden açılan arkadaÅŸlarını yanlardan uzattıkları lülelerini tepelerine atarak kellerini sakladığı saç tarama biçimi! Sahil beldelerimizin vazgeçilmezlerinden biri olan bu saç stilinin patenti, 1977′de uyanık bir Amerikalı tarafından 4.022.227 no’lu buluÅŸ olarak alınmış!

Daha yakın zamanlara gelelim mi? ÖrneÄŸin Amazon.com’un internet üzerinde tek tıklamayla alışveriÅŸ sürecini bitirmenin patentini alması! Åžaka deÄŸil, bugün dünyanın tüm e-maÄŸazaları alışveriÅŸ iÅŸlemini tek tıklama ile halledebilmek için Amazon’un patronuna para ödemek zorundalar! Bu birÅŸey mi? Lycra, teflon derken bildiÄŸimiz naylonun bile patenti alınmış durumda!

Patentlerin en korkuncu ise hiç şüphesiz, ilaç endüstrisinin devleri tarafından alınan patentler. 1800′lerdeki sömürge çağını anımsatırcasına, dünyanın tropik ormanlarından getirilen doÄŸal özleri çoktan aralarında paylaÅŸmış durumdalar. Bu maddelerin milyon dolarlık laboratuarlarda bulunan yeniden üretim yöntemleri, patentlerin sonsuz güvencesi altında çok daha büyük kârlara dönüşecekleri günü bekliyorlar.

İlaç firmalarının kâr hırsı yüzünden, bugün AIDS’in hastalıklı bünyede ilerlemesini durduran ilaçlar, Afrika’da hastalığa tutulan 30 milyon insana iletilemiyor. İlaç firmalarının Amerika’da kutusunu 1.200 dolara sattığı bu ilaçlar, patentsiz üretilmeleri halinde, sadece 30 dolara mal edilerek, milyonlarca Afrikalının ölmesini engelleyebilir!

Neyse, ne demiÅŸtik: “Patent bilim adamını deÄŸil, bilginin mülkiyetini korur…” Burada aklıma Dante’nin İlahi Komedya’sının ilk satırları geliyor: “Hayat yolunun ortasında/ kendimi koyu bir karanlıkta buldum…”

Cahit Sıtkı “patenti alınmamış” bu mısraları ödünç alıp, “YaÅŸ 35/ yolun yarısı eder/ Dante gibi ortasındayız ömrün…” der. İlahi Dante Alighieri! İyi ki bu alemin uyanığı olmaya sen de niyetlenmemiÅŸsin! Yoksa kim yazacaktı senden sonra “35 yaÅŸ” ÅŸiirini?

———————-
Not: Tüm bu hikayeyi neden yazdığımı ve yan sütundaki CC (Creative Commons) simgesinin ne demek olduÄŸunu yarın anlatacağım…

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Blogger, Politika, Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Sosyalizm: Şişede durduğu gibi durmuyor mübarek!

2 Mayıs 2005
politika, ödp, aziz nesin


Sene 1995 ya da 96 olsa gerek… Yazı yazmak için her zamankinden fazla yanıp tutuÅŸtuÄŸum yıllar.. Cumhuriyet gazetesinde (-ki o zamanlar Cumhuriyet, ÅŸimdikinin aksine ciddi bir gazeteydi) gördüğüm küçük bir haber, hayatımı deÄŸiÅŸtirdi. Çünkü gerçek gazeteciliÄŸi bu sayede öğrendim. Anımsadığım kadarıyla aÅŸağı yukarı şöyle bir ÅŸeydi ilan:

“Söz dergisi çıkıyor. Yazarları arasında Sadun Aren, YaÅŸar Kemal, ….. ve Aziz Nesin’in bulunduÄŸu haftalık haber dergisi Söz, ilk sayısını önümüzdeki hafta çıkarıyor”

“Tarihe dokunmaya” inanan bir insanımdır. Aziz Bey ile aynı dergide çalışmak! Bugün bile düşüncesi beni heyecanlandıran bu fikirle, İstiklal Caddesi’nin arka sokaklarından birindeki Söz dergisinin kapısına dayandım: “Merhaba ben sizinle çalışmaya geldim, maaÅŸ falan istemiyorum, bana oturacağım bir sandalye verin yeter…”

MaaÅŸ ne kelime, üstüne para bile verebilirdim! Ve bir anda kendimi Türk solunun efsane isimlerinin arasında buldum. Nasıl olmasın ki? 12 Eylül sonrasında yurtdışında birleÅŸerek TBKP’yi oluÅŸturan eski TKP ve TİP’liler, Kurtuluşçular, Emek Hareketi, Troçkistler kimi ararsanız oradaydı!

“Solun daha solundakilerin” darbe sonrasında ilk kez ayaÄŸa kalktığı günlerdi. Sosyalist Birlik Partisi (SBP) bu gruplarla birleÅŸip, önce BirleÅŸik Sosyalist Parti’ye (BSP); oradan da yanına Troçkistleri ve “kolejli solcular”ı yani Dev-Yol’cuları alarak bugünkü Özgürlük ve Dayanışma Partisi‘ne (ÖDP) dönüşecekti… Eski hatalar tekrarlanmayacak, Avrupa tipi bir “gökkuÅŸağı koalisyonu” kurularak, giderek saÄŸa kayan Türkiye ve merkez sol politikalar tekrar sola çekilecekti… Artık asık suratlı olunmayacak, sadece ve sadece “aÅŸkın ve devrimin partisi”ni kurgulayacaktık!

Olmadı. Bunun nedenlerini ve sonuçlarını tartışmak, muhtemelen bu “blog”un sayfalarına sığmaz. Neyse, tüm bu girizgâhı niye yaptım, onu anlatayım… Dergi satışlarının tepetaklak aÅŸağı gittiÄŸi günlerde, Söz’ün neden satmadığına dair kafa patlatmaya baÅŸlamıştık! Hayır, ekip canavar gibiydi, gündemi sarsıyorduk ve her hafta Hürriyet gazetesi konularımızdan birini manÅŸetine çekiyordu… O halde sorun neredeydi?

Ansızın derginin penceresinin baktığı sokağın adının farkına vardık! Tüm ekip kahkahalarla gülüyordu. Åžimdilerde Güzel Sanatlar Akademisi “Pera”nın bulunduÄŸu bu sokağın adı ne miydi? “Mücadele Çıkmazı”… :)

Neyse, geçmiÅŸ 1 Mayıs bayramı hepinize kutlu olsun! Bu arada ÅŸiÅŸenin üzerindeki terkibe de dikkat edip, serin yerde “muhafaza edin” olur mu?

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Politika
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

“Serüven doÄŸudan yükselir”

1 Mayıs 2005
çizgi roman, hayat


“Dünya çizgi romanında Türk imgesi” konulu yazım bu ayki Focus‘ta… Açılış resmi, İnkilap Yayınevi’nin son dönemde çıkarttığı “Cin”den…

Bugünlerde yıllık iznimi kullandığım için, uzun zamandır ertelediÄŸim iÅŸleri tamamlamaya çalışıyorum. Önümdeki “yapılacaklar listesi” şöyle:

1- “Birgün nasıl olsa vakit bulur, uzun uzun okurum” dediÄŸin kitapları (örneÄŸin Surname) oku…
2- Bol bol “Hearts of Iron II” oyna. Önce Almanya olup Stalingrad’ı al, sonra da de Gaulle olup direniÅŸi örgütle… Dünyayı fethet!
3- Uzun süredir aramadığın arkadaşlarını ara.
4- İstanbul Kütüphanesi’ne git.
5- YavaÅŸ yavaÅŸ yürüyerek keÅŸfetmek istediÄŸim sokaklar vardı. Oralarda yürü…

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Hayat, Çizgi roman
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Next Entries »

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Biliyor Musunuz?


Son Yorumlar

  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi… yazısı için sohbet tarafından yapılan yorum
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? yazısı için istanbul kücükcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • Bir geliÅŸtirici olmak… yazısı için istanbul kücükcekmece satilik daire tarafından yapılan yorum
  • 10 kaplan gücünde geliyoruz! yazısı için ela kurt tarafından yapılan yorum
  • Blogların gücü adına… yazısı için atakan tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (12)
  • Özgür yazılım (92)
  • Blogger (29)
  • CoÄŸrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • FotoÄŸraf (11)
  • Hayat (58)
  • Kültür (52)
  • Politika (25)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)

ArÅŸiv

  • Åžubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • AÄŸustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Åžubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • AÄŸustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Åžubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • AÄŸustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal Åžalala”
  • Åžark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç düşünce…
  • Just for fun!

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • Özlem Pak Işıngör
  • Barış Metin
  • Duygu Özpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma Åževkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Bunları dinliyorum

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox